Yeşilçam ve Dergim
Babam ve Oğlum, izleyiciyle sıkı bir bağ kuran bir film. Duygusal Hollywood filmlerinden çok iyi biliyoruz ki, bir filmin insanı ağlatma potansiyeline sahip olması o filmi iyi bir film yapmak için yeterli değil. Fakat Babam ve Oğlum’a baktığımızda filmin ‘mendilin arkasını doldurduğunu’, basit bir duygusallığın çok daha ötesine giderek, absürdlük ve dramın iç içe geçtiği anlarla örülü kendine has bir dünya yarattığını görüyoruz. Film eleştirmenlerinin bir özelliği de, çok fazla film izledikleri, her filme eleştirel gözle baktıkları ve filmi izlerken kendi görüşlerini oluşturmaya çalıştıkları için filmlerden ‘film eleştirmeni olmayan bir izleyici’ kadar etkilenmemeleridir. Film eleştirmeni, kendi fikir haritasını oluşturmak için normalden biraz daha mesafeli yaklaşmak durumundadır filmlere. Ancak Babam ve Oğlum’un basın gösteriminde tuhaf –en azından benim için tuhaf- bir şey oldu. Sinepop’un salonunu sabah 10’da dolduran film eleştirmenleri için, filmlerle kendi duygulanımları arasında kurdukları o mesafe, Babam ve Oğlum’u izlerken yavaş yavaş yok olmaya başladı...
|