O: Yetimler ve Zorbalar

Paylaş
stephen-kings-it-1990-splash

1990 yılında mini dizi olarak ekrana uyarlanan Stephen King klasiği O, bu kez beyazperdede. Bir Amerikan taşra kasabasına dehşet saçan palyaço Pennywise’ın yeni sürümüyle karşılaşmadan önce, elinde balonla gülümseyişini hatırlıyoruz.

Evrim Kaya

Stephen King’in yayımlanır yayımlanmaz bir efsaneye dönen romanı ‘O’, yirmi yedi senede bir uyanan meçhul bir  kötülüğü ve bu kötülükle baş etmeye çalışan bir grup loser’ı anlatır –her üyesi başka bir nedenden bu sıfatı hak eden orijinal Kaybedenler Kulübü’nü. Kahramanlarımız hikâyenin ilk perdesinde, King’in başka kitaplarında da karşımıza çıkan hayalî kuzeydoğu Amerikan kasabası Derry’de çocukluktan ergenliğe adım atmak üzeredirler. Her şey yağmurlu bir günde ağabeyi Bill’in yaptığı kâğıt kayığı yüzdürmeye giden küçük Georgie’nin ölümüyle başlar. İlk perdenin sonunda Bill ve altı arkadaşından oluşan ekip, çoğunlukla Palyaço Pennywise kimliğinde dolaşan ama farklı biçimlerde zuhur etme özelliğine sahip olan bu şeyi (bir süreliğine de olsa) alt etmeyi başaracak ve kötülüğün tekrar uyanmasıyla bir araya gelene dek kendi yollarını çizeceklerdir. Yirmi yedi yıl sonra, grubun tek siyah üyesi kütüphaneci Mike Hanlon’ın çağrısıyla, çocukken verdikleri söz uyarınca Derry’ye dönerler.

Televizyon uyarlamasında bahsi geçmez ama romana göre Palyaço Pennywise’ın Derry’de yirmi yedi yıl sonra ikinci kez ortaya çıkışı, her yıl düzenlenen Derry karnavalında üç gencin, başındaki şapkaya gıcık oldukları bir eşcinsele saldırıp öldürmelerine rastlar. Adrian Mellon adındaki genç adam Derry’ye, âşık olduğu sevgilisinin peşinden gelip yerleşmiş ve içinde bu kasabayla ilgili
kötü bir his olan sevgilisinin aksine burayı çok sevmiştir. Uğradığı saldırıyı tetikleyen şapkayı da karnavalda kazanmıştır, üstünde ‘I ♥ Derry’ yazar.

Romanın kendisi kadar ses getiren, iki bölümden oluşan üç saatlik televizyon uyarlaması, yapıldığı yıl olan 1990 yılında noktalanır; yeni ‘O’ uyarlamasının ilk ayağının vizyona gireceği bu yıldan tam yirmi yedi yıl önce. Şık bir ayrıntı. Şayet bu takvim Palyaço Pennywise’ın arkasına aldığı karanlığın Derry’de yeniden turlamaya başladığını ima ediyorsa, Mellon cinayetine karşılık gelen olay ne olsa gerek diye sormamak elde değil. Bu farazi sorunun yanıtını arayıp bunca yıl sonra filmi ziyaret ederken, bir kez daha Pennywise’ın temsil ettiği kötülüğü anlamaya çalışalım.

Küçük Georgie kâğıttan gemisini suya dayanıklı hâle getirecek parafini almak için kilere inmek zorundaydı ve kilere inmeyi hiç istemiyordu. “Dünyadaki bütün komünistlerden ve katillerden, Japonlardan, Attila Han’dan, yüzlerce korku filmindeki ‘bir şeylerden’ daha kötü bir şeyin sesini duyacağından” korkuyordu burada. Kitaba ve uyarlamalarına adını veren ‘O’ ilk böyle tasvir edilmiş olur.

King pek çok yerde kitabın yazımının pek hesaplı bir uğraş olduğunu, korku filmlerindeki pek çok şeyi bir araya getiren bir mega-kötü yaratmak istediğini izah ediyor. Çocukları en çok tedirgin eden şeyin palyaçolar olduğuna inandığından da, kitapta Ronald McDonald ile 60’larda Amerikan televizyonunda popüler bir palyaço olan Bozo arasında bir tip olarak tarif edilen palyaço görünüşünde karar kılmış. Daha Amerikalı olamazdı. Çeşitli isimler ve görünümlerle betimlediği bu şeyin King’in dünyasında tam olarak ne olduğu ise, en azından ilk uyarlamada takip edilemeyecek kadar karmaşık. Kitabın dünyasının yazarın başka kitaplarında da ziyaret edildiği hesaba katılınca mesele daha karmaşık hâle geliyor. Ancak bir yandan da, az çok popüler kültürü takip eden herkesin aşina olduğu bir dünyadan söz ediyoruz. Küçük Georgie’nin kanalizasyon deliğine doğru yüzen gemisinin peşinden koştuğu ikonik sahne, Pennywise’ın elinde balonla gülümseyişi filmi izlemeyen birinin bile –eğer yaşı tutuyorsa– içine korku salan bir klasik bugün. King’in bizzat ürettiği yapıtlara aşina olmayanlar da, doğrudan ya da dolaylı olarak onun dünyasından etkilenmiş şeyleri mutlaka izlediler. Örneğin King ve O olmadan, Stranger Things (2016-) gibi bir diziyi hayal etmek güç. Pennywise’ın bir adının Bob olması ister istemez İkiz Tepeler’i (Twin Peaks, 1900-1991) akla düşürür. Aynı şekilde, karşısındaki insanın en korktuğu şey biçimini alan bir varlık Harry Potter dünyasına aynen taşınmıştır. Her koşulda, ‘O’nun dünyasının arkasında yatan hissiyata, fikir dünyasına bugünden bakmak için King yazını yeterli gelmeyecektir.

Yetimler İttifakı
O’da tasvir edilen korkunun nesnesinden önce öznesine bakalım. Kaybedenler Kulübü yedi üyeden oluşur: Kardeşinin ölümünün suçluluk duygusu altında ezilen kekeme Bill, şişman olduğu için kasabanın kabadayılarının elinde oyuncak olan zeki Ben, annesinin uydurduğu astım hastalığıyla boğuşan Eddie, ürkek, rasyonel, kuşkucu ve Yahudi Stan, komedyen olacağı o günlerden belli eksantrik Richie, sürekli olarak babasının şiddetine maruz kalan Bev ve aralarına en son dahil olan yoksul ve siyah Mike. Bu çocukları bir araya getiren, her şeyden önce kasabanın zorbalarından çektikleridir. Bully sözcüğünü Türkçe’de karşılamak güç, zorba yerine kabadayı da denebilir ancak tercümede sözcüğün kendisiyle birlikte özünün de değişmesi kaçınılmaz. King’in yarattığı dünya gibi bu zorbalar da özleri gereği Amerikalıdır. O’dan daha ağırbaşlı bir film uyarlaması olan Benimle Kal (Stand By Me, 1986)tüm çatışmasını söz konusu zorbalarla bir başka Kaybedenler Kulübü arasında kurar. Filmin kahramanları ancak bu zorbalar karşısında rüştlerini ispat ederek yetişkinliğe adım atacaktır. Günah Tohumu (Carrie, 1976)  ise aynı meselenin salt kadınlar arasında geçen bir hâlini konu alır. Bu kez kahramanımız yalnız ve belki bu yüzden tekinsizdir.

O için zorbalarla olan mücadele ikincildir. Çetenin lideri, henüz çocuk yaşta seksist, siyah düşmanı ve anti-semit olmayı başaran Henry Bowers’ın Pennywise’ın karşılık geldiği esas kötülüğün karşısında çaresiz olduğunu, ancak onun kuklası olabileceğini görürüz. Zorbalar neden değil sonuçtur. Daha derinlerde, 1700’lü yıllarda, kasabanın kuruluşunda, evrenin yaratılışında bir yerlerde aranması gereken, gözle görülemeyen aşkın bir varlık (Ancak akılda tutmak gerekir ki, Stephen King ve Hollywood için evren Amerikan taşrası gibi bir yerdir).

Hikâyenin ikinci perdesinde, artık birer yetişkin olan ve yıllarca çok iyi bastırdıkları çocukluk travmalarını yarım yamalak hatırlayan Kaybedenler Kulübü üyeleri neyle karşı karşıya olduklarını anlamaya çalışırken, grubun doğal lideri ve King’in alter-egosu Bill “bütün bu kasaba bir açıdan O” diyecektir. “Herkes.” Bu yüzden bu çocukların sığınacakları kimse yoktur. Bu da bizi 19. yüzyıl romanlarının ve King’in çok sevdiği yetimlik temasına yaklaştırır. Yetişkinler vardır ama yokturlar. Ya Beverly’nin babasında olduğu gibi bizzat eziyet eden taraf olarak ya da en ihtiyaç duyduklarında çocukları yalnız bırakarak işlevsizleşirler. Sonuçta, mecburiyetten, John Berger’ın hayal ettiği ‘yetimler ittifakı’ kurulur. “Stand by me / Yanımda dur.”

Çetenin Lideri
O’da kasabanın yetişkinlerinin Pennywise’dan bal gibi haberdar oldukları ancak bile isteye görmezden geldikleri ifade edilir. Bev, Bower çetesinin tacizine uğrarken nur yüzlü bir yaşlı amca arkasını dönüp evine girer. Adrien saldırıya uğradığında bir tek kişi yardıma gelmeyecektir. Sevgilisi bu kasabada sıradan homofobinin ötesinde elle tutulması güç bir kötülük olduğunu uzun zamandır hissetse de bu kadarına anlam veremez. Etrafta insanlar vardır. Nasıl olur, nasıl olur da hiçbiri yardıma gelmez?

Romanla ilk kez Almanca çevirisiyle tanışan akademisyen Adrian Daub orijinal adı olan ‘it’ sözcüğünün Almanca karşılığına dikkat çekiyor. Es basitçe üçüncü tekil nesneler için kullanılan zamir olmasının yanı sıra Freud’un id için kullandığı sözcüktür. Gerçekten de, bilinçaltının derinliklerine saklanma kabiliyeti akla ilk önce Freudyen bir id’i getirir (Pennywise’ın Georgie’yi kanalizasyona çekmeden önce kayığı kast ederek
dediği gibi, “It floats, you’ll float too / O yüzüyor, sen
de yüzersin”). Zihnin kanalizasyonlarından çıkmayan ama batmayan da bir şey. Arzuların tabiatı ve korkularla bağlantısı karmaşık. ‘O’ bir açıdan da korkunun kendisi gibidir. Yine de yetişkinlerin ‘O’nu, insan etiyle beslenen bu aşkın varlığı neden algılamadıklarını açıklamak kolay değil. Bir yandan da bu kadar dolabı neden çevirdiğini, neden sıradan bir hayvan gibi avlanmak yerine kılıktan kılığa girdiğini… Kendisi, korkan çocukların daha lezzetli olduğunu söyler, tuzlamak gibi bir şey. Bütün bunlar hikâyede bir Occam Usturası’na gerek olduğunu düşündürür.

King’in oyunu ve taraflarını kurma biçiminin en etkileyici yanı politik doğruculuğudur. Çocukluktan yetişkinliğe geçişte ilk günahı, kötülükle ilk karşılaşmayı anlatır gibi olsa da güzellikle, dayanışmayla, dostlukla ilk karşılaşmalar daha çok ilgisini çeker gibidir. Benimle Kal’da Gordie herkes uyurken bir ceylanla karşılaşır. Hayvan ona bakar ve uzaklaşır, hepsi bu. Ölümü aramaya çıktıkları yolculukta kendine sakladığı tek ayrıntı budur. Saf güzellik, mine’l-aşk? Korku hikâyeleri kolayca ahlakçı mesellere dönüşebilir, King ise her şey olabilir ama asla muhafazakâr değildir. Peşimdeki Şeytan’da (It Follows, 2014) sevişerek yayılan korkuyu hatırlayalım. O’nun 1990 yapımı televizyon uyarlamasına –elbette– dahil edilmeyen bir sahnede on bir yaşındaki Bev’in bütün Kaybedenler Kulübü’yle sevişmesi onları birbirine bağlayan ve ‘O’nun kanalizasyonundan kurtulmalarını sağlayan tuhaf ritüel olacaktır (Bu sahne yeni uyarlamada yer bulacak mı göreceğiz). Masumiyet ve seksin böyle kullanılmasına, özellikle korku hikâyelerinde alışkın olmadığımız bir gerçek.

Yazıyı bitirmeden yeni uyarlamanın yılına dönelim. Birkaç ay önce Amerikan Fox kanalındaki ‘Fox and Friends’ programında Donald Trump’ın askerî politikaları üzerine konuşan Cumhuriyetçi talk şov sunucusu Geraldo Rivera şunları söylemişti: “Lisede Richie adında bir zorbamız vardı. Richie’nin bir sonraki adımını kestirmek imkânsızdı. Bazen seni öldürmeye çalışır, bazen kendi hâline bırakırdı. (Kötü adamların) Donald Trump’ın lisedeki Richie olduğunu düşünmelerini isterim. Kötü adamların Trump’ın onlara her an her şeyi yapabileceğini düşünmelerini isterim, bence bunun olumlu bir etkisi olacaktır.” İngiliz edebiyatında yetimlik, biraz savaşların sonucu olarak gerçek hayattaki yetimlerin çokluğundan, biraz da sunduğu edebî olanaklar nedeniyle yaygın bir temaydı.

Oysa eski dünyanın uzağında kendi başına bir hayat kuran bir “çocuk ülke” olarak Amerika’ya daha çok yakışacak ve daha fazla altmetni beraberinde getirecektir. Amerikalılar, hayalleri ve hayaletleri… Dünyanın zorbası olan bu ülkeyi, zorbalarla dövüşerek büyüyen çocuklar var eder (Bir an durup Benimle Kal’ın zorbası Ace’i Kiefer Sutherland’in canlandırdığını hatırlayalım). Geride bıraktığımız yıl gösterdi ki kendisi Latin Amerikalı ve Yahudi kökenlere sahip olan Geraldo Rivera’nın yaptığı gibi, zorbalara garip bir hayranlık besleyen çocukların sayısı hiç de az değil. Evet, Trump neredeyse bir senaryoyu takip eder gibi bir lise zorbasını taklit eder, Bower çetesinin gerçek reisidir. Ancak arkasında başka bir kötülük, Trump’a neden olan bir kötülük vardır: O. Darkafalılık, ırkçılık, kadın düşmanlığı, püritenlik, homofobi, Amerika’nın kendisi? Pennywise bunların her biri ve daha fazlası. Ve 12 Ağustos 2017’de Charlottesville’de görülmüşe benziyor.

Paylaş