"BEATLES'IN DEYİŞİYLE: HEY JUDE!"

Shakespeare döneminden kalma bir aktör, Beatles'ın şarkı sözlerinin bir tür hayat buluşu, bir Thomas Hardy kahramanı... Jude hepsinin sentezi.... Biraz geçmişten, biraz bugünden, biraz da gelecekten... Adımları sağlam, sessiz, derinden.... Gattaca'da, Existenz'de, Kapıdaki Düşman'da. Her zaman en önde değil belki, ama hep akılda kalıcı. Jude'dan kareler... Filmin sonunda oynadığı karakterler hep ölüyor... Aynı anda hem çok yakın hem de esrarengiz olması tiyatro sahnelerinden kalan bir maske mi ona?

Jude ilk kez altı yaşındayken çıkmış sahneye; okulundaki bir piyeste aldığı rol ona bundan sonra gideceği yolu göstermiş. Yolunun ilk durağı National Youth Music Theatre olmuş. Kamera karşısına ilk geçişi bir 'soapopera'yla gerçekleşmiş. Londra ve Broadway sahnelerinde sergilediği performanslarıyla göz doldurmuş. Sayalım bazılarını... 94'te Kathleen Turner'la birlikte bir Jean Cocteau oyunu olan Les Parents Terribles'de oynamış. Royal Shakespeare Company'deki rolleri ona 'En İyi Genç Klasik Oyuncu' ödülü adaylığı getirmiş.

Sinemadaki ilk önemli rolü Paul Anderson'un 94'te çektiği Shopping filminde. Oynadığı filmlerin çoğu gişede yüksek hasılatlara ulaşmasa da; Jude Law kareleri izleyicisinin aklındaki ayrıcalıklı yerine yavaş yavaş ulaştı. I Love You, I Love You Not (1996), Gattaca (1997), İyi ile Kötünün Bahçesinde Geceyarısı (1997), Wilde (1997), Yan Odadan Melodiler (1998)... Cronenberg ustanın Existenz (1999)'i Gattaca'dan sonra şık bir geri dönüş Jude Law için. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalındaki Oscar ve Altın Küre adaylıklarını getiren filmse Minghella'nın Patricia Highsmith uyarlaması Yetenekli Bay Ripley (Talented Mr. Ripley) oldu. Hollywood ona kapılarını açtı açmasına, ama Jude Hollywood'un yollarına kendini hemen öyle atmadı; çünkü önüne gelen senaryoları değerlendirirken son derece titiz davranıyor. Filmin çekileceği yer, filmin süresi, aile hayatında yaratacağı değişiklikler onun için önemli kıstaslar. Şu an Dreamworks'ün iki önemli projesinin içinde yer alıyor. Biri merakla beklediğimiz bu ay vizyona giren yeni Spielberg filmi Yapay Zekâ, öbürü de 2002'de vizyona girmesi planlanan ikinci Sam Mendes filmi The Road to Perdition. Jude'la Spielberg'ün ilk karşılaşması yönetmen Gattaca'yı gördükten sonra olmuş. Yapay Zekâ'da oynadığı karakterin adı "Gigolo Joe". Yeni bir öğrenme süreci olarak tanımladığı rolünün gerektirdiği cazibeli hareketleri oluşturmak için özel dans dersleri almış Jude. Kubrick'le Spielberg'in dehasının ilginç karışımı diye gördüğü Yapay Zekâ'nın tam da Kubrick'in istediği gibi fütüristik bir masal olarak tasarlandığını, bir mahşer günü filmi olmadığını belirtiyor. Jude'a göre film, ürettiklerinin ileride yine kendine dönecek etkilerine ilişkin insanoğluna bir tür uyarı niteliğinde. Müşterilerinin tüm isteklerini yerine getirmek, onlara zevk vermek için tasarlanmış bir jigolo robot olan Joe'nun filmin sonuna doğru insanileşmesi, duygusal tepkiler vermesi aktörün rolünü benimsemesini kolaylaştırmış.

Ya ilerideki hedefler? Jude aslında az önce de dediğim gibi, Hollywood sinemasının yıldızlarından olmaya pek meraklı değil. Şu anda Shopping'de tanıştığı karısı Sadie Frost ve arkadaşlarıyla Natural Nylon adında bir prodüksiyon şirketi kurmuş; şirketin ortakları arasında Sean Pertwee, Jonny Lee Miller, Ewan McGregor var. Jonny ile Ewan'ın isimleri özellikle Trainspotting'den hepimize tanıdık. Planları belgeseller, düşük bütçeli yapımlar çekmek. Jude'un şu aralar aklındaki projeyse, favori yazarı dramaturg Christopher Marlowe üzerine bir film. Aynı ekibin çalışmalarını sürdürmekte olan Nylon Theatre diye bir de tiyatro grubu var.

Jude "Ya aktör olmasaydınız?" sorusuna "Mutsuz olurdum" karşılığını verirken ekliyor: "Ya çok kötü bir şair olurdum, ya da çok kötü bir bahçıvan.". Beatnik şair Alan Ginsberg ve Marlowe tutkunu. Sinemadaki tercihini Fransız sinemasından yana koyuyor: Patrice Leconte, Jacques Tati, Jean Cocteau. İlk saydığı filmlerse Mayıs Şaşkınları (1989), Jules ve Jim (1961), Köprüüstü Aşıkları (1991). Sıkı vejetaryen, iyi aile babası, disiplinli aktör... Jude'un kişiliği birçok ilginç bileşeni barındıran bir sentezin üzerinde yükseliyor. Ne sinemayı, ne de ilk göz ağrısı tiyatroyu bırakacak gibi görünmüyor açıkçası. Önümüze daha pek çok silinmeyecek Jude kareleri gelecek gibi; çünkü Jude öğrenmeyi, olduğu yerde kalmamayı ve her yeni rolünde kendini yetiştirmeyi, geliştirmeyi çok seviyor. Bizse onu zaten seviyoruz, derinden gelen ışığını takip ediyoruz ardından.