Rojava Film Komünü ile Söyleşi II. Kısım

Paylaş
rovava_film_komunu

Rojava Film Komünü

 

RFK bir kurumsallaşmayı da ifade ediyor. Nasıl bir kurumsallaşma anlayışınız var? Rojava devriminin ortaya koyduğu yeni yaşam, sinema örgütlenmesine nasıl yansıyor?
Önder Çakar: Tabii ki kurumsal bir yapısı var. Komünü oluşturan arkadaşların belli bir birikimleri, geldikleri siyasi aktivizm alanları ve sinemasal geçmişleri var. Yeni katılan arkadaşların eğitimlerinde bu birikimin aktarılması yapıyı kurumsal hâle getiriyor. Tehlikeli olan, kurumların devletsel-diktatöryel yapılara dönüşmesi; yani yine yasakçı, tekçi yapılara dönüşerek toplumun üstünde, topluma rağmen, toplumu belirleyici prensiplere bürünmesidir. Bunun önündeki en önemli engel aslında topluluğun adında gizlidir, yani bu kurumun bir komün olmasında. Burada doğrudan demokrasi, açık bütçe ve halkın doğrudan denetimi prensipleri işlemektedir. Bunları hayata geçirebilirsek kurumsallaşmamızı doğru temellerde yükseltebilir ve devrimci ruhu koruyabiliriz. Yoksa tüm devletçi anlayışlara karşıyız.

Zana: Kurumsallaşmaya nasıl bakıldığı ile alakalı bir durum bu. Çünkü eril zihniyette kurumsallaşmak tekçi zihniyeti geliştirirken, halk(lar) destekli yönetimlerde kurumsallaşmak daha çok renklilik ve temsiliyet demektir. Rojava’daki dört yıllık tecrübe bunu kanıtlamıştır. Herkes iktidar hırsı ile tutuşurken bizde vebadan kaçar gibi iktidardan ve iktidarlaşmaktan kaçınılmaktadır. Rojava’daki devrim süreci ile oluşmuş yeni yaşam ve yeni imkânlar sayesinde sinema alanında hayallere daha yakınız, çünkü burada bir halk devrimi yaşandı ve her şey halkların hizmetindedir. Bu yüzden salt bir kurum ya da kuruluşun iktidarlaşması beklenilemez; bunu halk da kabul etmez, yönetim de kabul etmez. Biz burada sadece bir kurum oluşturmuyoruz ya da film üreten bireyler yetiştirmiyoruz. Sinemaya dair bilginin çok sınırlı olduğu Rojava’da seyircileri, toplumun genelini sinemaya dahil etmeye çalışıyoruz. Buradaki halk da buna kapalı değil. Çünkü şunu iyi biliyoruz artık: Verili sistemde bize dayatılanlar bizi yansıtmadığı gibi, bizi kendi gerçekliğimizden alıkoymuş ve yoksun bırakmıştır.

Şero: Kurumlarımız zaten halkın kontrolünde olduğu için halktan kopmaları söz konusu değil. Mevcut devlet örneklerini ve onun kurumlarını topyekûn reddediyoruz. Burada dünyadan farklı sinema örneklerini halka gösteriyoruz. Biliyoruz ki denizde noktayız, fakat yine biliyoruz ki yalnız da değiliz. Biliyoruz ki sinemanın kurumlaşmasının farklı örnekleri vardır. Şimdi kurduğumuz bu komünün çok renkliliğini görüyoruz. Rojava devrimini tüm dünyaya göstermeyi başardığımız noktada, dünya sineması bizi fark edecek. O zaman onların buraya dair bakışlarını da kapsayarak yeni bir bakış yaratacağız. Biz dünya sinemacılarına gelin devrimimizin sinemasını yapın demiyoruz, gelin birlikte yapalım diyoruz. Tabii ki bizim de hatalı bakışlarımız olacaktır ve bunu da acilen düzeltmeye çalışırız. Kendi doğamızı, kendi suyumuzu, kendi savunmamızı nasıl oluşturduysak, aynı şekilde, kendi sanatımızı, kendi sinemamızı kurabiliriz.

RFK’nin ortaya çıkaracağı yeni filmlerin en önemli özelliği ne olacak? Nasıl bir sinema üretim anlayışı veya sinema kültürü geliştirmeyi hedefliyorsunuz?
Şero: Dünya sinema tarihinde örnekler var. Kürt sinema tarihindeki örneklerden de yararlanacağız. Bizim devrimimize yakın olan örnekleri benimseyip geliştireceğiz. Kürt sineması, Kürt hikâye ve öykülerini de kapsayacak. Kürt dilinin özelliğini katarak, Kürtçe gramerinin özelliğini de bilerek unutulanı yeniden kazandıracağız. Mesela dengbejler öykülerindeki ayrıntıları sanatsal bir bakışla dile getirirler. Kürtler Rojava içinde ve Ortadoğu’da resimde, müzikte hep önde oldular; bunu sinemaya yansıtmak görevimizdir. Ressamların, dengbejlerin inceliklerini sinemaya aktarmak…

Sinema kültürüne ilişkin olarak ise komünümüzün en önemli hedeflerinden biri Rojava’da film gösterimleri yapmak ve hiç film izlememiş tek bir çocuğun bile kalmamasını sağlamak. Ayrıca bütün okullarda film gösterimleriyle birlikte sinema eğitimi vereceğiz. Hem öğretmenler için hem öğrenciler için, ama en çok da sinemacılar için eğitimler vereceğiz. Bu eğitimler sinemacı aydınları hem sinemanın hem de halkın öncüsü yapacak, halk da sinemayı öncü görüp, sinemaya hak ettiği değeri verecektir.

Geriye dönüp baktığınızda, devrim sürecinde ortaya o kadar görüntü çıktı ki; savaş, yıkıntı, başarı, iyi görüntüler, kötü görüntüler… Bunların hepsi haber görüntüleriydi. O kadar çok haber görüntüsü var ki, bunların dışında buraya dair görüntü bulmak zorlaştı. Bu da sinemanın sorumluluğunu ağırlaştırdı. Bu haberlerin dışında küçük küçük öyküleri, sembolleri, renkleri bulmamız lazım. Hem sinemasal olarak güçlü olmalı hem de mecaza yer açacak görüntüler olmalı ki bunlar, çok katmanlı öyküler anlatabilsin. Yani sinemaya uygun görüntülerle sinema yapacağız. Bu yapacağımız filmlerin ödülünü de filmi izleyenlerin bakışlarından alacağız. Nasıl “sinema dünyanın dilidir” diyorsak, herkes kendi diliyle katılacak bu sinema diline.

Önder Çakar: Şero’ya ilave olarak birkaç şey söyleyebilirim yalnızca. Rojava’daki yeni sinema çokdilli, çokrenkli ve çokkültürlü olmalı. Bu küçük ülke sanki bir diller bahçesi. Biz bile toplantı yaparken zorluk çekiyoruz ve bu zorluğa “burası da BM oldu” diyor, gülüyoruz. Üstelik bu diller tarihten bile eskiler. Hiçbiri dışardan gelmiş de değil ve içlerinde binlerce anı ve öykü taşıyorlar. Buranın halkları gülmeyi çok seviyorlar. İnanamıyorum bazen; bu kadar acı çekmiş, bu kadar acı çekmekte olan bu insanlar gülmek için bu enerjiyi nereden buluyorlar diye.

Üretime gelince, paranın geçmediği, tamamen parayı kaldıran, sinemayı da bir tüketim nesnesi olmak durumuna düşürmeyen yeni bir biçim bulunabilir mi? Sinema salonlarında biletler parasız olursa; bu sinemaya ulaşma kolaylığı onu basitleştirmez mi? Ya da onu değerli kılacak, yani sinema biletini değerli kılacak, para dışında ne olabilir? İzleyicinin filmi seyretme olanağını yakalamasının dışında, üretimde lazım olan parasal kaynakların sağlanmasına kadarki süreci düşünürsek, yeni yöntemler bulunması şart. Çalışıyoruz bu konuda; yaratıcı fikirler, hayaller var, ama ne kadarı hayata geçer, ne kadarı gerçekçidir şimdilik bilmiyorum. Ama asıl amacımız biletten başlayarak sinemanın parayla ilişkisini kesmek. Bu öyle çok da hayal sayılmaz; bilgisayarda bedava indirilen filmlerin ya da korsan DVD’lerin önüne koca Hollywood bile geçemedi. Demek ki parasız yöntemler yaratılabilir ve bu da tüm üretim biçimimizi değiştirir tabii ki. İlk önce yapımcı biçimi değişir, sonra sanatçıların (senarist, yönetmen, müzisyen, oyuncu) telif hakları, onların toplumsal yerleri vs. Düşünüyor ve fikirler geliştiriyoruz, ama henüz yolun başındayız.

Zana: Öncelikle şu gerçeklikten şaşmamak ilkesel anlamda önemlidir: “Her yeşillik kendi kökünde filizlenir.” Şunu demek istiyorum: Elbet sinemanın kanunları vardır, ancak sinema kimsenin tekelinde değildir, bu bir mirastır ve sahip çıkılması geren bir olgudur. Bu yüzden sinema görüşümüz buradaki halkların gerçeğinden, tarihinden ve kültüründen kopuk olmayacaktır. Ancak şunu da bilmek gerekir ki ne Hollywood ne de Bollywood sinemanın özünü yansıtıyor. Salt biçimsel anlamda, teknoloji yardımıyla insanları peşinden sürükleyen bu sinemanın aslında bilinçsiz insan yığınları dışında yarattığı bir şey yok. Salt üretime odaklanan bir anlayış da sakattır elbet. Topluma fayda getirmeyen her üretim zarar getirir. Bu yüzden üretimlerin bir halk politikası olabilmelidir. Böylece üretimlerin anlamı olur ve bu üretimlerin halklaşması maddiyatın (ticari vs.) önüne de geçer. Kapitalist modernitedeki ticari kaygılar, milyon dolarlık yatırımlar sinemanın özünü boşaltmıştır. Bir üretim ne kadar halklaşırsa o kadar değerlenir bizde. Tekçi zihniyet, tekdüze yapıtlar, tek temsilli yapıtlar, halkların gerçeğinden uzak ya da halkların hassasiyetini göz önünde bulundurmayan bir anlayış doğru değildir ve devrim ruhunu da yansıtmaz. Önder arkadaşın da bahsettiği çokkültürlülük esas olmak durumundadır.

berroj

‘Berroj’un setinden

 
Rojava devrimi ve Kobanê direnişiyle ilgili mevcut temsil biçimleri, genel olarak Kürt meselesi ile ilgili temsiller ve Kürt sinemasına ilişkin olarak komündeki aktif sinemacılar ne düşünüyor? Örneğin kadın sinemacıların, kadın gerilla temsilleriyle ilgili düşünceleri nedir? Komünün sinemacılara daveti ve çağrısı, bir tür “gerçek”e yakınlaşma çağrısı olarak da değerlendirilebilir mi?
Önder Çakar: Kobanê ve Rojava devriminin temsilcisi tüm halktır. Kürtler, Araplar, Asuriler, Ermeniler, Türkmenler Demokratik Ulus’u oluşturan renklerdir. Onların yüksek iradesini oluşturan Kantonlar da tabii ki en yüksek temsil gücüdür ve onları tanımamak ahmaklıktan öte savaşta kötüden yana taraf olmaktır. Kantonların değişik yapıları ve askerî organizasyonları var. Ama bunlar başka ulusları köleleştirmek için kurulmuş askerî yapılar değiller; aksine, özsavunma gücü durumundalar ve tamamen gönüllü halktan oluşuyorlar. Yani bu kantonlar halk ordusu, halkın asayişi. Gelip görmenizi çok isterdim.

Kürt sineması birçok ülkede dağınık ve örgütsüz durumda. Kürt sinema sanatçılarının bireysel çalışmaları umut verse de ortak bir Kürt sinema dili oluşturmak için henüz yolun çok başında. Komünün ve kurulacak olan sinema akademisinin önemli bir işi de bu. Kürt sineması nerede var olduysa, orada siyasi baskı ve şiddetle de uğraşmak zorunda kaldı hep. Belki Rojava’daki bu özgürlük alanı Kürt sinemasının örgütlenmesi için de bir olanak yaratır. Birçok Kürt sinemacı Kürt olarak değil de İranlı, Türk, Iraklı, Suriyeli sayıldı, yazıldı, çizildi. Belki bu değişir; daha doğru bir sanat tarihi yazılır. Önemli olan Kürtlerin de kendi ulusal sinema dillerini oluşturmalarıdır. Bunu örgütlemek amacıyla RFK’de bir masa oluştu ve çalışmalarına başladı bile. Ne güzel değil mi?

Şero: Rojava devriminden söz etmek önemlidir. Bunun içinde Kobanê direnişimiz çok özeldir. Bu halka yapılan saldırılar manidardır. Bu saldırıları biz haber bültenleri gibi algılamıyoruz. Bir köyün ya da bir şehrin işgalini biz sadece bir saldırı olarak görmüyoruz. Bu halkın farklı kültürüne bir saldırı olduğunu biliyoruz.

Bakur, başur ve rojalattaki (kuzey, güney ve doğu Kürdistan’daki) sinemacıların tecrübelerini ve bu sinemacıların bakışlarındaki zenginliğini dünya bilse de, onların filmleri Kürt sineması olarak değil, çekildikleri coğrafyaların sineması olarak biliniyor. Bu insanların sinemaları tam olarak anlatılamadı. Kürt sineması yeni yeni oluşuyor, önünde uzun bir yol var.

Kadınlarla ilgili sorunuza gelince, bu devrimin ne kadar önemli olduğunu kadınların devrimi olması göstermiştir. Devrimde istinasız her zaman kadın öndeydi, bundan dolayı Rojava devrimi bir kadın devrimi oldu. Nasıl kadının varlığını kara örtülerle örtüyorlarsa, biz bu devrimde, tam tersine, kadının yüzünü gördük. Bazı kurumlarımızda kadınların sayısı erkeklerimizden fazlaydı. Buradaki kadın mücadelesi dünyadaki kadın mücadelesi içindir aynı zamanda. Mesela askerî birimler dışında dil kurumlarımızda çalışanların yüzde sekseni kadındır. Rejim döneminde kapalı olan okulların kapılarının nasıl kırıldığını, bahçelerinde kadınlarımızın nasıl dil öğrettiklerini kendi gözlerimle gördüm. Devrimin en büyük yükünü kadınlar yüklendi. Yapacağımız filmler bu gerçeklikten kopuk olamaz.

Mazdek: Kürt sineması aslında yeni yeni oluşan bir sinema. Kürtler öykülerini, tarihlerini ve mücadelelerini kendi dillerinde ve kendi amaçları etrafında anlatmaya yeni başlamıştır. Daha önce bu eksende yapılan çalışmalar yasaklanmış, toplatılmış ve yok sayılmıştır. Kürt kimliğinin asimilasyonunun ve yaşanan kültürel katliamın yol açtığı zedelenmenin ardından Kürt halkı üzerindeki ölü toprağını henüz atmış sayılmaz. Dört parçaya bölünmüş Kürt halkı egemen ve sömürgeci zihniyete hizmet etmiş ve her alanda olduğu gibi sinema alanında da onlara hizmet etmek zorunda bırakılmıştır. Bunu aşmak bugünden yarına çok kolay olmayacaktır, ama bu yok olmanın eşiğine gelmiş kadim kültür kendini yeniden yaratıyor ve bu eksende sinemasıyla, mücadelesiyle, tarihiyle küllerinden yeniden doğuyor. Ve bu yeniden doğumla sinemaya ve diğer sanat dallarına da ilham veriyor.

Zana: Rojava devriminin dört yıllık tecrübesi, askerî ve siyasi kazanımları nasıl ki merakla takip ediliyorsa ve bu deneyim nasıl diğer bölgelerdeki tüm Kürtleri her anlamda alakadar ediyorsa, sinema alanında da bu böyledir. Kürt sinemasının çok köklü bir geçmişi yok. On yıllık bir görüntü tarihinin yanında birkaç önemli yapıt dışında bir temsiliyeti yok. Bu elbette ki Kürtler üzerindeki politikalarla ilgili. Kürt sineması çocukluk dönemindedir, Rojava’da ise henüz dünyaya gelmemiştir. Hâl böyle olunca Kürt sinemasının gelişememesi ya da temsil zayıflığı çeşitli nedenlere bağlanabilir. Ancak Rojava’da biz bunu kırmak ve artık Kürt sinemasına bir doğrultu ve bir dil kazandırmak istiyoruz. Bu yüzden çabalıyoruz. Devam etmekte olan bir devrim sürecimiz var. Bunu hissederek ilerliyoruz. Burada direnişimiz devam ettiği müddetçe biz gerilemeyiz, aksine daha da güçleniriz. Kobanê direnişi bize şunu öğretti: yapılamayacak bir şey yoktur, bedeli ne olursa olsun kendi gerçekliğinde hakikate ulaşmak için yürümek gerekir.

Kadınların temsiliyetine gelince, henüz aktif anlamda sinemacılık yapan kadın arkadaşımız istenilen düzeyde değil belki; ancak burada sinema çalışmalarına başlarken illeri tek tek dolaştık, toplantılar yaptık ve bu toplantılarda en çok kadınlar sinema çalışmalarına dahil olmak, eğitim almak için başvurdular. Şimdi bir grup kadın arkadaşımız eğitimlerini bitirdi. Bu devrimin simgesi kadınlardır. Kobanê direnişi nasıl ki Arîn Mîrxan ile bütünleşmişse, Rojava’nın genelinde de kadınlar öncüdür, belirleyicidir. Bundandır ki eril zihniyet buraya saldırmaktadır. Çağrıya gelince, Kürt sinemacıların özgürce üretimde bulunabilecekleri bu alana ulaşabilmeleri için köprü olmak istedik. Bu elbette sinemanın özüne uygundur ve sinemayı özgürlüğe götürebilecek bir çalışmadır.

 
Rojava dışında oluşumlarla, sinemacılarla işbirlikleriniz var mı? Halihazırda komünde bulunan veya sizlerle işbirliği yapmış yabancı sinemacılar/belgeselciler var mı?
Şero: Sinemacılar birbirini anlamamakta direniyorlar. Ben aslında çöldeki bir hortuma uzaktan bakmak değil, hortumun içinde olup onunla birlikte büyümek gerektiğine inanıyorum. Devrimin içinde olmayan kendini devrime yakınlaştıramaz. Bana göre ofislerde projeler geliştirmek yerine, kağıtlarımızı mücadele alanlarında dolduracağız.

Önder Çakar: Şimdi yeni bir web sayfamız var, oraya mesaj yağmasa da birçok bağlantı kuruldu, ilişki yaratıldı. Daha ömrümüzün ikinci ayındayız. Ve savaş hâlâ çok yoğun. Üst üste birçok katliam yaşandı. Buraya ne kimse gelebiliyor, ne de kimse buradan gidebiliyor; işimiz zor, ama yalnız değiliz. Devrimimizi seven de var, saygı duyan da. Sinemamıza destek ise ancak bizim burada ürettiklerimizden sonra gelebilir.

Zana: Arkadaşlara ek olarak şunu söyleyebilirim; yeni bir oluşumuz ve aslında ilgi çok olsa da bir temkinlilik var. Daha çok bireyler düzeyinde bir ilişkilenme var. Belki de bu, mevcut Rojava devrim pozisyonuyla da alakalıdır. Unutulmamalıdır ki biz sanat ile uğraşıyoruz ve burada sanat ile uğraşan cesur, yürekli kişi ve kurumlara ihtiyaç var. İleriki süreçte sınırlar, politikalar, dengeler ve korkular aşılınca durum daha iyi olacaktır. Örnek vermek gerekirse İtalya’dan, Fransa’dan ve Türkiye’den belgesel çekmek isteyen kişiler var ve onlarla ilişki hâlindeyiz.

 
Suruç katliamının nasıl bir etkisi oldu? Devam etmekte olan saldırılar bölgedeki atmosferi nasıl etkiledi?
Şero: Bizim dışımızda, bizim devrimimize katılmak istenenlere yapılan bu katliamın sebebini biliyoruz. Bu devrimciler, bu gençler çocuklarımızın psikolojilerini düzeltmeye gelmişlerdi. Bu güzel duruşları da düşmanın saldırısının acımasızlığını daha net ortaya koydu. Anladık ki düşmanımızın bir çok ismi var, yani sadece IŞİD değil. Bu gençlerin doğruluğu, gerçekliği bizim gerçekliğimiz. Biz de görüyoruz ki tek değiliz, bu gençlerin devamıyız, onların amacını da, yükünü de sırtlanıyoruz.

Zana: Tabii “Suruç katliamı” herkes için yeni bir durum ortaya çıkardı, çünkü hem siyasi hem de askerî anlamda yeni bir süreç doğurdu. Suruç katliamı bir sonuçtu, iflas etmiş bir zihniyetin siyasi bir patlamasıydı. Elbette bu bizi etkilediği gibi herkesi etkiledi. IŞİD bugün gerçek yüzünün yanında, güdümünde bulunduğu zihniyeti de deşifre etmiştir. Bugün buradaki ve Türkiye’deki gelişmeler birbirinden kopuk ele alınamaz; bu ikisi birbirini etkiliyor ve tetikliyor. Hâl böyle olunca yeni bir durumdan ziyade mevcut savaşın seyir alanı değişmekte; yoksa günlük yaşamlar devam ediyor, halklar kendi devrimini yaşıyor ve sanatını geliştiriyor. Mesela bu tür saldırılar bizim çalışma tempomuzda geriletme yaşatmadığı gibi aksine daha çok çalışma motivasyonu yaratıyor. Ancak bizim dışımızda, mesela Türkiye’de, bizimle ilişki hâlinde olan ve proje geliştirmeye çalışan birçok kişi sus pus oldu. Mevcut gelişmeler bizi yıldırmamalı, aksine güçlendirmelidir. Yoksa savaş çığırtkanlarına hizmet etmiş oluruz. Sanat da buna göre şekillenmelidir, yani devrimci bir ruh gerekmektedir.

 
Sizce, savaş ve çatışma alanlarında sinemanın görevi/üzerine düşen nedir?

Fotoğraf: Kerem Polat

Fotoğraf: Kerem Polat

Şero: Bütün dünyada sinemacılar içinde bulundukları koşulları filme aktarmak isterler. Bizler bu komünün de, bu devrimin de bir parçasıyız. Bu acıları hem devrimci olarak hem de sinemacı olarak başka başka tecrübelerimizle sinemamıza aktaracağız. Bu komündeki sinemacılar devrimi kendi bakış açılarıyla, değişik biçimlerde anlatacaktır. Bilinmelidir ki burada insanlık düşmanı güçlerle savaşıyoruz. Bu saldırılara olan direnişimiz de bizim duruşumuzdur. Bu anlamda bizler ne tarihçiyiz, ne de gazeteciyiz. Bu durumu içimizde eritip, içimizdeki sinema özelliğiyle birleştirip belgeleyeceğiz.

Zana: Üstte de belirttim, neyi nasıl ve ne için kullandığımızı biliyorsak amacımıza ulaşmakta sorun yaşamayız. Solanas’ın kameraya yüklediği anlamı anlıyoruz. Savaşlar hikâyeler yaratır, direnişler geliştirir; başarılar, yenilgiler, yıkımlar, acılar doğurur. Bunların bilinmesi ve doğru aktarılması önemlidir, yoksa yaşanmış onca anlamlı, derin hikâyeyi -ki bunlar gerçek hikâyelerdir, bedeller ile örülmüş hikayelerdir- kaybederiz. Bu yüzden, sinemanın rolü önemli olmakla beraber, filmlerde devrimci bir bakış ve sanatsal bir estetik gerekmektedir. Bana göre Rojava devrim gerçekliğinde sinema için kamera silah olmalıdır. Nasıl ki silah ile bugün  IŞİD’e karşı bir mücadele yürütülüyorsa, kamera da dünya halklarına bu anlamda Rojava devrimini aynı ciddiyette yansıtabilmelidir. Sinema da bu anlamda bir mücadele alanıdır.

Önder Çakar: Bana göre savaş ve çatışma alanlarında sinemanın üzerine düşen insandan yana olmak, yaşamı savunan değerlerden yana olmaktır. Geleceği, çocukları, gülümsemeyi savunmak ve bu uğurda ölmeyi göze alan erdemlilerle empati kurabilmek ve belki de yaşamasını bilmek gibi ölümü de öldürmek…

 
Rojava’nın diğer kentlerinde başka ne gibi sanatsal etkinlikler, kültürel faaliyetler veya girişimler örgütleniyor? Film komününün bunlarla ilişkisi nasıl tanımlanıyor?
Şero: Kurum olarak yeni olmamıza rağmen diğer sanat dallarıyla ilişkimizi geliştirmek istiyorduk. Çocuk festivali oldu. Kobanê’den Derik’e kadar çocuk festivalini belgeselleştiren bir çalışmamız oldu. Bu çalışmayla gördük ki savaşın yoğunluğuna rağmen sanatsal faaliyetler de yürüyebiliyormuş. Ayrıca bu çocuk festivali de Suruç’ta katledilenlerin yapmak istedikleri arasındaydı. Geçmiş hükümetin kültür politikalarına karşı kendi öz kültürümüze dönüp onu geliştirmek istiyoruz ve bu, devrime katkımızdır.

Zana: Rojava kendi devrimini her anlamda tamamlamaya çalışmaktadır. Bu yüzden bir inşa süreci devam ediyor. Elbette burada salt bir savaş gerçekliği yok. Herkes günlük yaşamda bir yerlerde bir çalışmaya dahil oluyor. Rojava’nın diğer kentlerindeki sanatsal çalışmalar daha çok müzik, resim, heykeltıraşlık, tiyatro ve halk oyunları alanındadır. Her kentte kültür-sanat merkezleri var ve bu merkezlerde herkes sanatını gösteriyor ve geliştiriyor. Çoğu merkezde çeşitli sanat alanlarına yönelik eğitim faaliyetleri yürütülüyor. Yakında, Güzel Sanatlar Akademisi beş bölümden oluşan bir eğitim çalışması başlatacak. Bunun 4 Ekim’de açılması planlanmakta. Burada sinema, müzik, tiyatro, resim, halk oyunları bölümleri açılacak. Bugünlerde öğrenci seçimleri yapılmaya çalışılıyor. Yaklaşık bir yıllık bir akademik eğitim planlaması bulunmakta. Bu akademide sinema bölümündeki eğitimleri Rojava Film Komünü olarak biz üstlendik ve programını oluşturduk. Ayrıca komün olarak “Xelil Dağ Atölyesi” başlıklı bir aylık eğitim faaliyetimiz vardı, onu yeni tamamladık. Rojava’daki tüm sanatsal faaliyetler içinde yer almaya çalışırken aynı zamanda ilişkilerimizi geliştirmeye de çalışıyoruz. Şero arkadaşın da belirttiği bir çocuk festivali deneyimi yaşadık. Böylesi bir ortamda festival düzenlemek kolay olmamakla beraber bu festival bölgede daha önce benzeri görülmemiş, ilk çocuk festivaliydi. Baas rejimi gerçekliğinde böylesi bir şey kimse yaşamamıştır. Bu yüzden böylesi çalışmalar, zorlukların yanında ilkleri de beraberinde getirmektedir.

Paylaş