AYIN FİLMLERİ

   6 Eylül Cuma
   Lilo ve Stiç
   Thunderpants
   Sekiz Bacaklı Canavarlar
   Sadakatsiz
   Yarış

   13 Eylül Cuma
   Kuşlar Kanatlı Uygarlık
   Çıldırtan Aşk
   Bir Erkek Hakkında
   XXX

   20 Eylül
   Femme Fatale
   Geçmişi Olmayan Adam
   Kara Melek
   Resident Evil
   Hiçbiryerde

   27 Eylül
   Mumya Firarda
   Azınlık Raporu


 
ELEŞTİRİ

TIME MACHINE / ZAMAN TÜNELİ

TRAJİK OLAMAYAN BİR ZAMAN SARHOŞU


Zamanda yolculuk, özellikle Hollywood sineması tarafından sık sık kullanılan bir anlatı şablonu. Burada şablon kelimesini kullanmamın nedeni, Hollywood'un zamanda yolculuk temasını sürekli tekrar edilen bir senaryo modeline dönüştürdüğünü düşünmem. İster orijinal bir metinden yola çıkılmış olunsun, ister H. G. Wells'in klasikleşmiş bir romanı baz alınsın, belirli anlatı kalıpları söz konusu filmlerin merkezine yerleştiriliyor, yeni anlatı kalıpları oluşturmak konusunda herhangi bir çaba sarfedilmiyor. Sürekli tekrar edilen bu kalıpların başında, Zaman Tüneli filminde "What if?" kelimleriyle açıklanan "geçmişi değiştirme isteği" geliyor. Bu kalıp, çoğunlukla bir aşk öyküsü ile iç içe veriliyor ve ana karakterin yaşanan bir trajediden sonra geçmişi değiştirme çabası filmin ana eksenine oturtuluyor.

Zaman Tüneli'nin senaryosu, ana hatlarını çizmeye çalıştığım bu şablon üzerine kurulmuş. Filmin asıl sorunu da, temelini dayadığı bu şablonun gereklerini yerine getirememesinden kaynaklanıyor. Alex karakterinin "geçmişi değiştirmek mümkün mü?" sorusunun peşine düşerek geleceğe gittiği ve iki farklı ırkın varolduğu yeni bir dünya ile karşılaştığı kısımlarda film, Alex'in Emma'yı tekrardan hayata döndürme çabası üzerine kurulu olan anlatıdan oldukça uzaklaşıyor. Öyle ki filmin sonunda Emma'nın esamesi bile okunmuyor. Film, Alex'in zamanda ilerledikçe, 'ilerleme duygusunun' ve 'zaman yolculuğunun' çekiciliği içerisinde kaybolarak, ilk motivasyonundan (Emma'yı kurtarmak) giderek uzaklaştığını çeşitli anlatı yolları ile seyirciye hissettirebilirdi. Bu, Alex kahramanını binlerce yıllık evrim içerisinde kaybolan, giderek küçülen trajik bir figür haline getirebilirdi. Oysa filmin kendisini futuristik bir tragedyaya dönüştürebilecek böyle bir tema arayışı yok. Tam tersine, özellikle son kısımlarda, anlamsız ve özelliksiz aksiyon sahnelerine odaklanılıp ve hem ilk başlardaki 'Emma izleği'nden hem de daha sonradan oluşturulabilecek temalarden tamamıyla uzaklaşıldığı söylenebilir...

Oysa ki ana karakter Alex'in trajik bir figüre dönüşebilmesi için her türlü metinsel olanak, filmin yönetmeninin elinin altında. Alex'in Emma'yı tekrar hayata döndürmek için geçmişe dönmesi fakat talihsiz bir şekilde Emma'nın bir kez daha hayatını yitirmesi ve bunun büyük olasılıkla bu şekilde devam edecek olması (paradoksal zaman anlayışı) başlı başına Alex'i bir tragedya figürüne dönüştürmek için yeterli. Alex, tıpkı Sisyphus gibi tekrar tekrar aynı şeyi yaşayan mahzun bir karakter ve yaşadıklarının farkında oluşu onu enteresan bir figüre dönüştürüyor. Fakat Zaman Tüneli, Alex'in içinde bulunduğu bu ilginç konumu dramatik bir öğeye dönüştüremiyor. Alex, 'saplantılı bilim adamı' stereotipinin klişeleriyle seyirciye aktarılıyor: Kara tahtada tebeşir ile saatlerce problem çözen gözü uyku görmemiş darmadağınık bir adam. Bu noktada Alex'in Akıl Oyunları'ndaki (A Beautiful Mind) John Nash karakterinden pek de bir farkı kalmıyor, o da aynı klişe mantalite ile çiziliyor.

Yazının başlangıcına geri dönersek Zaman Tüneli, 'zamanda yolculuk izleği'nden özgün anlatılar ve tematik problemler çıkartamıyor. Bunun büyük ölçüde filmin bir roman uyarlaması olduğundan kaynaklandığını söylemek mümkün, yine de unutmamak gerekir ki en iyi uyarlamalar romanın metnine yeni bir boyut ekleyebilmiş uyarlamalardır (bkz. Shining). Zamanda yolculuk teması, şu ana kadar Hollywood filmlerinde işlenmemiş olan birçok problematiğin su yüzüne çıkarılabileceği bir alan sunuyor yönetmenlere: benlik ve hafıza ilişkisi, evrim teorilerinin sorgulanması, geçmiş ve kimlik sorunu... Fakat bu alanı kullanan şu ana kadar çıkmadı.

Fırat Yücel


Altyazı Aylık Sinema Dergisi Eylül 2002 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının tamamıdır.

 
 
 
PORTRE

REBECCA ROMİJN-STAMOS (Femme Fatale)


Modellikten sinemaya geçiş yapmadan önce televizyonda Just Shoot Me dizisinde oyunculuğa adım atan ve MTV'de House of Style programını sunan Rebecca Romijn, Dirty Work adlı filmdeki küçük rolüyle sinema dünyasının kapılarını araladı. Daha sonra Mike Myers'ın Austin Powers 2 (The Spy Who Shagged Me) filminde yine küçük bir rolde görülen güzel aktris gerçek anlamda sinemada ilk çıkışını Bryan Singer'ın X-Men filminde yaptı. X-Men'de Mystique karakterini canlandırabilmesi için maviye boyanan mükemmel bedenini sergileyen Romijn'i, bu ay Brian de Palma'nın Femme Fatale filminde, ilk kez bir başrolde, kara filmlerin efsane figürü 'femme fatale' (cazibeli kadın) suretinde izleyeceğiz..


Altyazı Aylık Sinema Dergisi Eylül 2002 Vizyon/Kısa Portreler bölümünden alınmıştır.

 


 
GÖZE ÇARPANLAR

MINORITY REPORT / AZINLIK RAPORU



SPIELBERG'DEN BİR BİLİMKURGU FİLMİ DAHA


Yapay Zekâ'nın gişelerde elde ettiği başarı ve değeri eleştirmenlerce tartışıladursun, Holywood'un belki de en üretken yönetmeni Steven Spielberg bir kez daha bilimkurgu janrıyla karşımızda. Bu kez hikâye günümüzden fazla uzaklara gitmeden 2054 yılında geçiyor. Philip K. Dick'in 1956'da yayımladığı aynı adlı kısa öyküsünden yola çıkarak hazırlanan filmin ana kahramanı, Spielberg'den fazla alışık olmadığımız üzere bir Holywood yıldızı, Tom Cruise.

Kısaca değinirsek film, 2054'de Washington D.C'de geçiyor. Altı yıldır cinayet işlenmeyen şehirde bunu sağlamayı başaran kurum, geleceği ve böylelikle işlenecek cinayetleri görmeyi başaran bir 'suç-öncesi' ünitesi. John Anderton (Tom Cruise) tarafından yönetilen bu kuruma, bir medyum üçlüsü yardım ediyor. Adlarını (Agatha, Dashiell ve Arthur) biraz da ironik bir şekilde en önemli polisiye roman yazarlarından alan bu üçlü, gördüklerini bilgisayar yoluyla Anderton'a aktarıyorlar. Suçunu işlemeden suçluyu tutuklama yetkisine sahip Bay Anderton ise ekibiyle işini başarıyla yerine getirmektedir. Anderton'ın bu işteki motivasyonunun arkasında ise altı sene önce bir cinayete kurban giden kızının ölümünü engelleyemeyişi vardır. Bölümünün başındaki kişi olarak, katillerin yüzünü herkesten önce gören Anderton, günün birinde ekranında tanıdık bir yüzle karşılaşır. Şimdiye kadar hatasız çalıştıkları kabul edilen medyumlar Anderton'ın 36 saat içerisinde tanımadığı bir adamın katili olacağını söylemektedirler. Kovalamaca başlar, Anderton kendi yetiştirdiği ve sadece 'en iyilerin' bulunduğu ekibinin son avıdır.

Filmin kadrosunda ilginç isimler göze çarpmakta. Medyum üçlüsünün en etkini Agatha rolüyle eleştirmenlerce çok başarılı bulunan Samantha Morton'ı, Oscar adayı olduğu Sweet and Lowdown (1999) filminden hatırlıyoruz. Tom Cruise'un baş düşmanı rolünde ise önümüzdeki yıllarda yine böyle kötü adam rolleriyle karşımıza çıkması pek muhtemel Colin Farrell bulunuyor. İzleyenleri en çok şaşırtacak oyuncu ise Tom Cruise'un akıl danıştığı iyi polis rolüyle Max von Sydow. Minority Report, Bergman filmlerinin unutulmaz oyuncusu Sydow'un Hollywood'un büyük bütçeli filmleriyle olmasa da Spielberg'le ilk beraberliği. Spielberg bu filmde de çok görkemli bir yapımcı kadrosu oluşturmuş. Janusz Kaminski -Spielberg'in Er Ryan'ı Kurtarmak (Saving Private Ryan, 1998) , Schindler'in Listesi (Schindler's List, 1993) ve Yapay Zekâ (Artificial Intelligence, 2001) filmlerindeki görüntü yönetmeni- yine Hollywood'un en başarılı görüntü yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Montaj bölümünde ise Spielberg'ün eski bir dostu Indiana Jones filmlerinin montajcısı Michael Kahn var. Görsel efektlerde ise Yapay Zekâ ve Jurassic Park filmlerinin ekibi bulunmakta. Böylesi, alanında yetkin isimler barındıran bir kadronun ürünü olan Azınlık Raporu belki de bu durumun doğal bir sonucu olarak, Michael Kahn'ın usta montajıyla Indiana Jones filmlerinin aksiyon hızıyla akan, Januski'nin gri ve soluk mavi renkleriyle Yapay Zekâ'nın distopik havasını yaşatan, bilgisayar ve diğer yöntemlerle kotarılmış efektlerinin mükemmel uyumuyla Jurassik Park'ı geride bırakan bir bilimkurgu filmi olarak ortaya çıkmış....

Emir Benli

Altyazı Aylık Sinema Dergisi Eylül 2002 Vizyon/Göze Çarpanlar bölümünden kısalaştırılarak alınmıştır.

 



 


Sizce sinema film biletleri?

   Çok Pahalı
   Pahalı
   Normal
   Ucuz