DAĞITIMCI ARANIYOR /
THE MAN WITHOUT A PAST



HİÇBİR ŞEY BİR KAURISMÄKI FİLMİNİN TÜRKİYE'DE GÖSTERİME GİRMESİ KADAR ŞAŞIRTICI OLAMAZ!


Dağıtımcı Aranıyor köşemizin bu ayki konuğu Aki Kaurismäki'nin yönettiği Cannes'da Jüri Büyük Ödülü'nü kazanan The Man Without a Past. Filmin ticari gösterime girmesine sabırsızlıkla bekliyoruz. Hatırlatalım, film Gezici Festival kapsamında Ankara, Bursa ve İzmir'de gösterilecek.

Finlandiyalı arkadaşım Markku'ya vatandaşı Kaurismäki'nin yönettiği The Man Without a Past (Geçmişi Olmayan Adam) filmini ne kadar çok beğendiğimi söylediğimde beni şaşırtan bir tepki gösteriyor. "Finlandiya öyle bir yer değil" diyor. Filmi çok karamsar bulmuş. -Kendi deyişiyle- Aki'nin Finlandiya'yı gereğinden fazla kederli ve yoksul bir ülke olarak yansıttığını söylüyor. Her ne kadar ülkesinden çok uzakta ona Kaurismäki'den övgüyle bahsedilmesi gururunu okşasa da, kesinlikle ülkesiyle ilgili yanlış bir izlenim edinilmesini istemiyor. Bu nedenle bana Finlandiya'nın nasıl güzel bir ülke olduğunu anlatmaya başlıyor.

Markku'nun bu tepkisi beni düşündürüyor. Demek kendi ülkesinin sınırlarını aşan sanatçıların her zaman her yerde karşılaştığı bir durum bu. Bizim ülkemizde de hep benzer örneklere rastlamaz mıyız? Ülkemizi Batılılara kötü gösteriyor diye bazi yazarlarımızdan şikayetçi olmaz mıyız? Sorunlarımızı çözmek yerine, onları gizlemeyi tercih ederiz. Sorunlara işaret edenlere de kızarız.

Aslında Markku'yla tanışmasam bir Finlandiyalı'nın Aki Kaurismäki'den sitem edeceğini aklımın ucundan geçirmezdim. O, Finlandiya'nın yaşayan en önemli yönetmeni kabul ediliyor. Kendisi gibi yönetmen olan kardeşi Mika Kaurismäki ile birlikte kurdukları ve Godard'ın Alphaville'ine göndermede bulunarak Villealfa adını verdikleri yapım ve dağıtım şirketinin 80'lerin başından beri Finlandiya film endüstrisinin toplam film üretiminin beşte birine imza attığı söyleniyor. Aki Kaurismäki'nin filmleri yurtdışındaki festivallerde de gösteriliyor ve eleştirmenler tarafından övgülere boğuluyor. Bu yıl son filmi The Man Without A Past ile Cannes'da ikinci büyük ödül olan Jüri Büyük Ödülü'nü kazanarak kariyerini taçlandırdı. Hatta pek çok eleştirmen Altın Palmiye'yi...

...

Umut Barış Dönmez

Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ekim 2002 sayısının VizyonÖtesi/Dağıtımcı Aranıyor yazısının bir bölümüdür.

 
 
 
ÖZEL EK / 8.AVRUPA FİLMLERİ FESTİVALİ (GEZİCİ FESTİVAL)


"BAŞLARKEN DÜŞÜNDÜKLERİMİZİN ÇOK DAHA FAZLASINI GERÇEKLEŞTİRDİK"



Avrupa Filmleri Festivali (Gezici Festival), kendi geleneğini oluşturma yolunda hızla ilerleyen, Ankara Sinema Derneği gibi kurumsal bir destek ile düzenlenen bir festival. Önemli bir misyon yüklenmiş bu oluşumun mimarları ile söyleştik.

Söyleşi: Övül Durmuşoğlu

Nasıl başladınız? Bu ekip nasıl bir araya geldi ?

Başak Emre: 1995 yılında, o zaman çalışmakta olduğumuz Ankara Film Festivali'nden, bazı görüş ayrılıkları nedeniyle ayrılmak zorunda kaldık. Ayrıldıktan sonra da deneyimli ekibimizle ne yapabileceğimizi düşündük. Altı ay gibi kısa bir süre içinde, Avrupa Filmleri Festivali'nin ilkini gerçekleştirdik. İlk yıl programımızda Ankara, İstanbul, İzmir ve Eskişehir vardı. Dört şehirde de oldukça başarılı gösterimler gerçekleştirdik. İkinci yıldan başlayarak İstanbul'un yerini Bursa aldı. Festivalin Gezici olması ve yalnızca Avrupa Filmlerini kapsaması Ahmet'in fikri.

Ahmet Boyacıoğlu: Kentten kente dolaşan ve küçük bir programı izleyicilere sunan, o zamanki deyimimizle, bir "Seyyar Sinema Kumpanyası" oluşturma fikri doğdu. Ankara Film Festivali'nde çalıştığımız dönemde, bir yıla yakın bir süre, festival için hazırlanıyorduk. Bütün o emeğin karşılığı ortaya çıkardığımız festival, 9-10 günde bitiveriyordu. Bazen biz bile yaptığımız festivalden fazla bir şey anlayamıyorduk. Oysa, Gezici Festival ile, neredeyse bir aylık bir süre içinde, değişik kentleri geziyoruz.

Festival filmlerini seçerken ön planda tuttuğunuz kriterler nelerdir? Aynı program içinde farklı alt başlıklar oluştururken izlediğiniz belirli bir yol var mı?

B.E.: Öncelikle yılların deneyimiyle öğrendiğimiz bir şey var. İzleyici festivale gelip de bir filmi beğenmezse, bir anlamda, festivale küsüyor, gelmiyor. Gezici niteliğimiz ve film sayımızın az olması, bizi film seçerken daha dikkatli ve seçici olmaya itiyor. Çok zor beğeniyoruz. Dünya festivallerine göz attığınız zaman aynı filmlerin dünyanın birçok festivalinde gösterildiğini ve gösterilen filmlerin niteliklerinin giderek düştüğünü görüyoruz. Bizim işimiz biraz daha kolay. Yılda 12 tane nitelikli film bulmak o kadar zor olmuyor. Klasiklerde belirli bir tema ya da yönetmen seçiyoruz. Festivalimizin ikinci yılından bu yana "Avrupa'nın En İyileri" adı altında sinematek işlevi gören bir bölüm düşündük. Böylece, bir yönetmenin bütün filmlerini göstermek yerine, en çok beğenilen filmini seçme şansımız oluyor.
Her yıl bir sinema okulunun toplu gösterisi ve iki-üç kısa film toplu gösterimi yapmak düşüncesiyle yola çıkıyoruz. Kısa filme çok önem veriyoruz. Gezici Festival izleyicileri, bu yıla kadar, Avrupa'nın en önemli okullarının bizim için hazırladıkları toplu gösterilerde; Wenders, Anderson, Jarman, Svankmajer, Varda, Jiri Trinka, Godard, Truffaut, Jiri Menzel, Polanski, Kieslowski ve Wajda gibi önemli yönetmenlerin kısa filmlerini izlediler.

A.B.: Son üç yıldır, Türk Sinemasına da ağırlıklı olarak yer vermeye çalışıyoruz. 1999 yılında Tuncel Kurtiz, 2000 yılında Türk Sinemasında sansüre uğramış filmler ve 2001 yılında da Atıf Yılmaz, Gezici Festival'de yer aldı. Türk sinemasında ele aldığımız konuları işlerken, yalnızca film gösterimleriyle yetinmiyoruz. Aynı zamanda bu konuyla ilgili bir kitabı da gelecek kuşaklara kalması amacıyla yayımlıyoruz.

...


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ekim 2002 sayısının 8.Avrupa Filmleri Festivali Özel Eki içinde yeralan yazının bir bölümüdür.

 
 


Altyazı'ya abone olmanızı ne sağlar?

 VCD promosyonu
 Kaliteli içerik
 İndirimli Abonelik
 Film Afişi
 Film davetiyesi