Tereddüt: Gizli Gizli Sigara İçer Gibi

Paylaş
Tereddut02

Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma’sında beş ödül kazanan Tereddüt birbirinden son derece farklı görünen iki kadının öykülerine odaklanıyor. Bir dalgalanıp bir durulan ya da sislerin ardında kaybolan Karadeniz’in hallerinin işaretlediği dönemeçlerle hikâye ilerlerken iki kadın da yaşadıkları boğulma hissinin derinliklerine iniyorlar.

Senem Aytaç

Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmi Tereddüt suyun altında, sanki hep birlikte boğuluyormuşuz hissi veren bir kadrajla açılıyor. Filmin adı, kamera su yüzüne çıkarken beliriyor. Sonra yeniden dalgalar yutuyor kadrajı. Kapalı bir perdenin önünde dışarı bakan bir kadın görüyoruz. Daha doğrusu tuhaf bir şekilde kapalı perdeye bakan bir kadın; zira perdenin ardı görünmüyor. Az sonra, kadın o perdeyle örtülü kapıyı açıp dışarı çıkarken, bu kez dışarısı beyaza düşüyor; tanımsız, belirsiz bir beyazlık. Filmin en başında hep beraber denizin dibinde olmamız boşuna değil elbette. Psikiyatrist Şehnaz’ın, arkasını göstermeyen bir perdeye dalgın dalgın bakıyor olması da, kapıyı açtığında bembeyaz, tanımsız bir dünyaya çıkması da boşuna değil. Tereddüt, filmin başında henüz dışarıdaki dalgalarla boğuşmaya başlamamış bir kadının öyküsünü anlatacak çünkü bize ve öykü ilerledikçe, en doğrudan anlamıyla, bastırılmış şeyler yavaş yavaş su yüzüne çıkacak. Denizin dalgaları film boyunca, bu gördüğümüz kadının, Şehnaz’ın ruh hâlini neredeyse aynalayacak. Kocası ve kayınvalidesi evde ölü bulunan zavallı Elmas neredeyse katatonik bir hâlde ona getirildiğinde, onu yavaş yavaş açmak, travmasını çözmek de psikiyatrist Şehnaz’a düşecek. Fakat Şehnaz, Elmas’ı çözeyim derken, kendisi de çözülmeye başlayacak. Elmas ile Şehnaz birbirlerinden güç alacak ve bir anlığına dahi olsa kafalarını suyun üzerine çıkarıp nefes almaya çalışacaklar.

Tereddüt, iki farklı sınıftan iki kadının yollarının kesişmesinin, birinin dile gelen hikâyesinin diğerinin hayatına değmesinin; dolayısıyla aslında tüm kadınların hikâyelerinin birbirine güç verdiği bilgisinin de filmi. İki kadın kahramanın öyküsü.

İki Kadın

Tereddüt, hikâyesini birbirine hiç benzemeyen, iki bambaşka kadın karakter üzerine kuruyor. Bambaşka olmalarının altı kalın çizgilerle çizili. Biri on sekizine basmadan apar topar evlendirilmiş (yeni elbisesi uzun geliyor boyuna, kocası “kısaltırız, o önemli değil” diyor), sabahtan akşama ev işi yapan, kaynanasına bakan, kocasının sokağa çıkmasına dahi izin vermediği ve düzenli olarak tecavüz ettiği Elmas. Gününün tek güzel ânı, kocasını işe yolladıktan sonra ve kayınvalidesine bakmadan önce gizli gizli içtiği sigarası. Diğer kadın ise, bu sahil kasabasına mecburi hizmetini yerine getirmek üzere gelen; aslında şömineli ve kedili bir evde, akşam yemeği için risotto pişiren bir adamla yaşayan psikiyatrist Şehnaz.

Tıpkı Elmas ve Şehnaz gibi, filmin iki de bambaşka erkeği var dolayısıyla. Biri, ona verilen “erkeklik” görevlerini yerine getirmeye çalışan, filmde ismi bile zikredilmeyen zavallı ‘koca’. Diğeri, elinde dizüstü bilgisayarı sabahtan akşama porno izleyen, işyerindeki başarısını viski içip kahkahalar atarak kutlayan, mimar Cem. Biri alt biri üst sınıftan, biri muhafazakâr biri seküler, farklı yaşam ve ilişki biçimlerine sahip iki heteroseksüel çift. Fakat Tereddüt, asıl olarak kadınların hikâyesiyle ilgilendiğinden olsa gerek, erkek karakterlerine çok da geniş yer vermiyor. Onları, Elmas ve Şehnaz gibi derinlikli karakterler olarak çizmek yerine, tabiri caizse, Koca 1 ve Koca 2 olarak bırakmayı seçiyor. Bu, erkek karakterlerin kol gezdiği ve kadınların sadece erkeklerin “bir şeyi” (annesi, karısı, sevgilisi…) olarak tanımlandıkları hâkim alana, yerinde bir müdahale olarak okunabilir elbette. Diğer yandan, bir üçüncü erkeğin –ismiyle müsemma Umut’un– varlığı (her ne kadar kendisiyle ilgili olarak diğer iki karakterden daha fazla bilgimiz yoksa da), bir iyi erkek/kötü erkek ayrımına sebep oluyor (Umut, üzerindeki toplumsal cinsiyet baskısı yüzünden kadın karakterlerle özdeşleyemeyecek olan “sıradan” bir erkek izleyicinin özdeşleşmesi için bir sığınak olarak da görülebilir pekâlâ). Umut, aynı zamanda, psikiyatrist Şehnaz’ın yaşayacağı büyük kırılmanın da katalizörü. Hatta belki, Elmas’tan da çok, Umut’un payı var Şehnaz’ın “özgürleşmesinde”. Çünkü Şehnaz’ın, Cem’in kendine olan hayranlığını tatmin etmek üzere sömürdüğü bir bedenden ibaret olduğunu kavramasına ve ilişkisinin kendisine zarar verdiğini anlamasına yarayan en önemli gelişme, Umut’la sevişmesi. Cem’in seks iştahına yetişebilmek için, zevk almadığı hâlde Cem ile sevişen Şehnaz’ın, film boyunca ilk ve tek olarak Umut’la sevişirken haz aldığına tanıklık ediyoruz. Şehnaz’ın kendi bedeniyle ve ilişkisiyle yüzleşebilmesine en çok Umut katkı sağlamış oluyor dolayısıyla. Elmas’ın travmasını atlatmaya başlayarak hatırlamaya ve anlatmaya başlaması süreciyle de birleşince, Şehnaz’ın o güne kadar bilinçaltında sakladığı şeyler, rüyalarından başlayarak su yüzüne çıkıyor yavaş yavaş. Fakat bu noktada, çok daha önemli bir şey var. Şehnaz’ın kocası Cem’le ve Umut’la sevişmelerini, yani bu iki karaktere ve Şehnaz ile ilişkilerine dair en önemli bilgilerin verildiği, iki ilişki biçimi arasındaki farklılıkların ne olduğuna dair filmin asıl sözünü söylediği, Şehnaz’ı filmin sonuna da taşıyacak olan en önemli kırılma noktalarının gerçekleştiği bu bölümleri, Türkiyeli seyirciler olarak izleyemeyeceğimiz gerçeği.

Kendine Ait Bir Film

Dünya prömiyeri Toronto Film Festivali’nde yapılan altıncı uzun metrajı için Yeşim Ustaoğlu, Türkiye’de film yapan yönetmenlerin büyük çoğunluğu gibi Kültür Bakanlığı’ndan destek aldı. Daha önceleri çeşitli vesilelerle Altyazı’da da değinildiği üzere, Kültür Bakanlığı’ndan alınan desteğin şartlarından biri de filmin ‘18 yaş üzeri’ sınıflandırma almaması gerekliliği. 18+ olarak sınıflandırılan filmler, bakanlıktan aldıkları desteğin tamamını geri ödemekle yükümlü tutuluyor. Daha önce Deniz Akçay’ın Köksüz (2013)ve Onur Ünlü’nün İtirazım Var (2014) filmleri, beklenmedik biçimde 18 yaş sınırlaması almış ve her iki film de çeşitli badireler atlatmıştı.1 Yeşim Ustaoğlu’nun toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgilenen ve aile içi tecavüzü odağına alarak kadınlar üzerindeki erkek tahakkümünü konu edinen filmi de, sevişme sahneleri yüzünden 18 yaş sınırı alacağı ve eğer böyle olursa bakanlık desteğini geri ödemek zorunda kalacağından, Türkiye’deki sinemalarda sevişme sahneleri sansürlenmiş hâliyle gösterilecek. Yani, Yeşim Ustaoğlu’nun sözünü sakınmadan söylemek üzere çektiği filmin sesi size ya ulaşamayacak ya da en iyi ihtimalle kısık ulaşacak.

Böylece Tereddüt, dert edindiği meseleler üzerine söz üretmek isterken bizzat kendi karakterleri gibi şiddete maruz kalacak (bir filmin üretenlerin iradesi dışında kesilmesi gibi sansür uygulamaları pekâlâ şiddet içeren eylemlerdir) ve onlardan birine, yani bir kurbana dönüşecek. Malum, paterfamilias, yani aile babası, asıl olarak ekonomik gücü elinde bulundurduğu için, ailenin diğer fertlerinin, karısının, kızının tasarrufunu da elinde bulundurur. Onların sahibi olur. Aile içindeki bu yetkenin erkekte toplanması, onun tahakkümünü mümkün kılar; tecavüz de dahil olmak üzere aile içindeki diğer bedenler üzerinde her tür sömürüye zemin sağlar. Kültür Bakanlığı da, sinema üzerindeki ekonomik gücü elinde tutarak benzer bir yetke kazanıyor ve bunu filmler üzerinde tahakküm kurma hakkı olarak sömürüyor. Böylece Tereddüt, öznesi olmaya çalıştığı meselenin nesnesine dönüşüveriyor. Türkiyeli seyirciler olarak bizim için ise geriye, vizyonda olmasa bile festivallerde sansürsüz gösterilme şansı olan Tereddüt’ü, Elmas’ın kocası evden çıkar çıkmaz gizli gizli sigara içmesi gibi, “devlet baba bakmazken” festivallerde izlemek kalıyor şimdilik.

NOT
1 Pelin Başaran, “Dosya: Devlet Desteği ve Sansür,” Altyazı, 2 Mayıs 2014, erişim 16 Kasım 2016, <goo.gl/j0qya3>.

Paylaş