AYIN FİLMLERİ
4 Ekim Cuma
Ateş Krallığı
Bir Erkek...Bir Kadın...Ve...
Şeytan Tohumu
Tutku
11 Ekim Cuma
Ruhlarla Dans
Yeter
Zamanı Durduranlar
18 Ekim Cuma
İşaretler
Kanlı Pazar
Simone
25 Ekim Cuma
Aramızda Kalsın
Austin Powers 3
Insomnia
|
| |
ELEŞTİRİ
FEMME FATALE / ÖLDÜREN KADIN
SAĞ GÖSTERİP SOL VURAN KADIN
De Palma, Öldüren Kadın'da herkesle ve her şeyle oyun oynuyor. Kendi geçmişiyle, erkeklerle, sinemaseverlerle, sinema çevreleriyle, sinema sanatıyla ve belki de hayat ile. Bunu yaparken kendisinin çok eğlendiği açık. Filmde, karmaşık bir entrika, gizem ve bulmacanın içine gireceğimiz 'Mulholland Çıkmazı' ile yapılan karşılaştırmalar aracılığıyla önceden duyurulmuştu. İnsanı, içerdiği gizemi çözmeye bir meydan okuma tavrıyla davet eden bu tür filmleri ilk izleyişimiz sırasında, iki temel eğilim gösteririz: Ya filmin 'ne' anlattığı üzerinde yoğunlaşır, yani filmin o gerilimli kıskacına kendimizi bırakıp mutlak surette bizden daha avantajlı haldeki yönetmenin verdiği ipuçlarını kullanarak, sırra erken ulaşmak adına film zamanının önüne geçmeye çalışırız ya da filmin 'nasıl' anlattığına yoğunlaşır, yani daha çok, vaat edilen sırla ilgilenmemeye çalışıp, özdeşleşmelere ve atmosfere kapılmadan, kendimizi filmin nasıl kurulduğuna dair bazı parçaları bir araya getirmeye çalışan bir gözlemci olarak konumlandırırız. Fakat karşınızda, hikaye anlatmayı 'hikaye isteyen gitsin hikaye kitabı okusun' dercesine kendinden uzak tutan, metaforik, yıkıcı ve ironik imgelerini, yoğun bir görsellik, müzik ve kurgu birlikteliği ile bir araya getiren; sıfırdan yaratmaktansa parçaları bozup tekrar yapıştırmaktan hoşlanan Brian De Palma varsa, herhalde onun anlattığı hikayelerin nereden başlayıp nereye gittiğinden çok, gösterdiği şeylerde yoğunlaşarak onların çağrışımlarının gittiği yerlere bakmak daha anlamlı olur.
De Palma'ya birçok eleştirmen tarafından yapılan kötü muamele, onu, üstün yetenekleri olan ama bir tür inatla onları çevresinin istediği ideal forma sokmayan çocuklara çeviriyor sanki. (Öldüren Kadın filmindeki 'nasıl olur da bu kadarına izin verilebilir' dedirten tartışma götürmez kötü oyunculuğu da, bu inada dahil etmeli mi acaba?) Bu yüzden DePalma'nın, ne yapsanız tam olarak bir şekle sokulamayacak olan ve içinden herhangi bir şeyi gereksiz, kaba ya da pornografik diyerek atamayacağınız rüyalarımıza benzer filmlerinden yararlanırken, onu kendi haline bırakmak en hayırlısıdır. Ki zaten, DePalma'nın bir rüya estetiği uygulaması içerisinde sahte, gerçek ve hakikat eksenindeki gidip gelen sinemasının hüküm sürmeye devam ettiği son filmi Öldüren Kadın'ın, sinema tarihinde yer etmiş bazı filmler ile sürekli alışveriş etmesi, yönetmenin, yeniden yapımlarla söz konusu filmlerin bazı öğelerini daha önce de perdeye taşımış oluşu ve sonuçta, seyirciyi 'yeniden yapımların yeniden yapımlarıyla' karşı karşıya bırakması, filmi, biriciklik bakımından incelenmesi neredeyse imkansız olan bir dehliz haline getirmektedir.
Kara film, ilk zamanlar Amerikalılar tarafından verilen ürünlerle tür haline gelen, Fransızların ise teorisini yazdığı bir sinema olayıydı. Şimdi bir anlamda, yeni bir saygı duruşu için, Yeni Dalga sinemacıları tarafından baş tacı edildiği Fransa'daki evine geri dönmüş oluyor. Diğer bir yandan da, geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nde açılış sekansı, bu yıl da tamamı gösterilmiş olan bu filmle beraber, en çok Hitchcocksever çıkartan ülkelerden biri olan Fransa, Hitchcock'la en çok haşır neşir olan Amerikalılardan DePalma'yı da ağırlamış oluyor. Bu noktada, DePalma'nın Yeni Dalga sineması ile akrabalığının pekiştiği Öldüren Kadın filminin de, Truffaut'nun kara film ögelerini kullandığı filmleri kadar eğlenceli olduğunu söylemeden edemeyeceğiz.
Oğuzhan Ersümer
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ekim 2002 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Ekim sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|
|
|
| |
PORTRE
AL PACINO (Insomnia, S1m0ne)
Birileri geldi ve güzelliğiyle gönülleri fetheden, saçları, elleri, bakışları, tavırları da en az kendileri
kadar güzel olan bütün o erkek idollerini ortadan kaldırdı. Başrolleri istila eden bu seçilmiş güzeller,
kısa boylu, esmer, çirkin, zaman zaman şiddete eğilimli, hatta kaba mizaçlı modern zaman idollerinin
'çirkin karizması'denilen bir anlayış ortaya çıkarmalarına mecburen seyirci kaldılar. Humphrey Bogard ilk
adımı atmıştı atmasına ama onun takipçileri sayılabilecek Robert Mitchum ve daha sonra Jack Nicholson ancak
kendilerine ait bir 'çirkin olmalarına rağmen karizmatik' ibaresi kazanacak kadar ileri gidebilmişlerdi.
Gümbür gümbür ortaya düştüklerinde, Al Pacino, Robert De Niro ve Dustin Hoffman 'çirkin karizması'nı her
çirkinin son umudu olmaktan, 'Leonardo Di Caprio olacağıma ölürüm'e terfi ettirdiler.
...
Hollywood sinemasının efsanevi oyuncusu Al Pacino'yu bu ay iki filmde birden (Simone ve Insomnia) izleyeceğiz.
Elif Refiğ
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ekim 2002 Vizyon/Portre bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Ekim sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|
| |
GÖZE ÇARPANLAR
SIGNS / İŞARETLER
SHYAMALAN'IN İŞARETLERİYLE YÜZLEŞME. . .
Yapay Zekâ'nın gişelerde elde ettiği başarı ve değeri eleştirmenlerce tartışıladursun, Holywood'un belki de en üretken yönetmeni Steven Spielberg bir kez daha bilimkurgu janrıyla karşımızda. Bu kez hikâye günümüzden fazla uzaklara gitmeden 2054 yılında geçiyor. Philip K. Dick'in 1956'da yayımladığı aynı adlı kısa öyküsünden yola çıkarak hazırlanan filmin ana kahramanı, Spielberg'den fazla alışık olmadığımız üzere bir Holywood yıldızı, Tom Cruise.
Kendine yabancılaşmış bireyin, yaşamın içinde yuvarlanıp gitme türküsünden sıkılmış olacağız ki, karanlık salonlarda kendini keşfetmeye kendisiyle yüzleşmeye çalışan karakterlerin sayısı gün geçtikçe artsa da onları bu yolculuklarında yalnız bırakmak istemiyoruz. Doğruluğuna inandığı şeylerden kuşku duymaya başlayan bu karakterlerin soluk aldığı hikayeleri düşündüğümüz zaman akla gelecek ilk isimlerden biri kuşkusuz 'Night Shyamalan'. Fantastik olanı gerçek/sıradan hayatın bir parçası olarak sunan/yapılandıran bu hikayelerin satır aralarına 'iletişimsizlik', 'yabancılaşma' 'kimlik arayışı' 'ölüme ve yaşama karşı iç hesaplaşma' 'zaman & mekan bütünlüğü' gibi söylemleri ustaca yerleştiren bir yönetmen/yazar Shyamalan.
İstediği başarıyı elde edemediği Praying With Anger ve Wide Awake filmlerinin ardından, Shyamalan kendi üslubunu tamamen yansıtabildiği Altıncı His (Sixth Sense) ve Ölümsüz'de (Unbreakable) kültürel ve sosyal açılımları olan farklı boyutlar yakalamıştı. 'İşaretler'de (Signs) yine fantastik bir hikaye üzerinden yola çıkıp çok boyutlu okumalara açık bir yapı örüyor. İşaretler'de, görünürde işlenen/akan hikaye oldukça tanıdık: Pennsylvania'da kendi halinde bir çiftçi olan Graham Hess (Mel Gibson) bir sabah uyandığında mısır tarlalarında devasa boyutlarda, iç içe geçmiş şekiller olduğunu fark eder. Bu garip şekillerin nasıl oluştuğunu çözmeye çalışırken, televizyon istasyonlarından bu şekillerin çeşitli bölgelerde oluşmakta olduğunu ve hızla yayıldığını öğrenir/öğreniriz. Karşı karşıya kaldığımız durum, tüm dünyada korku uyandıran bir 'Uzaylı İstilası'dır.
...
Işıl Sönmez
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Ekim 2002 Vizyon/Göze Çarpanlar bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Ekim sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|