Paylaş

-1- -2- -3- -4- -5- -6- -7-

the-square-de-ruben-ostlund,M453190

Altın Palmiye’yi Ruben Östlund’un ‘The Square’inin aldığı Cannes’da jürinin Robin Campillo, Sofia Coppola, Andrey Zvyagintsev ve Lynne Ramsay’nin filmlerini görmezden gelmemesi de sevindiriciydi.

Eren Odabaşı

70. Cannes Film Festivali’nin ödülleri Pazar akşamı düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Başkanlığını Pedro Almodóvar’ın üstlendiği jüri Altın Palmiye’yi Ruben Östlund’un beğeniyle karşılanan ancak en büyük ödülü alacak ölçüde heyecan yaratmayan The Square filmine verdi. İki buçuk saate yaklaşan süresiyle festivalin en uzun ve iddialı filmlerinden olan The Square, prestijli bir müzenin artistik direktörlüğünü yapan başkarakteri Christian vasıtasıyla farklı kollardan akan bir öykü anlatıyor. Bir yandan Christian’ın filmin başında çalınan cüzdanını geri almak için yaptığı absürd bir plan söz konusu, diğer yandan müzenin filme ismini veren yeni projesinin sansasyonel tanıtım kampanyası. Artistik direktörün Amerikalı bir gazeteciyle yaşadığı ilişki veya müzeye konuk olan ve Dominic West’in canlandırdığı başka bir sanatçının yan hikâyesi derken, film odak noktasını bir nebze yitiriyor. Fazla uzun ve dağınık oluşuna rağmen The Square’in keyifle izlenmesinin birinci sebebi Östlund’un daha önceki filmlerinden de alışık olduğumuz mizah duygusu. Yönetmen, daha açılış sahnesindeki söyleşiden itibaren sanat dünyasının içi boş kavramlarıyla alay etmeye başlıyor. Hikâye farklı yönlere gittikçe modern Avrupa toplumlarındaki güvensizlikler, ırk kökenli çatışmalar ve önyargılar gün yüzüne çıkıyor ama filmin baştan sona tutarlı olan temel meselesi sanat dünyası üzerinden Batı Avrupa’nın refah düzeyi hayli yüksek olan bir kesimini eleştirmek. Film bu eleştiriyi hakkıyla yapıyor ama söylediği şeyler daha önce de defalarca anlatılmış, hatta sırf bu festivalde bile Haneke ve Lanthimos gibi yönetmenler tarafından da dile getirilmiş şeyler. The Square bana kalırsa sözünü ettiğim dağınıklığı ve nerede duracağını bilemeyişi sebebiyle Altın Palmiye kadar büyük bir ödülü hak etmiyor ancak bariz bir favorinin çıkmadığı ve herkesi mutlu edecek bir Palmiye adayının bulunmadığı bir senede ödüllendirilmesi rahatsız edici bir karar da değil.

Eleştirmenlerin en sevdiği filmlerden biri olan ve FIPRESCI ödülünü de alan 120 Beats Per Minute’in (120 Battements par Minute) ikincilik anlamına gelen Jüri Büyük Ödülü’ne layık görülmesi kimseyi şaşırtmadı. Beni en çok sevindiren ödül ise The Beguiled ile Sofia Coppola’ya giden yönetmenlik ödülü oldu. Coppola’nın karanlık bir mizah duygusu ile rüyavari bir atmosferi ustalıkla iç içe geçirmesi yoğun takdir toplamıştı. Aslında jüri, ABD’den gönderdiği teşekkür notunda Altın Palmiye sahibi tek kadın yönetmen Jane Campion’ın adını alan Coppola’ya en büyük ödülü verme fırsatını tepti, yetmişinci yıl özel ödülünü alan Nicole Kidman da rahatlıkla The Beguiled’daki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alabilirdi. Ama yine de en iyi yönetmen gibi büyük bir ödülden sonra filmin hakkının yendiğini iddia edecek değiliz. Zaten Fatih Akın’ın genel olarak sevilmeyen In The Fade (Aus dem Nichts) filmini beğenmeyenler bile kadın oyuncu ödülünün festivalin en gösterişli performansını veren Diane Kruger’a gidebileceğini düşünüyordu. Eleştirmenlerin en fazla beğendiği filmlerden olan Loveless (Nelyubov) da ödülsüz kalmadı ama çoğu kişi filmin Jüri Ödülü’nden daha büyük bir ödülü hak ettiği konusunda hemfikir.

Gecenin diğer büyük galibi ise iki ödül birden kazanan You Were Never Really Here oldu. Bu sene En İyi Erkek Oyuncu kategorisinin favorileri arasında Robert Pattinson, Dustin Hoffmann, hattâ Adam Sandler gibi ünlü isimler vardı ama ödülü son derece hak edilmiş biçimde kazanan aktör, Lynne Ramsay’nin yaratıcı ve güçlü filminde iz bırakan Joaquin Phoenix oldu. Film ayrıca En İyi Senaryo ödülünü Yorgos Lanthimos’un The Killing of a Sacred Deer’iyle paylaştı. Aslında bu iki film de senaryolarından ziyade görsel dünyaları ve yönetmenlikleriyle ön plana çıkan çalışmalar. Ama festivallerde senaryo ödülü çoğu zaman jürinin adını anmak istediği fakat daha büyük bir ödül veremediği filmleri onurlandırmak için kullanılıyor. Bu nedenle jürinin tercihi o kadar da anlaşılmaz değil.

Bütün yarışma filmleri ve yan bölümlerde gösterilen çok sayıda filme dair yorumlarımızı içeren kapsamlı bir Cannes değerlendirmesi, Altyazı’nın yaz sayısında yer alacak. Jürinin dağıttığı ana ödüllerin tam listesi şöyle:

Altın Palmiye: The Square (Ruben Östlund)
70. Yıl Özel Ödülü: Nicole Kidman
Jüri Büyük Ödülü: 120 Beats Per Minute (Robin Campillo)
En İyi Yönetmen: Sofia Coppola (The Beguiled)
Jüri Ödülü: Loveless (Andrey Zvyagintsev)
En İyi Kadın Oyuncu: Diane Kruger (In The Fade)
En İyi Erkek Oyuncu: Joaquin Phoenix (You Were Never Really Here)
En İyi Senaryo: Lynne Ramsay (You Were Never Really Here) ve Yorgos Lanthimos & Efthymis Filippou (The Killing of a Sacred Deer)

Paylaş