|
Balıkçı ve Deniz Belgeselleri Festivali Foça 2001 29 Ağustos - 2 Eylül 2001 tarihleri arasında gerçekleşen festival Belgesel Sinemacılar Birliği, (B.S.B.) Sualtı Araştırma Derneği (S.A.D.) ve Foça Yerel Gündem 21 tarafından gerçekleştirildi. Dikkati çeken ilk unsur üç örgütün de sivil toplum örgütü olması, ikincisi ise organizasyonun belirli bir konu üzerine yapılması idi. Aslında bu iki unsur üç kurumun da temel anlayışına kesinlikle uyuyor. Yurtiçi ve yurtdışından belgesel filmlerin ve yönetmenlerinin, müzik gruplarının, balıkçı kooperatiflerinin ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşen, oldukça çoşkulu ve eğlenceli geçen, aynı zamanda tartışma platformlarıyla sürekli bir bilgi akışının olduğu capcanlı bir festival çıktı karşımıza. İnsanlar, kendi sorunlarıyla bu kadar yakından ilgili bir festivalde bulunmanın ve tartışarak gelişmenin ve geliştirmenin, kollektif olarak sorunların üstesinden gelinebileceğini görmenin ve yeni estetikler sunan görsel malzemeleri izlemenin heyecanı içerisindeydi. Balıkçısından öğrencisine, sade vatandaşından yönetmenine, herkesin yüzünden okunuyordu coşku. Daha önce kısa film festivalinin düzenlendiği Foça'da öncelikle neden belgesel film diye sorduğumuzda Foça Yerel Gündem 21 Genel sekreteri Hakan Barçın şöyle söylüyor: "Bu festival gerçekleşmesi için koşullarını kendisi hazırladı aslında" diye cevaplıyor önceki festivalle ilgili sorumuzu. Belgesel film içinse "Çünkü belgesel sinema belleklerde çok iz bırakan, kaygıları ve mesaj derdi olan, ciddiyet taşıyan bir alan. Belgesel sinemada seyirciyi seçebiliyorsun aslında" diye cevaplıyor bizi. SAD yönetim kurulu üyesi Yalçın Savaş ise "Çünkü bizim işimiz gerçekle" deyip ekliyor: "Durumu belge şeklinde verebilmek çok önemli". BSB genel sözcüsü Enis Rıza "Genel Sözcü tanımlamasını kullanıyoruz; çünkü BSB içerisinde hiyerarşi yok" diye belirtiyor öncelikle. 1960'lardan beri Belgesel Sinema ile uğraşıyor. Üç tane kurmaca ( kendisi imgesel diyor ) filmi var. O filmleri de belgeselden arta kalan zamanlarında yaptığını söylüyor. Belgesel sinema konusundaki soru karşısında saatlerce konuşabileceği belli bir tavırla devam ediyor : "Birincisi belgeselle daha çok ulaşabildiğimi düşünüyorum insanlara, bir de belgesel ticari olmayan bir alan olduğu için belgeselimi üretip, alıp koltuğumun altında herhangi bir yerde gösterebiliyorum. Diğerinde farklı ticari mekanizmalar dönüyor, belki biraz parayı sevmediğim için böyle. Ama ikinci bir yanı var işin; Türkiye'de, Türkiye sineması ile ilgili bir eleştiri temelinde, bir sinemanın iyi bir sinema olabilmesi için, belgesel sinemanın onun temelinde olması şart. Belgesel sineması olmayan bir ülkenin özgün bir sinema oluşturması mümkün değil. Bunu inanılmaz ölçüde büyük bir iddia ile söylüyorum." Festivalde üzerinde konuşulacak, izlenmesi oldukça zevkli, bilgilendirici, ayrıca yeni biçimsel denemelerle yeni tadlar veren birçok belgesel var. Hepsinin üzerinde durmamız imkansız olduğu için birkaç uç örneği seçelim dedik... İlki 1993 yapımı bir Bulgaristan yapımı. İsmi Wasted Land (Kayıp Topraklar). Filmin yönetmeni Milan OGNIANOV festival için arabasına atlayıp Foça'ya gelmiş, kişiliğiyle de ayrı bir renk katıyor ortama. "Bulgaristan'da Komünist dönemde toprak devlete aitti, toprak sahibi olamayan yurttaş toprağı yalnızca kullanabiliyordu. Bu anlamsız mantık 'Kayıp Topraklar' fikrini doğurdu" diyor yönetmen. Bu film yok olmakta olan bir yengecin öyküsünü anlatıyor görünürde; ama yönetmen anlatmak istediğini sembolik bir yapıda, şiirsel bir dille açıkça anlatıyor aslında. Oldukça zevkli geçen gösterimin ertesi günü yakalayıp soruyoruz Milan OGNIANOV'a : - Belgesel film ve sembolizm ? M.O: Nasıl denir, güzel bir soru. Ama ne yazık ki ben sadece bir sinemacıyım. Yani ne iyi bir gazeteci ne de iyi bir eleştirmenim. Ben sinemanın bana verdiği tüm olanaklarla çalışıyorum aslında. Yani görüntü, ses, müzik, yani hepsi… Bütün bunların karışımı olan bir sanatta sembolist olma şansınız oluyor. Ama herşeyden önce bu bir gelenek ve tercih meselesi. Umarım benim filmlerimde söylediğiniz gibi sembolizm vardır. Çünkü gerçek sanatta her zaman sembolizm vardır. (Milan OGNIANOV Sofya Üniversitesi'nin fizik bölümünü bitirdikten sonra ülkesinde sinema okulu olmadığı için Moskova Sinema Okulu'nda eğitim almış.) Dikkatimizi oldukça çeken diğer bir film ise 2001 Türkiye yapımı olan "Tinkos Balık Tinkos". Yönetmeni Önder Murat Özdemir festivale katılamadığı için kendisiyle görüşemedik. Belgeselde Bozcaadalı balıkçı Harun'un denize tutkusu ve Rum komşularıyla anıları anlatılıyor. Yönetmen balıkçının zihinsel gel-gitlerine paralel kullanmış kamerasını. Sanki bizi Harun'un beyninde dolaştırıyor, bir karakterin içine sokuyor bizleri. Harun her zaman kameranın önünde ama kamera da o sanki. Kurgusuyla da bu yapısı desteklenen film Harun'un biraz şizofrenik iç dünyasına sokuyor bizi, çevresini de onun gözüyle - hiç bir zaman özneli olmayan kamerayla- anlatıyor bize. Finali de canlandırma olup olmadığı üzerine tartışma yaratan garip bir şekilde yapıyor yönetmen. Filmin müziklerini de kendisi yapan, gelecekte çok farklı ve nitelikli işler ortaya koyacağının mesajını veren bir yönetmen Önder Murat Özdemir. Festivalin diğer iki genç ismi ve katılımcısı Talin Sucuyan ve Mutlu Hesapçı. Talin Sucuyan, İstanbul Ün. İletişim Fak. Radyo T.V 4.sınıf öğrencisi. Festivale 2001 yapımı "Reis Dayday-Uncle Skipper" adlı filmiyle katılıyor. Filminde çocukluğundan beri tanıdığı 80 küsur yaşlarında olan Bedrosday Dayı'yı anlatıyor. "Onun bu yaşına rağmen duyduğu heyecan ve azim beni çok etkiledi. Ayrıca son derece dürüst ve ahlaklı olan bu insan karısına nasıl davranıyorsa, deniz ve balığa öyle davranıyor." diyor Talin. Mutlu Hesapçı, Anadolu Ün. İletişim Fak. Basın Yayın Bölümü 4.sınıf öğrencisi. Bu ilk film projesi. Fakat daha önce TV haber programları hazırlamış. "Türkiye'de Nükleer Enerji" adlı bir çalışmasıyla Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler ödülünü almış. Bize filminden bahseder misin Mutlu? M.H : "Filmi 8500 yıllık bir tarihi olan Gölyat yarımadasında çektim. Orası doğal konumundan dolayı insanların sadece gölden geçimlerini sağladıkları bir SİT alanı. Amacım sadece balıkçılık yapan kadınların yaşamını anlatmaktı, ama kameradan çekindikleri için onlarla iletişim kuramadım. Orada yaşayan Lütfi Öner öznelinde oradaki yaşamı aktarmaya çalıştım." Neden Belgesel? M.H :"Belgesel sinemanın haberciliğe çok yakın olduğunu düşünüyorum. Daha gerçek ve daha samimi. Mesela dekoru ve insanları siz yaratmıyorsunuz. Doğal olarak varlar zaten. Belgesel hayatımda hep varolacak. Fakat şu an birkaç kurmaca senaryom var, onlar üzerinde de çalışmak istiyorum ." Umarız Foça'daki bu oldukça renkli geçen temalı festival ilerki yıllarda daha da büyüyerek çok daha geniş çevrelere ulaşır. Nice Festivallere... Gürhan Özçiftçi |