İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması

Paylaş

İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma’sında yer alan filmlerin yönetmenleri ilham kaynaklarını, filmlerinin çıkış noktasını, sinemaya başlama hikâyelerini ve bugünün Türkiye’sinde film yapımının zorluklarıyla ilgili düşüncelerini Nisan sayısında Altyazı ile paylaşmışlardı. Kaygı, Sarı Sıcak, Taş, Bütün Saadetler Mümkündür ve Martı filmlerinin yönetmen görüşleri:

-1- -2-

Kaygı
Ceylan Özgün Özçelik

ceylan-ozcelik-iff-2017_-_INFLAME_-_Photo_of_the_director_353383_(1)“Bir kadın hatırlar” cümlesiyle yola çıktım: İktidar ve medyanın unutturma politikalarıyla geçmişi yeniden kurguladığı bir toplumda bir kadın hatırlar. Kendi geçmişimdeki ve ülkenin yakın tarihindeki bazı olayların detayları hafızamda yoktu. Birçok arkadaşım da aynı durumdaydı. Google’a bakmadan hatırlayamaz duruma gelmişiz. Bununla yüzleşmek beni korkuttu. Unutmanın, unutturmanın sınırlarını düşünürken Kaygı ortaya çıktı.

Dokuz yaşımdan beri sinemacı olmak için yanıp tutuşuyordum. Eğitim sistemi, aile, çevre derken kendimi Hukuk Fakültesi’nde buldum. Öğrenciyken televizyonda ve radyoda çalışmaya başlamıştım. Bir haber kanalında sinema programı yaparken iki kötü kısa film çektim. Sinematografiden oyuncu yönetimine çeşitli konularda atölyelere katıldım. İlk uzunumun her şeyden önce tedirgin edici bir atmosfer filmi olmasını istiyordum. Üçüncü kısa filmim Adil ya da Değil, içerik olarak değil ama biçimsel olarak Kaygı’ya hazırlandığım bir taslaktı.

Hepimiz, ülkede kendi alternatif fonlarımızı, kaynaklarımızı oluşturmaya kafa yoruyoruz. Bakanlık dışında destek yok, malum. “Sanatsever” yatırımcılar bizim filmlerimizi kolay kolay desteklemeyecekler gibi görünüyor. Türkiye’deki büyük yönetmenlerin, dünya sinemasında olduğu gibi yürütücü yapımcılık yapmak ya da genç yönetmen keşfetmek gibi hevesleri de yok. Yani yeniler olarak kendi çıkışımızı kendimiz bulmalıyız. Bizzat kuracağımız alternatif fonlama oluşumları etkili olabilir. En azından denenebilir. Batsak da bir şey değişmez. Öyle ki filmi zar zor üretiyorsunuz, festivalde gösterilecek, neredeyse festivale gidemiyorsunuz. Büyük festivaller ulaşım ve konaklama karşılamıyor. Dünyanın birçok yerinde, enstitüler ve elçilikler, festivale filmi seçilen sinemacılarına ulaşım ve konaklama fonu çıkartıyor. Biz, geçtiğimiz ay South by Southwest’teydik. Yaklaşık yirmi farklı kurumdan konaklama desteği rica ettik. Sonuç çıkmadı. Bakanlık, yine Bakanlık desteğiyle çektiğimiz Kaygı’nın 67. Berlinale’nin Panorama bölümündeki ekip temsili için ulaşım/konaklama desteği vermeyi uygun bulmadı. Ne diyeyim.

Sarı Sıcak
Fikret Reyhan

fikret-reyhan-iff-2017_-_YELLOW_HEAT_-_Photo_of_the_director_350571Sinema benim için sadece bir hikâye anlatma formu değil, toplumsal olgular, dönüşümler, sorunlar için bir düşünme biçimi aynı zamanda. Sarı Sıcak filmi de öyle bir deneyimdi. Filmimin de mekânı olan, çocukluğumun geçtiği yerlere yıllar sonra tekrar uğradığımda derin bir yüzleşme yaşamıştım. Zamanında ekip biçtiğimiz tarlalar fabrikaların arasına sıkışıp kalmıştı. Daha da acısı, o rahatsız edici fabrika gürültülerinin altında babamın ve amcamın eski dostları hâlâ o tarlaları ekip biçerek ayakta kalma mücadelesi veriyordu. İşte o dünyayla karşılaşır karşılaşmaz, zaten uzun zamandır kafamda dolanıp duran, üretim araçlarına ve ilişkilerine ayak uyduramayan amcamın ve ailesinin hazin hikâyesi bir anda vücut buldu. Bundan sonra bu filmi çekmeden yapamazdım.

Taş
Orhan Eskiköy

orhan-eskikoy-iff-2017_-_The_Stone_-_Photo_of_the_director_340101Taş’ın senaryosunu Murat Gülsoy’la beraber geliştirdik. Ona gittiğimde “birinin yerine geçme” hikâyesi yazmak istediğimi söyledim. Konuştukça hikâye başka bir yere doğru evrildi. Babamın Sesi’nde (2012), eve dönmesi beklenen Hasan’ı, başka bir coğrafyaya taşıdım. Kayıp oğullarının yerine birini koymaya çalışan bir aile hikâyesine dönüştü.

Ben hep önceki filmlerimi düşünerek yazıyorum. Bunun içine bu sefer inanç/inançsızlık bağlamını da ekledim. Gezi’den sonra hissettiklerim de hikâyenin değişmesine neden oldu. Fakat bütçesel sorunlar ve savaş koşulları nedeniyle filmi bambaşka bir şekilde tamamladım. Taş, Babamın Sesi’yle ilişkili bir film benim açımdan. Biri eksildiğinde aile işlemeyen bir mekanizmaya dönüşüyor. Babamın Sesi’nde benim açımdan kapanmayan bir boşluk vardı. Onu kapatmaya çalıştım. Daha önceki filmlerden farklı olarak tamamen kurmaca bir film yapmak istedim.

Sanat sineması ciddi bir çıkmazın içinde. Ülkenin içindeki yozlaşmayla başa çıkılamaz. Taş’a başlamadan önce kendime bu yaptığın son film olabilir dedim. Ne istiyorsan onu yap. Ne denemek istersen dene.

Bütün Saadetler Mümkündür
Selman Kılıçaslan

selman-kilicaslan-iff-2017_-_All_Felicities_Are_Possible_-_Photo_of_the_director_334083Bir delikanlının kimsesiz bir ihtiyarı sahiplenmesiyle birlikte, ona hizmet ederek olgunlaşmaya başlaması…Takdir görmeden de iyilik yapabilmenin zorlukları, yaşanılan gelgitler… Bir taraftan fedakârca vicdanın yanında saf tutmak, diğer taraftan kişiye daima kendi menfaatine sadık kalmasını telkin eden dünyaya meyil etmek… İyilik, kötülük, fedakârlık, bencillik… İnsanın hepsini, bütün bu yükü iç içe geçmiş şekilde üstlenmesi… Bütün bu bağlamlarla beraber hikâyenin bende heyecan uyandıran yanı, hayata dairliğiydi. İlk bakışta yanından yürüyüp geçilebilecek bir hikâyenin başka bir nazarla belirginleşip, bir gaye uğrunda yürünebilecek bir yola dönüşmesi… Ortada yazılı bir metin olmayan zamanlardan bugüne, hikâyenin içimde asılı bir kandil gibi yanmasının anlamını böyle özetleyebilirim.

Sinema-TV Bölümü mezunuyum. Sonrasında senaristlik yaparak devam ettim. Çeşitli televizyon dizileri, sinema filmi senaryoları, belgesel metinleri yazdım. Bütün Saadetler Mümkündür’le beraber yapımcılık ve yönetmenlik tecrübesi de yaşayarak ilk uzun metrajlı film projemi gerçekleştirme imkânı buldum.

Martı
Erkan Tunç

erkan-tunc-iff-2017_-_THE_SEAGULL_-_Photo_of_the_director_350776Öykünün çıkış noktası bir gazete haberiydi. O haberi, İzmir Torbalı’da gördüğüm bir tavuk çiftliğine taşıdım. “Arkadaş güzelim İzmir’de yer mi kalmadı, tavuk çiftliğinde ne işin var?” diye sormayın. Zaten kötü bir soru. Öğrencilik acayiptir ve kendinizi bir anda bir tavuk çiftliğinde çalışırken bulabilirsiniz. Hülasa, gördüğüm o çiftlik resmi haberle birleşti. Hazır kalbim de daralıyorken… Senaryo yazmak istedim, umarım başarmışımdır. Öyle senaryo eğitimi filan almadım, sinema okulu filan da okumadım. İyi ki okumamışım.

Martı ilk senaryom değil ama ilk filmim. Sinemaya başlamak ne demek inanın bilmiyorum. Senaryo yazarken (daha doğrusu senaryo bittikten sonra) ve setteyken kendimi iyi hissediyorum. Ben size ilham kaynaklarımdan birkaçının ismini vereyim: Yılmaz Güney, Metin Erksan, Haldun Taner, Woody Allen, Onur Ünlü…

Ben film yapmak istiyorum. İyi bir senaryo, iyi bir filme dönüşebilirse konuşmanıza gerek kalmaz diye düşünüyorum. İşte hikâyemi kurup senaryomu yazmak, bunu oyuncularla paylaşmak ve filmi çekmek istiyorum. Yapımcı mı? Dağıtım mı? Bunlar elinizdeki malzemeye göre şekillenir, işe dahil olurlar. Ben kendi yapabildiğimi yapmaya çalışırım. Olmadı bir daha… Kiramı yatırabildiğim sürece yazmaya, film çekmeye devam etmek istiyorum. Çünkü herkes çok konuşuyor. Ben konuşan tarafta olmak istemiyorum sadece, onu biliyorum. Senaryo yazdıktan sonra kapı kapı dolaşıp yapımcı arıyorsunuz ama ülkede senarist yok deniyor.

Paylaş