Sinemayı Seven ve Sevdiren Adam

Paylaş
AKO_4148-1.jpg

Fotoğraf: Ali Özlüer

28 Kasım tarihinde, Aralık sayımız matbaadayken kaybettiğimiz dostumuz ve hocamız Mithat Alam’ın hayatını anlattığı nehir söyleşi, Kasım ayında İletişim Yayınları tarafından ‘Sinemayı Seven Adam’ başlığıyla yayımlanmıştı. Alam’ın ilk öğrencilerinden Umut Barış Dönmez, hazırladığı kitabın ortaya çıkış sürecini ve Mithat Alam’ın hayatının her köşesine sinmiş sinema sevgisini Altyazı’nın Aralık sayısı için kaleme aldı.

Umut Barış Dönmez

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciyken, 1999 yılında Mithat Alam’dan auteur yönetmenlere odaklanan ‘Auteur Directors 1’ dersini aldım. Sinemaya epey meraklı, gösterime giren filmlerle ilgili eleştirileri okuyan ve sık sık sinemaya giden, İstanbul Film Festivali’nin sıkı takipçisi, filmler hakkında ahkâm kesmekten hoşlanan biri olarak sinemayı iyi bildiğimi düşünürdüm ve hatta, itiraf etmem gerekirse, havamdan da geçilmezdi sanırım. Hiçbir şey bilmiyormuşum. Mithat Bey’in dersiyle birlikte sinemaya olan bakışım tamamen değişti. Sinemayı iyi biliyorum demek için sinema tarihini bilmek, klasikleri izlemiş olmak, ülkemizin dar gösterim ağının dışına çıkıp çağdaş dünya sinemasını takip etmek, yabancı sinema yayınlarını okumak, dünyadaki belli başlı sinema festivallerini takip etmek gerektiğini Mithat Bey’den öğrendim. Bunlar yetmezdi. Bunları yaparken önyargılardan arınmış olmak, peşin hükümlerden kaçınmak, farklı fikirlere ve öğrenmeye açık olmak elzemdi ve Mithat Bey derslerinde özellikle bunları vurgulardı. Mithat Bey’le birlikte filmler bana daha çok şey söylemeye başlamıştı, sinemadan aldığım keyif artmıştı. Filmleri ve yönetmenleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğini, filmlere nasıl farklı okumalar getirebileceğimizi bizlere büyük bir şevkle gösteriyordu Mithat Bey. Ona büyük bir sevgi, saygı ve hayranlık duymaya başladım. Sinemaya ilişkin engin bilgi birikimi, sinemaya duyduğu büyük sevgi ve bunları biz öğrencileriyle paylaşırken gösterdiği çocuksu tutkudan etkilenmemek mümkün değildi. Üstelik ders dışında da bize vakit ayırıyordu ve evinin kapılarını ardına kadar açmıştı. Evindeki muazzam film arşivi karşısında büyülenmiştik. Mithat Bey’in evindeki ‘special screening’ adını verdiğimiz film gösterimleri buluşmaları üniversite hayatımın en unutulmaz anıları arasındadır.

İşte tam da o günlerde Mithat Bey’e bir mektup gönderdim ve hayatını yazmayı teklif ettim. Öğrencilerinin hayatına derinden tesir eden Mithat Alam’ın hikâyesini herkes öğrensin, herkes bizim gibi onu sevsin istedim. Hayat hikâyesi son derece ilginçti. Robert Kolej’den mezuniyetini yıllar süren iş hayatı takip etmişti. Babasından devraldığı, çeşitli yabancı şirketlerin mümessilliği işi ona para kazandırmış ama onu mutlu etmemişti. Hiç evlenmemiş, hep yalnız bir hayat sürmüştü. Küçük yaşlarından itibaren sinemayla yaşamına anlam katmıştı. Hem yurtiçinde hem yurtdışında sinema salonlarında geçirmişti ömrünü. Yıllar geçtikçe iş hayatındaki mutsuzluğu artarken, buna paralel koleksiyoncu yanının sonucu olan arşivindeki film sayısı da artmış, sinema sevgisi ve birikimi içinde saklayamayacağı boyutlara ulaşmıştı. Kısa süreli sinema eleştirmenliği dönemini Boğaziçi Üniversitesi’nde seçmeli sinema dersleri vermeye başlaması izlemiş, sinema sevgisi ve bilgisini gençlerle paylaştıkça hayatı değişmişti. Kendi hayatını değiştirirken başkalarının hayatlarına da dokunuyordu Mithat Alam. Kişisel hikâyesi insanın hayatını değiştirebilmesine ve istediği işi yapabilmesine ilişkin seçimlerimiz hakkında da çok şey söylüyordu.

‘Sinemayı Seven Adam: Mithat Alam’ın1 önsözünde de belirttiğim gibi, o dönem Mithat Bey’i ikna edemedim. Her zamanki alçakgönüllüğüyle hayatının kitaplaştırılması fikrini abartılı buldu ve kibarca beni reddetti. Ben okuldan mezun oldum ve Bosna Hersek’e yerleştim. Ülkeden ayrılırken, Mithat Bey kendini, yaptığı yüklü bağışın yanı sıra, hummalı bir çalışma ve adanmışlıkla, sinema bölümü olmayan Boğaziçi Üniversitesi’nde bir Film Merkezi kurmaya vermişti. On iki buçuk yıl yurtdışında kaldım. Bu süre zarfında Mithat Bey hiç boş durmadı. Merkez’i kurmakla kalmadı, düzenlenen çok çeşitli etkinlikler ve öğrencilere sunulan imkânlarla kısa sürede onu ülkemiz sinema dünyasının önemli bir kurumu hâline getirdi. Kendi öğrencilerinin çıkardığı Altyazı kapanma noktasına geldiğinde dergiye sahip çıkarak onu da Merkez’in himayesi altına aldı. Bunlarla yetinmedi, sinema hocalığıyla pek çok öğrencisinin önünde yeni ufuklar açmaya devam ederken, bir de kendi adıyla bir vakıf kurarak, lisansüstü sinema eğitimi almak isteyen öğrencilere burs da vermeye başladı. Günler geçtikçe gerek kendisinden ders alarak gerekse Film Merkezi’nin etkinliklerine katılarak Mithat Bey’in tezgâhından geçen öğrencilerin sayısı arttı ve bu öğrencilerin pek çoğu Boğaziçi’nin farklı bölümlerinden mezun olup daha sonra Mithat Bey’in önlerinde araladığı kapıdan geçerek yollarına yönetmen, yapımcı, kurgucu, akademisyen olarak sinema dünyası içinde devam ettiler.

İlk teklifimden on altı yıl sonra Türkiye’ye kesin dönüş yapmamla birlikte, konu tekrar gündeme geldi; biyografik roman önerim şekil değiştirdi ve nehir söyleşiye dönüştü ama önemli olan nihayet Mithat Bey’in ikna olmasıydı. Söyleşilerimiz 2015 yılının Mayıs ve Haziran aylarında gerçekleşti. Kırk saatlik görüşme kaydettim. Bu görüşmeler sayesinde bir parça da olsa uzun yılların özlemini gidermiş, Mithat Bey anlattıkça uzaktan uzağa gıptayla takip ettiğim bir dönemi ben de yaşamış gibi olmuştum.

kitapmockup_rszSinema Tutkusu ve Hayat
Kitaba temel teşkil eden sohbetler Mithat Bey’in –tapusunu kendi adını taşıyan eğitim vakfına bağışladığı– evinde, tüm evin duvarlarını çepeçevre kaplayan DVD raflarının arasında yapıldı. Söyleşi sırasında bazen bir filmden bahsederken, yerinden kalkıp sadece kendisinin bildiği bir düzenle sıralanmış DVD’lerin arasından bulup çıkarırdı o filmi Mithat Bey. Öylesine güçlü bir belleği vardı ki, zihninin içinde de anılarının sıralı olduğu böyle raflar olduğunu ve onları da aynı kolaylıkla bulup çıkararak anlattığını düşünürdüm. Ve nasıl bazen bahse konu filmin DVD’sini oynatıcıya koyup perdede izliyorsak, anılarını da öylesine canlı ve detaylı anlatırdı ki, bir an için perdede onların gösterildiğini sanırdım.

Söyleşiler sırasında Mithat Bey son derece hoşsohbet ve samimi bir şekilde daldan dala, bir tarihten başka bir tarihe atlamaktan, olaydan olaya geçmekten imtina etmezdi. Her ne kadar Mithat Bey en sonunda hep konuyu mutlaka bağlamasını bilse de, söyleşileri düzenlerken ve kurgularken bu akış beni epey zorladı. Daha da zor, hatta imkânsız olan Mithat Bey’le sinema dışında sohbet edebilmekti. Sinema tutkusu ve hayatı öylesine iç içe girmişti ki, hayatının herhangi bir döneminden bahsederken birdenbire o dönemin filmleri, oyuncuları, yönetmenleri, sinema salonları ansızın işin içine giriveriyordu. Ben nehir söyleşi kitaplarının fıtratı gereği ona başka şeyler de anlattırmak istedim ama her denememde laf yine döndü dolaştı sinemaya geldi. Sinemayla biraz ilgili olan herkesin büyük bir keyifle okuyacağı bir söyleşi çıktı sonunda ortaya. Şimdi geriye dönüp bakınca, Mithat Alam’ı Mithat Alam yapan niteliklerin aktarılması için en uygun yöntemin hikâyesini ilk ağızdan kendisinin anlatması olduğunu, bu açıdan kitap için söyleşi türünü seçmemizin çok isabetli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Yolculuğun Durakları
Peki, neler mi var kitapta? Mithat Bey kendisini hiçbir zaman hoca olarak görmemiştir. Akademik formasyonu olmadığı için öğretmenlik yaptığı dönemde bile “ben öğretmen değilim, olsa olsa bir rehberim” derdi. Sinema sevgisini ve birikimini paylaşmak isteyen ve sinemanın açık ve derin sularına açılmak isteyenler için kılavuzluk yapmaya hazır bir rehber. Söyleşiler sırasında da yaptığı bu oldu aslında. Bu kitap, okuru Mithat Bey’in rehberliğinde onun hayatına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Ama bir bakıyorsunuz, Mithat Bey’in hayatının içinde değil, aslında sinema tarihi içinde yolculuğa çıkmışsınız. Güzergâhın üzerinde ise son derece ilginç duraklar var. Bazen Fransız Yeni Dalgası, metot oyunculuğu, 70’lerin Yeni Hollywood sineması, 60’ların Avrupa sineması, Ingmar Bergman sineması, Uzakdoğu sinemasının 90’lardaki atağı gibi öğretici nitelikte duraklarla karşılaşacaksınız; bazen de Merkez’e konuk olarak gelen Sean Connery, Ferzan Özpetek, Cem Yılmaz, Nuri Bilge Ceylan, Emel Sayın gibi isimlerle yapılan söyleşilerin perde arkalarına tanıklık edeceksiniz. Yolculuk boyunca rehberiniz Mithat Alam’ın olaylara farklı açılardan bakıyor, konvansiyonel ve dogmatik yaklaşımlara meydan okuyor oluşu sizleri şaşırtacak. Üstelik çok eğlenceli duraklara da rastgeleceksiniz. Çeşitli film festivallerinde yaptığı jüri üyelikleri, sinema salonlarında başına gelenler, kısa süreli oyunculuk serüveni gibi bölümlerde Mithat Bey’in güçlü mizah duygusu ve spontane esprileriyle keyifleneceksiniz. Sinema dersleri verdiği dönemdeki sıradışı uygulamalarını ve öğrencilerinin tepkilerini okuyup, sizler de ondan ders almış olmayı dileyeceksiniz. Türkiye’nin film merkezi hâline gelen Mithat Alam Film Merkezi’nin kısa tarihini öğrenecek, duyduklarınıza inanamayacaksınız. Mithat Bey’in yaptığı benzersiz işlere bakıp, yurtdışında olsa ödüllere, nişanlara boğulacak böylesine müstesna bir adamla yapılmış söyleşinin böbürlenmeler ve kendine övgülerle dolu olabileceğini düşünüyorsanız eğer yanılıyorsunuz; kitabı okuduğunuzda tam tersine son derece alçakgönüllü, kendisiyle dalga geçmesini bilen birisiyle karşılaşacaksınız.

Tanıyanlar bilir, Mithat Bey’in listeleri de meşhurdur. Son yıllarda vaktinin önemli bir kısmını ayırarak hazırladığı kapsamlı listeler, ‘Sinemayı Seven Adam’ın sonunda ekler hâlinde yer alıyor. Mithat Bey’in yerleşik beğenilere bağlı kalmadan, “kim ne der” kaygısı taşımadan, kişisel tercihleri üzerinden hazırladığı ‘En İyi 30 Yönetmen’, ‘Tüm Zamanların En İyi 250 Filmi’, ‘En İyi Film Listeleri (1990-2015)’ ve belki de hepsinden önemlisi, dört yüzden fazla yönetmenin en iyi filmlerini seçtiği ‘Bir Sinema Psikopatının Yönetmenleri’, meraklı sinefillere bir ömür boyu yol gösterecek kadar uçsuz bucaksız bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Sinemayı sinema yapan sadece filmler, yönetmenler ya da oyuncular değildir. Yaptıklarıyla farkında olmadan sinema kültürünü ve beğenisini şekillendiren, yükselten Mithat Alam gibi sinefiller de sinema dünyasının olmazsa olmaz, ayrılmaz bir parçasıdır. Onlar sinema âlemini zenginleştiren, görünmeyen kahramanlardır. Sayıları son derece az olan bu sinefillerden birinin ülkemizde çıkması sinemaseverler için büyük bir şans olmuştur. Sinemayı seven ve sevdiren Mithat Alam’ın hikâyesi işte bu yüzden de anlatılmalı, okunmalı ve herkesçe bilinmelidir.

Not
Kitabın hazırlanma sürecindeki yardımlarından ötürü Film Merkezi yöneticisi Zeynep Ünal’a, Merkez müdavimleri Özcan Vardar ve Ozan Yoleri’ye, Altyazı’dan Berke Göl ve Fırat Yücel’e teşekkür ederim.

Paylaş