Burada ve Başka Yerde: Görme Eylemi

Paylaş
ici-et-ailleurs-still2

Jean-Luc Godard, Jean-Pierre Gorin ve Anne-Marie Miéville’in imzasını taşıyan Burada ve Başka Yerde, Fransa ile Filistin’i, farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda yenilgiye uğramış devrimleri, bir “ve” bağlacı ile bir araya getiriyor.

Necati Sönmez

“Zaman her şey bir anda olmasın, mekân ise hepsi bizim başımıza gelmesin diye var.” Susan Sontag’ın genelde kendisine atfedilen, aslında alıntı olarak kullandığı anonim bir söz (Roman sanatına değinirken başvurduğu bu aforizmanın, Kant’ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’ndeki zaman ve mekân tanımını kavramaya çalışan felsefe öğrencileri tarafından, gecenin bir saati o karmaşık düşünceleri basitleştirmek üzere uydurulmuş olabileceğini tahayyül ediyor Sontag). Denebilir ki Jean-Luc Godard ve Anne-Marie Miéville, Burada ve Başka Yerde’de (Ici et Ailleurs, 1974) bu savı tersyüz etmeye, ‘başka yer’ ve ‘başka zaman’da olmuş şeylerle ‘şu anda’, ‘burada’ başımıza gelenleri iç içe geçirip aradaki organik bağı göstermeye çalışıyor.

‘Burası’ Fransa, ‘başka yer’ Filistin’dir. Tarih ‘burada’ 1974, ‘başka yerde’ 1970’tir. Filmin görüntü ekseni 1970 Filistin’inde silah kuşanmış fedailer ve 1974 Fransa’sında sürekli televizyon izleyen –işsiz– işçi ailesi arasında gidip gelmektedir. Görünüşte aralarında bir bağ yok gibidir ama işte film bu görünmez bağı görünür kılmak üzerinedir, ara sıra görünen strafordan mamul kocaman VE  bağlacı hakkındadır büyük ölçüde.

1960’ların sonunda, 70’lerin başında, Vietnam ve Şili’yle birlikte dünya solunun yüzünü döndüğü sancılı coğrafyalardan biriydi Filistin. Böyle bir tarihsel momentumda sinemanın en politik isimlerinden Godard, El Fetih içinde örgütlenmiş sinemacılar tarafından Filistin silahlı direnişini filme çekmek üzere Ürdün’e davet edilir. Böylece ‘Jusqu’à la Victoire’ (Zafere Kadar) adlı projenin yapım süreci başlar. Dziga Vetov Grubu’ndan meslektaşı Jean-Pierre Gorin ve görüntü yönetmeni Armand Marco’yla birlikte 1970 Mart’ından Ağustos’a kadar bölgeye defalarca gidip Ürdün’deki Filistin kamplarında bir dizi çekim yaparlar. Ellerinde kırk saati aşkın görüntüyle Paris’e dönerek kurguya girerler. Kendilerinden beklendiği gibi bir propaganda filmi çıkarmaya niyetleri yoktur ancak yaptıkları kurgu da birkaç defa değişmesine rağmen onları bir türlü tatmin edemez. Tam bu sırada Ürdün Kralı Hüseyin’in ülkesindeki Filistin kamplarında giriştiği, tarihe Kara Eylül olarak geçecek katliamlar yaşanır. Çekimini yaptıkları fedailerin çoğunun ölümüyle sonuçlanan bu olay doğmamış filmin de sonu olur.

Ancak dört yıl sonra Godard yeni hayat arkadaşı ve ortağı Miéville’le birlikte 1970’teki görüntüleri de kullanarak bambaşka bir deneme-film yapacak ve Burada ve Başka Yerde çıkacaktır ortaya. Araya giren yıllardan ve katliamlardan sonra eldeki görüntüler farklı bir anlam kazanmıştır. Dahası Dziga Vertov Grubu dağılmış, Godard o dönemdeki sinemasal tavrına mesafe almıştır. Bu yeni koşullarda yapılan kolaj-filmde Godard ve Miéville, ekleyip çıkarma yöntemiyle belli başlı tarihlerden elimizde kalanları hesaplamaya çalışır: 1789, 1917, 1936, 1968… Aritmetik hesabın sonucu 1970 (Kara Eylül) olabilir mi? (Bu arada 1917 sadece Ekim Devrimi’nin değil, Filistinlilerin yersiz yurtsuzlaştırılmasının ilk adımı olan Belfour Deklarasyonu’nun da yayınlanma yılıdır.) Bunun yanı sıra filmde bir dizi birikmiş hesabın envanterini çıkarmaya soyunurlar: Yenilgiye uğramış devrimler yüzyılı olarak 20. asrın hikâyesi, Mayıs 1968’in Filistin sorunu üzerinden sınanması, görüntünün temsil etmeye soyunduğu gerçeklikle ilişkisi, yüksek ses bandının sessiz görüntüyü ezmesi meselesi, bu noktadan Dziga Vertov Grubu’nun özeleştirisi… Meksikalı akademisyen yazar Irmgard Emmelhainz’ın dediği gibi: “Godard ve Miéville, melankolik bir yarında, yenilmiş ya da ihanete uğramış devrimlerin tarihini bir araya getirir ve buradan devşirdikleri imajdan alınacak dersleri iletirler. Ayrıca, Filistin ve Fransa’nın (kültürel) devrimlerini bütün veçheleriyle özetleyen ulus-aşırı tarihsel-politik bir harita çıkarırlar.”

Godard, yıllar sonra yine farklı zamanlar arasında dikişler atan Müziğimiz’le (Notre musique, 2004) Filistin meselesine dönerken, aynı haritadan şaşmaz. Benzer bir diyalektik bağlantıyı şiirinde kurmuş olan Mahmoud Darwish’ten, Kızılderililer ile Filistinlilerin kader ortaklığını konu alan bir şiir kullanır. Saraybosna’nın yanmış kütüphanesinde Kızılderili karakterin ağzından aktarılan dizeler, hepimizin derdine tercüman olacak cinsten:

“Vakti gelmedi mi yabancı
Aynı çağda yüz yüze buluşmamızın
İkimiz de aynı diyara yabancı
Uçurumun kenarında buluşmamızın?”

Bu yazının kısaltılmış bir versiyonu Altyazı’nın Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Paylaş