Küçük Kara Balıklar

Paylaş

Farklı geçmişlere sahip iki kadının iki büyük şehirde tutunma hikâyesi. 

Dilek Aydın

Küçük Kara Balıklar, isminin çağrıştırdığı gibi, karakterlerinin yabancısı oldukları ‘büyük su’larda var olma hikâyelerini anlatıyor. Oyunculuk hayallerini gerçekleştirmek için Paris’e giden genç Ela ile Erivan’dan İstanbul’a gelmiş olan ve Ela’nın teyzesine bakan Ermeni Maral’ın hayat çizgisini kesiştiren Okyay’ın filmi iki ‘büyük su’da, Paris ve İstanbul’da geçiyor. Film, sinematografisi aracılığıyla, bambaşka dokulara sahip bu iki şehir arasında paralellik kurmayı başarıyor. Hareketli kamera, yakın planlar, ters ışıkta siluetler, baskın pastel renkler stilistik öğeler olarak; su, yaralı kuş ve küçük balık temaları da hikâyeye dair öğeler olarak iki mekânda da sürekli tekrar ediyor. Okyay’ın bu unsurları tekrar etme kararı, aslında politik olarak birbirine denk görmekte zorlanacağımız Ela ve Maral karakterlerini birbirine yakınlaştırıyor. Böylece, filmin farklılıklar arasında paralellik kurma konusundaki biçimsel başarısı, “neden kentli, orta sınıf genç bir kadının Paris’te tutunma çabasıyla, alt sınıftan gelen Ermeni bir kadının İstanbul’da izinsiz çalışma derdini aynı kefeye koyuyor?” sorusunun ağırlığını biraz olsun hafifletiyor. Yine Ela gibi Paris’te hayallerinin peşinden koşmaya çalışan ve benzer biçimde engellerle karşılaşan Fransız bir kadının, Julia’nın hikâyesini de bir nevi yan hikâye olarak filme dahil eden Okyay, Küçük Kara Balıklar’ı sınıfsal çerçeveden çıkarıp günümüzde geçen bir ortak kadın tecrübesi aktarımına dönüştürüyor böylece.
Küçük Kara Balıklar, kısa film dünyasında pek rastlamadığımız bir şekilde, yönetmenin oyuncu olarak da görev aldığı bir film. Otobiyografik öğelere dayanan filmde Okyay, Ela karakterini kendi tecrübelerinden yola çıkarak yorumlamış ve özellikle filmin Paris bölümünde oldukça gerçekçi bir oyunculuk ortaya koyuyor. Benzer şekilde, Maral karakterini canlandıran Maral’ın da bir anlamda kendini oynadığı söylenebilir. Oyuncuların karakterleri kendi gerçek hayat tecrübelerinden yola çıkarak canlandırmaları filmin hikâyesini gerçeklikle kurmaca arasında bir noktaya çekerken, Okyay aynı yönteme stil olarak da başvuruyor. Maral’la yapılmış bir röportaj sekansı filmin başından sonuna devam ediyor ve bu sekansın filmin kurmaca kısmıyla bağlantısı ancak sona gelindiğinde belli oluyor. Maral’ın hikâyesinin gerçek mi kurmaca mı olduğu sorusunu düşündüren film, hikâyesiyle uyuşacak şekilde melez bir forma bürünüyor.
Görsel dilinin tutarlılığıyla Küçük Kara Balıklar “büyümek için büyük sulara açılmak” temasının evrenselliğini üç kadının bir noktada kesişen hayatlarında somutlaştırıyor ve güncelliğini koruyan bir mevzuyu konsantre bir halde izleyicisine sunmayı başarıyor.

Azra Deniz Okyay Kimdir?
1983 yılında İstanbul’da doğdu. Fransa’da Yeni Sorbonne Üniversitesi’nde (Paris III) sinema eğitimi aldı. Fransa’daki öğrenciliği süresince Michel Gondry’nin yönetmeni olduğu ‘Partizan Music Video ve Reklam Prodüksiyon Şirketi’nde prodüksiyon ve post-prodüksiyon asistanı olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye’ye geri dönen Okyay halen video sanatıyla uğraşmakta, reklam ve klipler çekmektedir.

Paylaş