AYIN FİLMLERİ
29 Kasım 2002
Harry Potter ve Sırlar Odası
Dönüş Yok
6 Aralık 2002
Taşıyıcı
Kolay Para
Çarpışma
Hayatımın Çalımı Beckham
8 Kadın
13 Aralık 2002
Derviş
Hayatın Hakkını Ver
Abandon
20 Aralık 2002
Uzak
Sır Çocukları
Yüzüklerin Efendisi: İki Kule
|
| |
ELEŞTİRİ
DÖNÜŞ YOK
DÖNÜŞ(ÜM) VAR!
Üzerinde kapsamlı olarak düşünülmesi gereken, çok katmanlı, pek çok açıdan yeni ve önemli bir filmle karşı karşıyayız. Arjantin doğumlu yönetmen (aynı zamanda yazar, görüntü yönetmeni, aktör ve yapımcı) Gaspar Noé'nin Dönüş Yok (Irreversible) adlı filmi Filmekimi'nde gösterildikten sonra gösterime girdi. 'Karşı karşıyayız' derken, Dönüş Yok, bir anlamda izlemesi zor sahneler içeren, yani bazı duygulanım süreçleriyle baş etmeyi göze almayı gerektiren bir film. Filmini 'aversion therapy' olarak da niteleyen Noé'ye göre, film, tecavüze ya da şiddete eğilimi olanları yatıştırıyor. Eleştirmenler filmin Toronto ve Cannes festivallerindeki gösterimlerinde, özellikle tecavüz sahnesinin pek çok seyircinin salondan çıkmasına neden olduğunu belirtiyor. Film, Filmekimi'nde gösterildiğinde İstanbullu seyirciler de benzer tepkiler gösterdi. Bu tepkileri ancak (Amerikan savaş filmlerini kendi filminden daha tehlikeli bulan) yönetmenin filmdeki şiddet unsurlarını nasıl ve hangi bağlamda kurguladığını kendimize sorarak anlayabiliriz.
Dönüş Yok'u öncelikle iki açıdan değerlendirmek gerekir. Bunlardan birincisi kurgu ve montaj tekniği açısından içerdiği yenilik, ki geçen sene İstanbul Film Festivali'nin en ilgi çeken filmi Akıl Defteri'nde de olay örgüsü sondan başa bir anlatımla kurgulanmıştı. Christopher Nolan, Akıl Defteri'nde hafıza üzerinde temellendirilen bir hikâyeyi yine hafızanın sinematografik yansımalarını kullanarak kurgulamıştı. Dönüş Yok'un kurgusunun sondan başa bir çizgide ilerlemesinin de filmin hikâyesiyle kesişen çeşitli açılımları var. Bu kurgu tekniğini özellikle tercih eden yönetmen, bu yaklaşımının seyircinin filmin başındaki şiddetin nedenini - film boyunca yavaş yavaş - anlamasına ve filmden (u)mutlu düşüncelerle ayrılmasına neden olduğunu belirtiyor. Şiddet görüntüleriyle başlayan filmin, sonlara doğru belki de sinema tarihine yakın dönemin en güzel aşk sahneleri olarak geçecek görüntülerle bittiği düşünüldüğünde, yönetmenin 'süreç' üzerine çok düşündüğünü ve bizi kendi algılama ve yorumlama süreçlerimizle baş başa bıraktığını görüyoruz.
...
Adnan Yıldız
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Aralık 2002 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Aralık sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|
|
|
| |
PORTRE
RICHARD HARRIS (Harry Potter ve Sırlar Odası)
1 Ekim 1930, İrlanda doğumlu aktör, gençliğinde rugby'e merak saldı, sağlık sorunları yüzünden bıraktığı rugby sonrasında, London Academy of Music and Dramatic Art'da klasik oyunculuk eğitimi aldı. Alive and Kicking adlı ilk filminden sonra, ilk büyük çıkışını Lindsay Anderson'un ünlü filmi This Sporting Life (1963) ile yaptı, bu film ona Cannes'da en iyi aktör ödülü ve bir Oscar adaylığı getirdi. Bu arada o, Camelot (1967) ile tiyatro kariyerini sağlamlaştırmakla meşguldü. Bu romantik müzikalin film versiyonunda da oynayıp, şarkı söyledi ve soundtrack albümünün filmin önüne geçmesini sağladı. 80'lerde yaşadığı duraksamadan sonra, The Field (1990) ile Oscar'a bir kez daha aday oldu. Unforgiven (1992) gibi bir klasikten sonra ardı ardına çevirdiği filmlerle yüzünü hiç unutturmadı. Gladyatör'den sonra Harry Potter serisinin ilk iki filminde rol aldı. Söylentilere göre, bu seride oynamasının tek nedeni, küçük yeğeninin tehditleriymiş. Yetenekli oyuncuyu ne yazık ki, 25 Ekim 2002'de kaybettik. 72 yıllık yaşamında oyunculuk, yazarlık, şarkıcılık ve yönetmenlikle uğraşıp, sayısız filmde rol aldı. Harris'i son kez bu ay Harry Potter serisinin ikinci filmi olan Sırlar Odası'nda izleyeceğiz.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Aralık 2002 Vizyon/Portre bölümünde yayımlanmıştır.
|
|
|
| |
SÖYLEŞİ
ÜMİT ÜNAL
"9'u ne kadar param olursa olsun videoyla çekerdim"
Türk sinemasının ilk dijital filmi 9'un yönetmeni Ümit Ünal'la iki farklı zamanda birer söyleşi gerçekleştirdik: İlk olarak yaz aylarında, 9'un kurgusunu gerçekleştirdiği Sinefekt Stüdyoları'ndaki AVID kurgu odasında söyleştiğimiz Ünal'la geçtiğimiz ay yine iş başındayken, yönetmenliğini üstlendiği televizyon dizisinin Maslak'taki stüdyolarında konuşma fırsatı bulduk. Bu iki söyleşiyi harmanlayınca, ortaya oldukça kapsamlı, ilgiyle okuyacağınızı düşündüğümüz bir metin çıktı.
Türk Sineması Üzerine Düşünceler adlı kitapta 'Bir 13. Cuma Günü Türk Sineması Üzerine Uğursuz Düşünceler' adlı bir makaleniz var. Orada Türk yönetmenlerin en önemli sorununun 'meselesizlik' olduğunu söylüyorsunuz. Genelde ısmarlama senaryo yazdırdıklarından ve bu nedenle bir türlü iyi sinema yapamadıklarından bahsediyorsunuz. Hâlâ böyle düşünüyorsanız, 9'u yaparken meseleniz neydi?
- Tabii ki hâlâ böyle düşünüyorum. En temel sorun Türkiye'de yönetmenlik teknik bir iş olarak görüldüğünden film yapmak da proje gerçekleştirmek olarak algılanıyor. İllâ ki bir proje üretilecek yani; ama yönetmen çoğu zaman ne anlatacağını bilmiyor. Dolayısıyla bir başkasının dünyasına sahip çıkıp onu anlatmak yoluna gidiyor; bu da olmuyor. Film yapmanın insanın içinden gelen birşey olması lazım. O makalede 'mesele' derken illâ bir mesajı kastetmiyorum, filme karşı içten gelen samimi bir bilinç orada kastettiğim.
...
Söyleşi: Nadir Öperli, Fırat Yücel, Elif Refiğ
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Aralık 2002 Vizyon/Söyleşi bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Aralık sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|