Net 17950

Paylaş

Göz alabildiğine uzanan taş yığınlarını mekân edinen Net 17950, kentsel dönüşümün yıkıcı yönüne odaklanıyor.

Aslı Özgen Tuncer

Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür
Bu taş döküntüde? İnsanoğlu,
Söyleyemezsin, ya da sezemezsin, çünkü bildiğin sadece
Güneşin kavurduğu kırılmış görüntülerin bir yığıntısıdır,
Ve ne ölü ağaç korunak, ne cırcırböceği huzur,
Ne de kuru taş suyun sesini verir.

—T.S. Eliot, Çorak Ülke

Özden Demir’in kısa filmi Net 17950, adını bir kamyonun kasasındaki yükün ağırlığından alıyor. Kantarda tartılma işleminin ardından takip ettiğimiz kamyonla birlikte, moloz yüklü kamyon konvoylarının yanından geçip gidiyor ve bir çorak ülkeye varıyoruz.

Yüzlerce kamyonun boşalttığı molozların oluşturduğu bu çorak ülkede geziniyor Demir’in kamerası. Elinde de bir inşaat arabası. Yığınlar arasında rastladığı kimi objeleri katıveriyor arabaya: kırık bir televizyon, eski bir radyo, bir torba fotoğraf, parçalanmış bir sandalye, bir zamanların ihtişamlı avizelerinden biri, kalın bir kitap, gösterişli bir koltuk… Tüm bunlar inşaat arabasına atılırken, ses bandında objelerin geçmişlerini işitiyoruz. “Deprem riski oluşturan bölgelerin dönüştürülmesine dair yasa tasarısı”ndan bahsediyor bir radyo anonsu, televizyonla birlikte ise “biz sesimizi duyuramadık” diye yakınan bir mağdurun haykırışı çalınıyor kulağımıza. Medyadaki haber bültenlerinden, boşaltılan mahalleler ve belediye binalarına yerleştirilen mahalle sakinleri hakkında cümleler duyuyoruz. “Birlik halinde dursaydık, kimse bu şekilde rant sağlayamazdı” diyor bir başka mağdur. Yüzünü pek görmediğimiz, daha çok öznel kamera aracılığıyla özdeşleştiğimiz ana karakterin, topladığı farklı eşyalardan bu çorak ülkenin ortasında bir kulübe inşa edişine tanık oluyoruz.

Yıkıntılardan anılar toplayan karakterin, bu hatıra objelerini bir araya getirerek kolektif bir hafıza mekânı inşa ettiğini düşünebiliriz. Zira Net 17950’deki kulübe, fotoğrafların tüm mekânı istila ettiği son sahnedeki haliyle hayli metaforik bir anlama bürünüyor. Bu sahnede, kayıp mekânlardan arda kalan ve bugüne sirayet eden kayıp anların kuvvetli bir başkaldırısı olarak beliriyor. Kaybedilmiş mekânların kaybedilmiş bellekler ürettiğini yüzümüze çarpıyor.

Kentsel dönüşüm alanlarından taşınan moloz yığınlarının muazzamlığını gözler önüne seren film, aslında gerek haber bültenlerinde gerekse reklamlarda sıklıkla tekrarlanan (ve tekrarlanmaya muhtaç olan) resmî söylemin gizlediğini işaret ediyor: Kentsel dönüşüm, mahalleleri “iyileştiren”, “güzelleştiren” ve eski binaların yerine yeni binalar inşa eden “yapıcı” bir süreç değil; tepeden inme projelerle haneleri yerle yeksan, aileleri yerinden eden tam anlamıyla “yıkıcı” bir süreç olarak kameraya yansıyor. Göz alabildiğine uzanan moloz yığınlarından oluşan bu çorak ülke, lüks anılara yer açmak için yıkılan mekânların bölük pörçük fısıltılarıyla çınlıyor adeta.

Özden Demir Kimdir?
1982’de İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, yüksek lisansını Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Programı’nda tamamladı. Kent ve bellek konularına odaklanan çalışmalarını, İTÜ’deki doktora eğitimine paralel olarak video, sanat ve mimarlık alanlarında da sürdürmektedir.

Paylaş