|
" UNUTULANLAR KULÜBÜ " Unutulanlar Kulübü'ne hoşgeldiniz! Burada, kulağınızda yer etmiş isimlerin tam çıkaramadığınız yüzleriyle, gözünüzün hep bir yerlerden ısırdığı simaların bir türlü hatırınıza getiremediğiniz isimleriyle ve bilinmedik hikayeleriyle buluşabilirsiniz. Her gün önünden geçtiğiniz bir dükkanın başka zamanlarda koca bir kalabalığı içine alan bir salon olarak hayali, adı sanı hatırlanmayan bir yönetmen ya da kıyıda kenarda kalmış bir film karşınıza çıkabilir. Birden çok filmde gördüğünüz, kaynağını kolay kolay kestiremeyeceğiniz kostümlerin ya da aynı dönemin pek çok filminde karşınıza çıkan bir köşkün gerçek sahibine rastlayabilirsiniz. Bir zamanların batan filmleriyle batan bir şirketin felaketi ya da bir dönem sinemayı peşi sıra sürükleyen bir furyanın arkasında yatan yapımcı hinliği, bunların nasıl olup bittiği, uzun uzadıya burada anlatılabilir. Yine de başka birisi çıkıp, aslında bu hikayelerde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığından, her şeyin arkasında başka başka nedenlerin yattığından dem vurabilir. Hiç tanımadıklarınızla unuttuklarınız, çoktan unuttuğunuzu sandığınız ama bir anda hatırlayıverdiklerinizle hep aklınızda tuttuklarınız sürekli birbirine karışabilir, durmadan yer değiştirebilir. Zaman, her şeyi olduğu gibi, tanıdığımız sesleri, yüzleri, onların içine yerleştiği köşelerimizi eskitiyor. Yeni seslere, görüntülere yer açmak istiyoruz, 'eskilerimiz'in bir kısmını bilerek ve isteyerek, bir kısmınıysa 'şuursuzca' elden çıkarıyoruz. Çoğu zaman hafızamıza haince kar zarar hesabı yaptırıyoruz. Bir şeyleri özellikle hatırlayarak, bazılarını bilhassa unutarak başkalarının, asıl görünmek için avazı çıktığı kadar bağıranların üzerini örtüyoruz. Kimi zaman da bizi çevreleyen kültür, hatırlamamız gerekenleri özenle belirtiyor. Onlar adına anma törenleri düzenlemeliyiz, arada bir özel ödüller vermeliyiz; böylece, iç rahatlığıyla onları unutabiliriz. Arada bir umursamadığımız bir şeylerin ya da birilerinin dramatik ve haber değeri taşıyan hazin durumlarıyla karşılaşacak olursak, ikinci ya da üçüncü sayfadan haber olarak girilebilir; şöyle ya da böyle 'gönül borcu' ödenmeyecek şey değildir. Yine de, bazen hazırlıksız yakalanabiliriz. Bir gece, ortasından yakaladığımız bir filmde kulağımıza çalınan bir nağme, bize çocukluğumuzun bir öğleden sonrasını hatırlatabilir. Belki yalnızca bir kez gördüğümüz bir 'artist'in yüzüyle bir sahaf dükkanında rastlaşabiliriz. Böyle zamanlarda, çoğunlukla elimizde bu kısacık çağrışım anının dışında hiçbir şey olmadığını fark ederiz; yine de bizi çepeçevre saran hissiyatın kuvvetini görmezden gelemeyiz. Kendi halimizde yolda yürürken gözümüzde bir sahne canlanıverir; yakın zamanda izlediğimiz bir filmden mi, yoksa etrafımızdakilere anlatmayı ihmal ettiğimiz bir rüyamızdan mı olduğunu kestiremeyiz. Kimi zaman dilimizin ucundakini bulabilmek için parçaları birleştirmemiz, kimi zaman kafamızın içindeki resmi bölüp parçalamamız, un ufak etmemiz gerekir. Eksik parçaları nerelerden toplayacağımızı bilemeyiz: Şu filmdeki kötü adam kimdi? John Wayne'i kim seslendirirdi, başka kimleri seslendirmişti? Bu sokak tam Beyoğlu'nun neresindeydi? Bilmemkimin oynadığı bilmemne filminin sonunda ne oluyordu? Bir film izlemiştim, bilmemnerede, bilmemhangizaman, başka gören var mıydı? Ya da fazlalıklarla ne yapacağımıza karar veremeyiz: Casablanca'nın, televizyonun eski zamanlarında seslendirilmiş bir gösterim kopyasında, Ingrid Bergman'ı Adalet Cimcoz'un, Humphrey Bogart'ı Hayri Esen'in sesinden izleyip, şaşırıp kalmak gibi. Yeşilçam'ın en içimize işlemiş seslerini, onların ait olduğu yüzleri, kimileri için Belgin Doruk'u, kimileri için Göksel Arsoy'u nasıl olup da 'unutabiliriz'; onları Bergman ya da Bogart'ın personasıyla bir arada algılayabiliriz. Peki şimdi ne yapacağız? Mesela arkamıza yaslanabiliriz. Merak edebiliriz. Şaşırmak ve şaşırtmak isteyebiliriz. Kendimizi tıpkı tatlı bir uykunun kucağına bırakır gibi, sinemanın ve koluna takıp getirdiklerinin eline bırakabiliriz. Tek kulağımız tetikte, tek gözümüz yarı açık olmak kaydıyla. Ne de olsa sesler, yüzler, isimler, filmler birer hayalet gibidir. İçinizden geçebilir, içinden geçebilirsiniz. |