Şoför Nebahat: Gazla Ablacım Gazla

Paylaş
sezer-sezin-sli

Seyircisini 60’ların İstanbul’unun caddelerinde gezdiren Şoför Nebahat‘le ünlenen Sezer Sezin 20 Temmuz’da hayata veda etti. Kült filmi Metin Erksan’ın vefatı ardından hazırladığımız dosyada ele almıştık.

Senem Aytaç

Türkiye sinemasının en meşhur butch (‘erkek fatma’) karakteri Şoför Nebahat, Metin Erksan, Ali Kaptanoğlu (Attila İlhan) ve Atıf Yılmaz üçlüsünün elinden çıkmadır. Sezer Sezin’in yıllarca üzerine yapışan karakterin ilk filmi gişede başarı kazanınca, Süreyya Duru devam filmleri [Şoför Nebahat ve Kızı (1964), Şoför Nebahat Bizde Kabahat (1965) ve Sezer Sezin’in yerini Fatma Girik’in aldığı 1970 yapımı Şoför Nebahat] çekerek bir seriye imza atar.

Şoför Nebahat’te (1960) illa bir Erksan imzası arayacaksak, Erksan’ın o hep sözü edilen ‘öfkesi’ yine bize yardımcı olacaktır. Erksan’ın bütün filmlerinden taşan öfkesinden, erkekler kadar kadınlar da nasiplerini alırlar. Kuyu’nın öfkeli Fatma’sı, Yılanların Öcü’nün tek başına direnen Irazca Ana’sı, Sensiz Yaşayamam’ın içindeki katil olarak bellediği kansere meydan okuyan Ayfer’i ya da İntikam Meleği’nin Hamlet’i öfkelerini, inatlarını, intikam hırslarını, mücadeleci ruhlarını vakur bir biçimde üzerlerinde taşırlar. Her biri de içinde bulundukları erkek egemen düzene başkaldıran, mücadeleci karakterlerdir.

“Ne kadar sıksam olmuyor…”
Nebahat, babasının zamansız ölümünün ardından ailesini geçirdirmek için çareyi baba mesleği şoförlükte bulur. Filmin başında, evinde ütü yaparken gördüğümüz ve iki senedir nişanlı olduğu bir banka memuruyla evlenmeyi bekleyen Nebahat, başta nişanlısı ve kayınvalidesi olmak üzere gelen tüm itirazları kulak arkası eder ve ekonomik güçlüklerle baş etmek üzere başladığı şoförlük mesleğinin hakkını vermekle kalmaz, giderek “gerçek bir şoför”e dönüşür. “Cebi mangır görünce kanı bitlenir”, efkârlanınca meyhaneye gidip arkadaşlarıyla bir tek atar, olay çıkarır, tavlada, bilek güreşinde herkesi alt eder, gerektiğinde torpido gözünden krikosunu çıkarıp “yeşillenen” müşterilerinin dersini verir.

Eninde sonunda, bir taksi şoförü olarak kabul görmesinin tek yolu ‘erkekleşme’sidir. Sonuçta “Vakıa, hayli zamandır kadınların çalışmalarına alıştık, alıştık ya, fakat şoförlük, muallimelik hemşirelik gibi bir şey değil ki…”lerden tutun da “sevinsin fakir” diye sırasını veren taksicilere, kapısını açmaya kalkışanlara; “sizin gibi güzel kadınların çalışmasına gönlüm razı olmuyor, şöyle Boğaz’a doğru uzanalım mı?”lardan, ehliyetini kese kâğıdı yapıp içine domates koymasını salık verenlere Nebahat’in baş etmesi gereken binbir farklı ayrımcılık biçimi vardır.

Bir an bütün bunlardan yorgun düşüp şoförlük yapamayacağını düşünürken, ev sahibinin onları evden çıkarmak üzere bir protesto çekmiş olduğunu öğrenir ve vazgeçmek gibi bir lüksü olmadığını anlar Nebahat. O noktadan sonra da ‘kendi’ olarak yapamayacağını anladığı taksicilik için üzerine yepyeni bir kostüm diker. Bu kostüm sadece şapkası, deri ceketi, ağzından düşürmediği sigarası değil, yukarıda verdiğim örneklerde de olduğu gibi bütünlüklü bir ‘cinsel kimlik’ performansıdır. Nebahat giderek bu performanstan daha fazla zevk almaya başlar adeta; Erksan’ın öfkesinin taşmaları da bu sahnelerde iyiden iyiye kendini belli eder. Nebahat, film boyunca bir sürü adam pataklar, herkese ayar verir. Şiddeti ve öfkeyi de, mesleğinin bir parçası olarak hemen içselleştiriverir.

Şimdilik filmin sonunu ve yan karakterleri bir kenara bırakacak olursak, Nebahat karakterinin kendi başına özgürleştirici bir yanı olduğunu iddia edebiliriz. Eninde sonunda, Nebahat ekonomik sebeplerden nişanlı olduğu ama “tatlılığından içi bayılan” kısmeti Seyfi’den kurtulup kendi ayakları üzerinde durmayı, ailesini geçindirmeyi başarır, bu anlamda özgürleşir. Filmin başında gördüğümüz haliyle filmin sonunda Avukat Bülent ile evlendiği zamana kadar olan aralıkta Nebahat, ‘erkek kılığında bir kadın’ olarak, bir ‘drag’ performasıyla yaşar. Ayrıca, Şoför Nebahat’i, Türkiye sinemasında rastlayabileceğimiz diğer ‘erkek gibi kadın’ karakterlerden, (Demirkubuz’un ağzı bozuk, “harbi” kadınlarından mesela) ayıran çok önemli bir özelliği vardır. O da, Nebahat’in cinsiyetin bir performans alanı olduğunun bilincinde davranması ve bu performansındaki abartıdır. Aşırı abartılı bir erkeklik performansı sergileyen Nebahat, böylece sadece etrafındaki tüm erkekleri değil aynı zamanda kafamızdaki erkek imgesini de bir karikatüre dönüştürüverir. Erkeklik performansını ve onun kodlarını deşifre eder, toplumsal cinsiyetin salt bir performanstan ileri geldiğinin bir kanıtı olarak perdede kültleşir.

Nebahat, rolüne iyiden iyice ısındıkça, erkekliğin getirdiği güçten -sadece ekonomik ve toplumsal değil, bu örnekte fiziksel de- giderek daha çok zevk almaya başlar; başlangıçta sadece taksicilik yaparken ihtiyacı olduğu için kullandığı bu kostümün ona sağladığı bu güç sayesinde de, Nebahat kendini yeniden tanımlar. Hatta, Avukat Bülent onunla evlenmek istediğini söylediğinde, şoför olduğu için onunla evlenemeyeceğini düşünür; “Ben şoförüm, ne kadar sıksam olmuyor” der. Fakat, bir diğer yandan, Nebahat’in erkeklik performansının işlemediği yerler de vardır. O istediği kadar külhanbeyi gibi davransın, Gececi Neşet ve Ateşoğulları gibi kendi kadın tariflerinden ödün vermeyenler için ‘bir arzu nesnesi’ olmaya devam eder Nebahat. Ayrıca, toplumsal olarak mesele edilen şey, eninde sonunda yine ‘namus’unu koruyup koruyamadığıdır. Nebahat “bir erkek gibi” para kazanmaya başlar başlamasına ama bu sefer de mahalleli, etraftan duydukları yüzünden ona ve ailesine karşı tavır alır, esnaf onlara parasıyla bile mal satmamaya başlar. Eninde sonunda, mahallelinin onlara karşı tavır almasına da, ‘kılıbık’ nişanlısı Seyfi’nin Nebahat ile nişanı bozmasına da sebep olan şey, Salim Abi ile aralarında bir ilişki olduğu dedikodusunun yayılmış olmasıdır; Nebahat’in kuirleşmesi değil. Nebahat’in toplumsal olarak alt sınıfa mensup bir kadın olduğu “gerçeği”, performansına rağmen peşini bırakmaz.

Kendi Arabasının Şoförü
Nebahat karakterini, filmdeki diğer karakterlerden, özellikle de diğer kadın karakterlerden bağımsız düşünmek elbette imkânsız. Filmin Nebahat’in karşısında konumlandırdığı diğer tüm kadınlar, (her zamanki gibi zenginlikle eşleştirilmiş bir namussuzlukla) cinselliklerini kullanan “kötü kadınlar”. Nebahat dışındaki tüm kadın karakterlerin “kötü” olmasının yanı sıra, Nebahat’in de filmi Bülent ile nişanlanarak “artık sadece kendi arabasının şoförlüğünü” yapacağı bir konumda bitirmesi, olası farklı ‘kadınlık halleri’ni topyekûn ortadan kaldırmış olur. Film, Nebahat karakteri ile vaat ettiği ‘trans’ bir alanı, filmin sonunda kapatır. Geriye sadece bir zamanların zehir gibi şoförü Nebahat’in şanı kalır.

Filmin sonlarına doğru, Nebahat’in, vurulduğu için uzunca bir süre yattığı Baltalimanı Hastanesi’nin kapısında onu bekleyen taksi şoförlerinin giderek daha da büyük bir hürmetle, abartıyla bahsettikleri Şoför Nebahat, yavaş yavaş bir ‘mit’e dönüşmeye başlamıştır bile. Hastaneden çıkan, yine kolunu camdan dışarı sarkıtarak küfretmeye başlasa da, artık başka bir Nebahat’tir. O, nişanlısıyla birlikte uzaklaşırken, şoförler bir konvoy halinde, Selçuk Sezer’in seslendirdiği ‘Şoför Nebahat Abla’ şarkısına, onun Doç (Dodge) arabasına atlayıp gazladığı o meşhur şarkıya eşlik ederler. Şoför Nebahat’in mitleşme süreci tamamlanmıştır.

Taksim’den Sarıyer’e, 60’ların İstanbul’unun caddelerini, Nebahat ile birlikte bir flaneuse misali arşınlamanın yanı sıra, filmden geriye insanın damağında bir tat daha kalıyor: Günümüzde cinsiyetçi küfürlere indirgenmiş bir versiyonu dışında “her nedense” sinemamızda pek karşılaşamadığımız; dili eğip büken, altüst eden, keşfeden, dalgasını geçen zengin, eğlenceli bir argo. Bu bile Şoför Nebahat’i kültleştirmek için yeter sebep.

Paylaş