Küpeli

Paylaş

Metin Akdemir ve Çetin Baskın imzalı Küpeli akıbeti belirsiz bir mekânda, bir havuz dolusu erkeğin serinleyerek geçirdikleri sıcak bir günün hikâyesi.

Övgü Gökçe

Küpeli dünyanın herhangi bir noktasında var olabilecek, zamansız gibi görünen ama aslında bir şehrin belirli bir dönemine ait olan ve bir daha kolay kolay karşımıza çıkmayacak benzersiz bir mekânı, tam zamanında ve ustalıkla kayda geçiren bir film. Kuytuda kalmış bir mahalle havuzunun aynı anda nasıl olağan ve bir o kadar da olağanüstü bir ruh barındırabileceğini sakin ve zahmetsizce anlatıyor bize Küpeli. Çok geçmeden tarihe karışacak, dönüşen mahalleyle birlikte yok olacak ve kendisiyle birlikte şehrin belleğinden ve ruh halinden de kocaman bir parçayı koparıp götürecek bir mekân ve o mekânın var ettiği gündelik yaşam hallerinin geri döndürülemez kaybı. Her ne kadar kapımızın eşiğindeki bu kaybetme hissi film boyunca seyirciyi yer yer yoklasa da, Küpeli sakinlerinin seyircide karşılığını bulan ruh halleri aslında bir o kadar da rahatlatıcı. Sıcak bir yaz günü boyunca sadece serinlemek amacıyla bir araya gelmiş çok sayıda erkeğin güneşle, suyla ve birbirleriyle kurdukları ilişkinin şiirsel bir belgesi de diyebiliriz filme.

Küpeli sabahın erken saatlerinde boş havuza gelip güne küçük hazırlıklarla başlayan erkeklerin bedenlerinden küçük izlenimlerle açılır. Sabahın gölgesinde temiz, boş havuzun betonarme çevresinde birkaç kişi soyunur, kireçleri yer yer dökülmüş duvarlara birkaç parça çamaşır asılır, biri suyu dener, biri peştamalını bağlar… Güneş yükseldikçe bu sakin başlangıcı havuzla kurulan ritmik ilişkiler takip eder. Enerjik bir şekilde suya atlayan, atlayanlara bakan, sere serpe dinlenen, acıkınca karnını basit şeylerle doyuran, küçük oyunlar oynayan çocuk, genç, bazen yetişkin, bir dolu esmer erkek. Gittikçe kalabalıklaşan bu küçük mekânda gün boyu birlikte vakit geçiren bu erkeklerin aynı mekânın sakini olmalarından doğan bir serbestlik tüm filme nüfuz eder. Farklı açılardan sabit planlarla her bir köşesini keşfe çıktığımız bu küçük havuzda herkese bir yer vardır. Ne çok sıkışık ne çok ferah, ne birbirlerini ezmeye gelmişler ne de fazla tembelliğe yer var. Küçük detaylar, erkeklerin birbirleriyle ilişkisine dair daha büyük konuların kapısını hafifçe aralıyor. Cesaret vermeler, küçük küçük yönetmeler, kanadının altına almalar, birlikte dinlenmenin ve oyun oynamanın, omuz omuza vakur ve titreyerek durmanın hazzı… En sonunda söylüyor bize film: Yer Amed-Diyarbakır. Küpeli, bu havuzun tuğla duvarlarının hemen dışında çok daha fazla sayıda ‘karaşın’ın belki çivit badanalı değil ama düzayak bir şehri yeni baştan kurmaya çalıştıkları bir döneme epilog ya da aslında girizgâh diyebiliriz.

Metin Akdemir Kimdir?
1983’te doğdu. 2007’de İstanbul Üniver-sitesi Radyo-TV ve Sinema bölümünden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları’nda yüksek lisansa devam ediyor. Ben Geldim Gidiyorum (2011) adlı bir kısa belgeseli var.

Çetin Baskın Kimdir?
1983’te Diyarbakır’da doğdu. 2007’de Dicle Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 2012’de Bilgi Üniversitesi Sinema-TV bölümünde yüksek lisansını tamamladı. 2012’de Arayış (Gerayîş) adlı kısa filmi çekti.

Paylaş