Paylaş

-1- -2- -3- -4- -5- -6- -7-

C9Sg-3gWsAAlU5e

Teknik sorunlar ve çeşitli tartışmalarla devam eden Cannes Film Festivali’nde, 120 Beats Per Minute, Okja ve Jupiter’s Moon filmleri izleyici karşısına çıktı.

Eren Odabaşı  

Şu âna kadar izleyici karşısına çıkan yarışma filmlerine bakılacak olursa 2017 Cannes Film Festivali için pek sağlam bir sene değil. Fransız eleştirmenler Robin Campillo’nun 90’lı yılların başındaki AIDS salgını sırasında geçen 120 Beats Per Minute (120 Battements par Minute) filmini yere göre sığdıramıyor fakat bana kalırsa neredeyse iki buçuk saat süren bu film, uzun bir dersi andırıyor. İlaç şirketlerini protesto eden ve gençleri AIDS hakkında bilgilendirmeyi amaçlayan bir aktivist grubun üyeleri arasında geçen film, grubun toplantılarına ve tartışmalarına geniş yer ayırıyor. Çok fazla yan hikâye ve filmin derdini fazlasıyla açık biçimde dile getirmeyi hedefleyen diyaloglar arasında öykünün temelinde yatan duygusal yoğunluk kayboluyor. Derin aşklar ve tutkular peşinde hayatlarını kaybeden insanlara dair bir film bu, ama bu çıkış noktasından beklenecek şiirsel ya da tensel etkiden uzak bir film de aynı zamanda. Campillo’nun büyük çaplı ve kişisel bir hikâyeyi perdeye taşıma çabası takdire şayan, ama 120 Beats Per Minute ne yazık ki kuru ve didaktik bir belge olarak kalıyor.

okla-32367_r

Netflix’in yapımcılığında çekilmesi ve Fransa’da vizyona girmeyecek olması sebebiyle hayli tartışma yaratan Okja seçkinin en keyifli filmlerinden biri. Her şeye maddi değer biçen şirket kültürüne dair bir satir olarak tanımlanabilecek filmin en önemli meziyeti, farklı türleri akışkan biçimde bir araya getirmesi. Yönetmen Bong Joon Ho, izleyiciyi bir an güldürüp bir an ağlatmayı ve birbirinden heyecanlı kovalamaca sahnelerini filmine yedirmeyi başarıyor. Son derece bariz bir satir bu, Güney Kore’de bir köyden New York’a uzanan öykü de tanıdık şablonları takip ediyor. Ama Bong sevimli, dev bir ‘süper domuz’ olan Okja ve onun bakımını üstlenen Mija arasındaki dostluğu o kadar hoş biçimde perdeye taşıyor ki, öykünün tahmin edilebilirliğine göz yumup yolculuktan büyük keyif almak mümkün. Birinci sınıf görsel efektleri ve hareketli sinematografisi sebebiyle büyük perdede görülmeyi hak eden bir film Okja; umarım Cannes sonrasında televizyonlara ulaşmadan önce sinemalara da konuk olabilir.

jupiters-moon1

Şu âna kadar bana en çok keyif veren film Kornel Mundruczo’nun Avrupa’daki göçmen sorununu uçabilen (!) bir Suriyeli vasıtasıyla anlattığı Jupiter’s Moon (Jupiter Holdja) oldu. Mundruczo bu tuhaf filmi bir opera gibi tasarlamış; görkemli uzun planları, baskın müzikleri, dikkat çekici renkleri ve ışık çalışmasıyla görsel-işitsel aşırılık peşinde koşan bir film söz konusu. Sınır bölgesindeki açılış planı nefes kesiyor, filmin başkarakteri olan doktorun mülteci karakterin doğaüstü güçlerini keşfetmesinden sonra birbirinden şaşırtıcı sahneler birbirini izliyor ve Budapeşte’deki büyük, şaşaalı bir oteldeki final bölümü de heyecanla izleniyor. Mundruczo tutarlı bir hikâye anlatmak konusunda pek başarılı değil. Ama Müslüman bir karakteri Hıristiyan ikonografisinden imgelerle çevreleyerek anlatmak, hemen her sahneye beklenmedik detaylar eklemek ve Avrupalı polisleri Ortadoğu’dan gelen göçmenlere kıyasla daha tehlikeli ve şiddet yanlısı olarak betimlemek filme son derece kayda değer ilginçlikler kazandırıyor.

beauty-and-the-dogs

Yan bölümlerde en çok dikkat çeken filmler ise rahatsız edici bir tecavüz hikâyesini psikolojik ve politik açıdan nüanslı biçimde anlatan, sadece dokuz kesintisiz hareketli plandan oluşan görsel yapısıyla da dikkat çeken Tunus filmi Beauty and The Dogs (Aala Kaf Ifrit) ve Valeska Grisebach imzalı Alman filmi Western oldu. Belgesele yaklaşan bir üslupla çekilen Western, Bulgaristan’da bir inşaatta çalışan Alman işçileri takip ederken yakaladığı detaylar vasıtasıyla erkekler arası rekabet, milliyetçilik ve kültürel arası iletişimin zorluğu, dostluk ve düşmanlık arasında sürekli değişen dengeler gibi temalara el atıyor. Gösterişsiz ama huzursuz edici, düşündürücü bir film bu.

Önce organizasyondaki belirsizlikler nedeniyle Wonderstruck gösterimi gecikmeli başladı, sonra görüntü formatındaki yanlışlık sebebiyle Okja gösterimi bir süre aksadı, son olarak ise salonda sahibi belirsiz bir paket bulunması üzerine Michel Hazanavicius’un yeni filmi Le Redoutable planlanan saatte basına gösterilemedi. Tüm bu sorunlara rağmen Cannes Film Festivali Michael Haneke, Sofia Coppola ve Hong Sang Soo gibi yönetmenlerin son filmleriyle devam edecek.

Paylaş