 |
|
| |
DAĞITIMCI ARANIYOR / TROUBLE EVERY DAY
TROUBLE EVERY DAY VE CLAIRE DENIS SİNEMASI
Sinemalarımızda uzun süredir fragmanları gösterilen fakat ne hikmetse vizyona sokulmamakta diretilen bir film var: Trouble Every Day. Bu film, uzun süredir bazı sinemalarda 'Gelecek Program' olarak lanse ediliyor fakat ne yazık ki 'gelecek' bir türlü gelmek bilmiyor. Bunun sonucu olarak, Türkiye'deki sinemaseverler, sadece 2000 yılının en sansasyonel ve en cüretkar filmlerinden birini kaçırmış olmakla kalmıyor, aynı zamanda dünya sinemasının en özgün yönetmenlerinden biri olan Claire Denis ile tanışma olanağından da yoksun kalıyorlar.
Minimalizmin Görsellik ile Buluştuğu Yer
Claire Denis Türkiye'de filmleri vizyona giren bir yönetmen değil. Bunun başlıca nedeni tabii ki filmlerinin kolay idrak edilebilir ve algılanabilir filmler olmaması. O daha çok, Fransız entelektüellerinin ve Avrupalı film eleştirmenlerinin takdir ettiği ve önemsediği bir yönetmen. Kabaca 'sanat sineması' olarak tanımlanabilecek bir konjonktürün içerisinde yer alıyor onun filmleri. Fakat her sınıflandırma gibi bu da kendi içinde bazı 'anlam eksiklikleri' içeriyor. Çünkü Claire Denis'nin üslubu sadece Avrupa sanat sinemasına dayanmıyor; Jim Jarmusch'un minimalist görsel yetkinliğinden de, Lynch'in olağandışı mizansenlerinden de bir parça taşıyor. Özellikle son iki filmi Beau Travail ve Trouble Every Day'i göz önünde bulundurarak, Denis'nin Avrupa sanat sinemasının minimalizmi ile Amerikan sinemasının görsel yetkinliğini birleştirdiğini söyleyebiliriz. Öncelikle Denis'nin filmlerinde müzik ve işitsel kodlar ile görüntüler arasındaki ilişki çok önemli bir yer tutuyor (Minimalist sinemada görülmedik ölçüde). Hatta Cibuti'deki Fransız lejyonerlerin yaşayış biçimini konu alan Beau Travail'ı bir opera olarak bile görmek mümkün. Benjamin Britten'in Billy Budd operasından alınan müzik eşliğinde, lejyonerlerin idmanlarını ve talimlerini görüntüleyen sahnelerde, müzik ve görüntüler arasındaki uyum doruğa çıkıyor. Lejyonerlerin güneşe karşı, uzun gölgeler eşliğinde çalışmaları, vücut hareketleri, beden dilleri, otoritenin, gücün ve ideolojinin dışavurumu olarak estetize ediliyor. Sonuç olarak ortaya, dramatik yapı açısından kesinlikle minimalist ve norm dışı, fakat görsel açıdan da bir o kadar görkemli bir film çıkıyor. Minimalizmin görsellik ile buluştuğu yerde de, kelimeler ve diyaloglardan çok hareketler ve görüntüler üzerine kurulu, realist fakat soyut, şiirsel bir sinema ortaya çıkıyor. Denis'nin Tindersticks ile beraber çalıştığı Nenette et Boni ve Trouble Every Day'de de müzik ile görüntü arasındaki harmoni önemli bir yer tutuyor. Denis, görselliği sinemada önemli bir yere koyan anlayışın, sadece mainstream sinemaya ait bir anlayış olmadığını, dramatik yapının yapıbozumuna uğratıldığı bir sinemada görselliğin kullanılmasıyla oldukça özgün ve sanatsal açıdan yenilikçi sonuçlar elde edilebileceğini kanıtlıyor.
...
Fırat Yücel
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Eylül 2002 sayısının VizyonÖtesi/Dağıtımcı Aranıyor yazısının bir bölümüdür.
|
|
|
|
|
| |
DOSYA / DİJİTAL SİNEMA
NE OLUYOR DİJİTAL OLUNCA?
Fransız sinemasının en sükseli dijital filmi olan Vidocq'un Eylül ayında vizyona gireceğinin bildirilmesi üzerine, dijital sinema üzerine bir dosya hazırlamaya karar verdik. Filmin vizyona girmesi Aralık'a ertelenmesine rağmen dosyayı bu ay yayınlamayı uygun gördük. Cevaplardan çok soruların konuşulduğu bu konuda biz de sorular sormaya, gündemde olan tartışmaları size aktarmaya çalıştık.
Şu sıralar internet sitelerinde dijital sinema diye şöyle bir dolandığınızda bir yerlerden Steven Soderbergh'in son projesi ayağınıza dolanıveriyor. Erin Brokovich, Traffic, Ocean's Eleven derken onu bir bağımsız olarak tanıyanlar artık Soderbergh'i tanıyamaz hale gelmişti. O da eski günlere dönmek, ona şöhreti getiren, bağımsız olmayı her yönüyle hak eden Seks Yalanları (Sex, Lies and Videotape) tadını yeniden yakalamak için üç kişinin yirmi dört saatini anlatacak ufak bir projenin peşine düşmüş. Tabii 2002 yılında bağımsız olmak, bağımsız film çekmek hemen yanında ek bir soru daha getiriyor: Dijital mi çekeceksin? Soderbergh dijital çekmiş. Kendi kullandığı Canon XL1 dijital video kamera ile, sadece doğal ışık kullanarak filmi on sekiz günde tamamlamış. Kimi yerlerde film kamerası da kullanmış olsa da esas kamera Canon XL1'miş. Filmin kurgusu da Mac bilgisayarlarda Final Cut Pro 3 ile gerçekleşmiş. Hâl böyle olunca Steven Soderbergh Canon reklamlarını süsler olmuş. Mac de "Siz de yapabilirsiniz!" diye bas bas bağırmaya başlamış. Soderbergh'in filmini çektiği malzemelerin aynılarını kazanmak için internette yarışmalar düzenlenmeye başlanmış.
Dijital sinema denince sadece filmin çekim sürecinde kullanılan dijital teknolojiler değil, özel efekt kullanımı, post-prodüksiyon süreci, dijital projeksiyon teknikleri, DVD ve internetteki filmler de tartışmaya dahil edilmesi gereken konular. Fakat şu son dönemde özellikle üretici firmaların son kullanıcıya pazarladıkları dijital sinema "Kamerayı al, istediğini çek, bilgisayarında kurgula, internette dağıt, milyonlarca insan filmini izlesin" şeklinde tanımlanıyor. Buna 'yaratıcı amatörlüğün pazarlanması' da diyenler var. Yani artık firmalar tüketicilerin kendi ürettiklerini tüketmelerini istiyor. Peki dijital sinema adına dönen bunca gürültü sinema adına yeni neler getirecek? Neler getirebilir? İşte bu dijital sinema dosyasını bu amaçla hazırladık. Dijital sinema üzerine düşünmek, ortaya bir takım sorular atabilmek, konuyu Türkiye bağlamında nasıl ele alabiliriz diye düşünmek istedik. Fransız sinemasının dijital sinema adına verdiği en görkemli film olan Vidocq'un yakın bir zamanda vizyona girecek olması da bu soruları sormaya bahane oldu.
...
Gelecekte filmler sırf dijital mi çekilecek? Film üretimi duracak mı? Sinemalara film kopyası gelmeyip sinemalar uydudan filmleri alıp dijital olarak mı gösterecekler? Dijitalin görüntüsü filmin görüntüsü kadar iyi olacak mı? Bunlar belki dijital sinema üzerine en sık sorulan ve herkesin kendi keyfine göre kehanette bulunduğu sorular. Ama asıl soru elbette bu teknolojinin sinema yaratımında ve izleme deneyiminde ne gibi değişikliklere yol açtığı sorusu. Sinema ister bir sanat olarak ister bir eğlence olarak ciddi bir dönüşümün içinde mi? Bu dosyayı hazırlarkenki düşüncemiz yaratıcılık, yaratım süreci ve film izleme deneyimi adına ne gibi yeni açılımların söz konusu olduğunu tartışmaya açmaktı.
Enis Köstepen
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Eylül 2002 sayısının VizyonÖtesi/Dijital Sinema Dosyası içinde yeralan yazının bir bölümüdür.
|
|
|
|
|