9. Denizdeki Ateş / Fuocoammare

Paylaş
fire-at-sea-2016-002-boy-on-boat

Fırat Yücel

“Avrupa sizin için bugün ne ifade ediyor?” Avrupa Birliği’yle ilgili bir broşürde sorulan bu soruya Gianfranco Rosi, “Avrupa bir toplu mezarlık, Akdeniz’in sularında yatan binlerce ceset var” gibi bir cevap veriyor. Rosi’ye bu cevabı verdiren şey Lampedusa Adası’nda Denizdeki Ateş’i çekmesi hiç kuşkusuz. Bir önceki belgeseli Sacro GRA’da (2013) Roma’yı çepeçevre kat eden otobanın kenarındaki yaşamlara bakan yönetmen, Denizdeki Ateş’te de benzer bir şey yapıyor, adanın dört bir yanında ve suyun üzerinde birbirinden habersiz geçip giden hayatlara bakıyor. Su olduğu kadar susuzluk, yerleşiklik
olduğu kadar yersiz yurtsuzluk, nefes alıp vermek kadar nefessizlik, görmek kadar görememek üzerine bir belgesel Denizdeki Ateş. Italo Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’i sadece Sacro GRA’ya değil bu filmine de ilham vermiş sanki Rosi’nin. Mesafeli gözlemciliği, ölüme ve acıya ancak kurguladığı hikâyeye hizmet ettikleri oranda yer vermesi pek çok kişi
için etik sorunlara işaret edebilir. Ama bu hikâyeci tavrıyla filmin ‘bu ada, bu şehirler, bu kıtalar bambaşka tasarlanabil- irdi, bu sınırlar olmayabilirdi’ duygusunu harekete geçirdiği unutulmamalı. Eğer, sol gözünde tembellik olan bir çocuğun ciğerlerine tam alamadığı havanın bir başka insan için ‘hayat’ anlamına geldiğini düşündürtebiliyorsa Denizdeki Ateş, o zaman politik sözü de, imgesi de en az Rosi’nin “Avrupa nedir?”e verdiği cevap kadar sert ve tavizsiz demektir.

>>>

Paylaş