Yüksük

Paylaş

Yaşlı bir kadının rutin hayatına tanıklık ederken seyircide belirsiz bir bekleyiş hâlini tetikleyen bir kısa film.

Dilek Aydın

Enes Yurdaün’ün 2013 yılında pek çok festival gezen kısası Yüksük’te yaşlı bir kadının yalnızlıkla örülü rutin hayatına tanık oluyoruz. Sade ama iyi kurulmuş bir sinematografiyle, pürüzsüz bir kurguyla bu yaşlı kadının günlerini nasıl geçirdiğini takip ediyoruz. Kadının tekdüze hayatı, sık sık duymaya başladığı bir sesle kesintiye uğruyor. Özellikle geceleri çoğalan sesi takip ederken biz de filmin anlatı dünyasının derinine iniyoruz. Çalan ama açıldığında karşıdan cevap alınamayan telefonlar, ele batan bir iğne… Bu rutinin içinde eksik olan bir şeyler var. Bir ziyaretçi, bir insan sesi ya da bir hayvan belki.

Yüksük’te, filmin adının da seyircisinde tetiklediği bir bekleyiş hâli var. Bir yüksük görmeyi bekliyoruz bir yerde, bu yüksüğü bekleme hâli başka bekleyişlere evriliyor. Biz seyirci olarak, bu yaşlı kadının hayatında eksik olan şeyi, ‘görünmeyen’i görebilecek miyiz?
Saat tik taklarına benzeyen bu sesin kaynağı ne? Neyi işaret ediyor bu tuhaf sesler? Bütün bu sorularla,
her an karşılaşmayı beklediğimiz, görünmez bir varoluş hissiyatı çevresinde örülen bir film Yüksük.

Bir an için filmin dünyasından çıkalım. Psikanalist Darian Leader, ‘Mona Lisa Kaçırıldı’ adlı kitabında Da Vinci’nin ‘Mona Lisa’sının 1911’de Louvre’dan kaçırılmasından sonra tablodan arta kalan boşluğu izlemek için müzeye gelen binlerce ziyaretçiden bahseder. Sadece görmek, bilmek için mi sanata bakarız, yoksa bize gösterilmeyenler etrafında arzu nesneleri mi yaratırız aslında? Bu ‘gösterilmeyenler’ mevzusu, genel olarak sinema için önemli bir duruma parmak basıyor. Filmler bize karakterlerinin ve olay örgülerinin ne kadarını anlatmalıdır? Seyircinin zihnini uyanık ve merakta tutan boşlukları doldurma çabası mıdır? Filmin bize açıkça göstermediği, karakterine söyletmediği şey filmin anlatısı için çok daha belirleyici olur bazen. Yüksük’te işte tam bu bahsedilmeyen, gösterilmeyen varoluşun filmin en önemli öğesi olması hâli var. Filmin hem hikâyesini hem de görselliğini bu adı konulamayan beklenti harekete geçiriyor. Tıpkı görmeyi beklediğimiz –ve belki de yaşlı kadını bir yaradan kurtaracak– yüksük gibi, ölümün varlığı da kaçınılmaz bir şekilde kendini her karede hissettiriyor.

Enes Yurdaün Kimdir?
1991’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Lise ve üniversite yılları boyunca film atölyelerine katıldı. Müsaade (2010), Yüksük (2012) ve Misafir (2014) isimli kısa filmleri yazıp yönetti. Yüksük’le pek çok ulusal festivalden ödülle döndü. Dördüncü kısa filminin çekimlerini kısa bir süre önce tamamladı.

Paylaş