Musa

Paylaş

ALTYAZI.NET periyodik olarak seçtiği bir kısa metraj filmi ‘Ayın Kısası’ bölümünde yayınlıyor. Eğer kısa filminiz dijital ortamda izlenebiliyorsa, altyazi@altyazi.net‘e ‘Ayın Kısası’ başlıklı bir e-posta yollayıp filminizin izlenebileceği linki bize iletebilirsiniz.

Serhat Karaaslan’ın filmi, korsan DVD satan bir tezgâhtar ile ona oyunculuk teklif eden bir yönetmenin aşılmaz mesafelerini anlatıyor.

Abbas Bozkurt

Zeki Demirkubuz filmlerinden aşina olduğumuz o meşhur, kendi kendine aralanan kapı sahnesiyle açılıyor Musa. Seyyar tezgâhında korsan dvd satan Musa’yı odasında uzanmış televizyonuna bakarken görüyoruz aralanmış kapıdan. Biraz izin veriyor izlememize Musa, sonra kapatıyor kapıyı. Aramızdaki mesafe kolayca kapanacak gibi değil; yönetmenin araladığı kapı, bu evi, bu odayı öyle şıppadanak göremez der gibi bir jest bu. Yönetmenin kamerasını bana çevirmesi aramızdaki mesafeyi eksiltmez, der gibi.

Serhat Karaaslan, Zeki Demirkubuz’a adıyor filmini. Elbette bu aralanan kapıyla da sınırlı değil Demirkubuz’un filmdeki varlığı. Musa’nın seyyar tezgâh ve bir göz odadan oluşan dünyasına girip ona oyuncu olma, bambaşka bir dünyaya giriş yapma umudunu aşılayan yönetmenin adı Zeki Demirkubuz. Sadece sesini duyuyoruz Demirkubuz’un. Musa’nın gözünden, ulaşılamaz biri gibi görüyoruz. Musaların dünyasını değiştirme gücüne sahip bir peygamber gibi, yüzünü görmemize izin yok.

Yeni filmi için Ankara’ya davet ediyor Musa’yı Demirkubuz’un sesi. Belki de Yeraltı’nda oynatacak, kimbilir. Zeki Demirkubuz değil de başka bir isim de olabilirdi o yönetmen pekâlâ. Biraz daha eskide yaşasaydı Musa, duvarına posterini astığı Yılmaz Güney de bir gün tezgâhına yanaşıp rol teklif edebilirdi Musa’ya.

Musa’nın tekdüze hayatına sesiyle ve verdiği umutla giriyor Demirkubuz’un simgelediği Yönetmen, ama sonrasında o umut Musa’nın eziyeti oluyor. Yaşadığı dünyayla yönetmenin sesi arasındaki mesafeyi tüm gerçekliğiyle kavrayınca, eski tekdüzeliği, eski yalnızlığı daha görünür oluyor Musa’ya, daha çok vuruyor şimdi. Evde oturup 37 ekran televizyonundan Demirkubuz filmlerini tekrar tekrar izledikçe, filmdeki replikler onun hayatından iyice uzaklaşıyor, filmleri tekrar tekrar izledikçe sahneler anlamını yitiriyor.

Musa’nın, yönetmenin sesiyle evine dolan o umut zerresinden arınması için ise bir başka sesin, ev arkadaşının sesinin odaya dolması gerekiyor. Baştan beri onun “artiz olma” sevdasına müstehzi yaklaşan ev arkadaşı Musa’nın odasına giriyor, onun yine Masumiyet’i izlediğini görüp başlıyor filme saydırmaya. Tüm karakterleri, tüm replikleri kendi süzgecinden geçiriyor, kendi bildiği dille filmin ‘sinemasal miti’ni yıkıp Musa’yı kendi odasına, kendi yaşadığı dile geri döndürüyor.

İşte tam o sırada, yine kapıyı aralayana benzer görünmez bir el duvardaki Yılmaz Güney posterini düşürüyor. Musa, ne Demirkubuz’a ne de Yılmaz Güney’e bir eleştiri, ne de onların yaptığı sinemayı itibarsızlaştırma çabasında. Filmin Demirkubuz’a adanması ironik değil. Demirkubuz gibi, Güney gibi yönetmenlerin kameralarını Musalara çevirmelerini küçümsemiyor Karaaslan. Yalnızca, yönetmenin sesiyle, yönetmenin kamerasıyla ve o posterle Musa arasındaki aşılmaz mesafeyi unutturmama niyetinde.

Serhat Karaaslan kimdir?
1984, Varto doğumlu. 2006’da İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. 2009’da Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama yüksek lisans programının yönetmenlik bölümüne başladı. Kısa filmleri yurtiçinde ve yurtdışında birçok festivalde gösterildi. 2010’da çektiği Bisiklet (Bisqilêt) ile başta SİYAD’ın En İyi Kısa Film ödülü olmak üzere birçok ödüle layık görüldü. Musa, Karaaslan’ın beşinci kısa metrajı.

Serhat Karaaslan’ın dördüncü kısa metraj çalışması olan Bisiklet‘i (Bisqilêt) izlemek için tıklayın.

Paylaş