Emmaporation

Paylaş

Kuşaklara yayılan öyküsü ve hipnotik görselliğiyle dikkat çeken Emmaporation’ın yönetmeni Alp Giray Tabakoğlu ve senaristi Ersin Sara sorularımızı beraber cevapladı.

Söyleşi: Dilek Aydın

Filmin oldukça ilginç bir hikâyesi var. Gerçek bir hikâyeden mi yola çıktınız?
Hikâye kurmaca ancak her hikâye gibi bu hikâyenin de gerçek olma olasılığı var elbette. Filmde aynı aileden gelen altı ayrı karakter var ve hepsi de farklı sebeplerle benzer bir kaderi paylaşmak zorunda kalmışlar. Bu hikâyenin kafamızda canlanmasını, filmde Emma’yı canlandıran Clarisse’in (Gorokhoff) sağladığını söyleyebilirim. Bizim için bir yabancı da olsa, aslında onun İstanbul hakkında bizden daha derin bir geçmişe sahip olabileceğini fark ettik ve daha sonra beş yüz yıl geriye gidip günümüze kadar İstanbul’la ilişki kurmuş, önemli işler yapmış ama pek de bilinmeyen gerçek Fransız karakterleri bulup onları kurmaca karakterimiz Emma ve onun atalarıyla ilişkilendirerek, yarı kurmaca yarı gerçek bir hikâye oluşturduk. İzleyenler (özellikle de filmdeki gerçek karakterlere aşina olanlar) hikâyenin gerçekliğini sorguluyor.

Bütün hikâyeyi İstanbul’un farklı yerlerinde, günün farklı anlarında Emma’nın ağzından dinliyoruz. Sokakta, kütüphanede, bir kafede… Bu mekânları nasıl seçtiniz?
İstanbul’la ilgili böyle bir geçmişi olan sinestezik bir Fransız kızın, İstanbul’u sıradan bir Avrupalı genç kız gözüyle görmesini beklemenin uygun olmayacağını biliyorduk. Eğer öyle olsaydı bu karakter Ortaköy’de Boğaz Köprüsü’nü arkasına alır ya da Beyoğlu’nda bir terasta tarihî yarımada siluetinin önünde dolaşıyor olurdu. Ancak Emma İstanbul’a gelir gelmez atalarının kaderini paylaşmak zorunda kalmış ve başına bir bela almış. İstanbul’u sevmemek için birçok nedeni var ve hepsi de kendince haklı nedenler. Mekânların da Emma’nın bu durumunu anlatabiliyor olması gerekiyordu. Emma İstanbul’u sevmiyor, hatta ondan açıkça nefret ediyor. Bazen İstanbul’da geçen bir hikâyede yer aldığı halde ondan bu denli nefret edebilen tek kurgusal karakteri yarattığımızı düşünüyoruz.

Film siyah beyaz, Fransızca ve içinde kameraya bakarak konuşan bir oyuncu olunca insanın aklına hemen Yeni Dalga geliyor. Yeni Dalga’dan etkilendiniz mi?
Elbette filmin yaratılma sürecinde akla Yeni Dalga’nın gelmemesi söz konusu olamazdı. Ancak bu süreçte mümkün olduğunca kendimize direnerek Yeni Dalga filmlerinden hiçbirini izlememeye özen gösterdik. Emma başına geleceklerden haberdar olduğu için kaderine karşı çıkmayı tercih ediyor ve kaybolmamak için de ardında bir şey bırakmak istiyor. O da bu filmin kendisi olunca, kamerayı karşısına alıp bizimle doğrudan ilişki kurması zorunlu oluyor. Dolayısıyla bu anlatım tarzı bizim için bir tercihten ziyade zorunluluktu. Filmin siyah beyaz oluşunun klişe bir tercih gibi görüneceğinin de farkındaydık elbette ancak her ne kadar bundan kaçınmaya çalışsak da filmin başka şansı yoktu. Hikâye siyah beyaz bir hikâyeydi ve sonunda filmin de siyah beyaz olması gerektiği gerçeğini kabul etmek zorunda kaldık.

Alp Giray Tabakoğlu Kimdir?
1987’de İstanbul’da doğdu. Bir süre Trakya Üniversitesi Radyo-Televizyon Bölümü ve Konya Selçuk Üniversitesi Sinema Bölümü’nde okudu. Eğitimi sırasında yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladığı televizyon ve reklam sektöründe çalışmaya devam etmektedir.

Paylaş