Fındıklı

Paylaş

Fındıklı Parkı’nın bundan sadece birkaç yıl öncesindeki görüntülerini izlemek, aramızdan almaya çalıştıkları yakın bir dostu görmek gibi.

Nazım Hikmet Richard Dikbaş

Eğer Gözde Onaran’ın 2011 tarihli belgeseli Fındıklı’yı yapıldığı dönemde izleseydim, film hakkında yorumda bulunurken muhtemelen ben de filmin minör kahramanlarının gelecek karşısındaki masumiyetini, bilmezliğini paylaşacak; parkın banklarında keyif çatan, kestiren, hatta bazıları epey derin uyuyan vatandaşlarımız kadar rahat, yalnız yakaladığını sandığı güvercinin peşine pek stratejik adımlarla düşen kedi kadar dikkatli (ve güvercin uçup gittiğinde şaşkın), parkın olağanüstü manzarasını mutlaka kayda geçirmek isteyen turistler kadar meraklı, şöyle bir şey diyecektim: “Ne kadar güzel yakalamışsın!” Tam kahramanlarımızı tanıdık, hikâyemiz başlıyor derken Fındıklı Parkı’nın bir başka köşesine geçiyoruz, bir başka açıdan park hayatının katmanlarının üst üste binişini izliyoruz ve film, bir hikâyeyi daha şekillendirmeye başlıyor: Fındıklı Parkı’nı uzun yıllar boyunca semtinin bir parkından çok öte, hayatının geçtiği sahnelerden biri gibi defalarca ziyaret etmiş ve tadını çıkarmış bir izleyici belgeselin iddiasızmış gibi yapan büyüsüne yakalanmaya, bu zeki kurgunun her ayrıntısının tadını çıkarmaya zaten teşne.

Ancak ne yazık ki 2016’dayız. Karaköy’den başlayan Boğaz sahilinin halkın kullanımına açık nadir yeşil alanlarından, Cihangirlilerin, komşusu Mimar Sinan Üniversitesi öğrencilerinin, ama aslında, filmin de gösterdiği gibi çok farklı dünyalardan insanların ve hayvanların gece gündüz nefes almaya geldiği, bakımsız(laştırılmış) ama yaşam dolu Fındıklı Parkı bir yılı aşkın bir süredir ağır bir tehdit altında. Belediye, müteahhitler ve taşeron firmaların Ekim 2015’te başlayan toplu saldırısını mahalleliler, İstanbul’u sevenler ve Beyoğlu Kent Savunması püskürtmeye, bir yandan da saldırıyı belgelemeye ve parkı canlandırmaya çalıştı. İşte bu giderek tırmanan tehdit ve saldırı yüzünden, daha birkaç yıl önce çekilmiş bu belgeselin dün çekilmiş kadar sıcak bazı sahneleri aramızdan almaya çalıştıkları bir dostumuzu izliyormuşuz hissi bırakıyor. Unutmayalım: Talan cephesi sadece paylaştığımız alanları, parkı, ağaçları, denizi değil, paylaştığımız deneyimleri de, bankta uzanma, manzaraya dalıp gitme ve sohbet edip birbirimizi dinleme keyfimizi de elimizden alacak. Tüm Karaköy-Kabataş hattının Galataport’tan Beton Martı’ya hukuksuz felaket projeleriyle yağmaya açıldığı ve kentsel dönüşüm yalanının Gezi’den bile acımasız bir hışımla saldırdığı bu dönemde Fındıklı artık sadece parkın mütevazı zenginliğini keskin bir bakışla aktaran bir hikâye değil, aynı zamanda Fındıklı Parkı’yla başlayarak tüm ortak yaşam alanlarımızı savunacağımız direnişin bir parçası.

Gözde Onaran kimdir?
Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olduktan sonra NYU’da Sinema ve Medya Ekolojisi üzerine yüksek lisans ve Hollanda’daki ASCA’da feminist film kuramı odaklı doktora yaptı. Altyazı’nın yayın kurulunda yer alan Onaran, sinema dersleri veriyor, resim yapıyor ve ara sıra küçük filmler çekiyor.

Paylaş