FESTİVALLERDEN / SÖYLEŞİ / AMY KOFMAN

"Böyle bir filmi başka bir düşünür için yapmam mümkün değil."

22. İstanbul Film Festivali'nde ve 6. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nde gösterilen Derrida belgeseline değişik yorumlar geldi. Düşünürün "hayır" demesine rağmen, yönetmenin cevabı "evet" olarak algılaması üzerine başlayan bu çalışmayı bir de yönetmeninin bakış açısından dinleyebilirsiniz.

Bir düşünürü doksan dakikalık bir filmde nasıl tanıtabiliriz? Ya da bir düşünürün biyografisi onun felsefesiyle ne kadar bağlantılıdır? 20. yüzyılın ünlü Fransız düşünürlerinden Jacques Derrida'yi konu alan Derrida adlı belgesel film geleneksel biyografi tanımının dışına çıkarak bu sorulara felsefi bir yaklaşım sergiliyor. Çekimlerine 1992 yılında başlanılan Derrida filmi didaktik olmadan, belki de Derrida'nın kendi ince zekasından ilham alarak, düşünürün felsefesine ve hayatına bakıyor. Yönetmenler Amy Kofman ve Kirby Dick kronolojik olaylar, kesin gerçekler ve kişisel bilgiden ziyade Derrida'nin yazı dilini belgesele taşımaya çalışırken Derrida ise kameranın önündeki fiziksel varlığıyla olduğu kadar, felsefi emprovizasyonlari ve ince mizah yeteneği ile geleneksel biyografi tarzına kendi eleştirisini uyguluyor. Derrida filmi biyografik zorlukları ve çelişkileri yansıttığı kadar bu çelişkileri büyüleyici bir biçimde seyirci ile paylaşıyor. Gösterime girdiği andan itibaren Amerika'da ve Avrupa'da oldukça büyük ilgi gören San Francisco Uluslararası Film Festivalinde ödül alan film felsefe ve edebiyat dünyasında olduğu kadar film dünyasında da ilgiyle karşılandı. Özellikle Amerika'daki üniversitelerde geniş bir tur kapsamında gösterilen film akademi dünyasında da oldukça ilgi uyandırdı. Aşağıdaki söyleşi filmin yönetmenlerinden Amy Kofman'ın film gösterimi için geldiği Cornell Üniversitesi'nde yapılmıştır.

Derrida filmini yapma fikri tam olarak nasıl doğdu ?

- Yale Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı Edebiyat okurken Derrida'nin derslerini almıştım. Sonra Los Angeles'da yaşadığım zamanlarda Derrida'nın UCLA'da konuşmasını izlerken kendi kendime Derrida'nın kesinlikle bir sinematik kaydının olması gerektiğini düşündüm. Bu şekilde basit bir düşünce olarak ortaya çıktı. Daha sonra yanına gittim, kendimi eski öğrencisi olarak tekrar tanıttım ve daha önce böyle bir film teklifi alıp almadığını sordum.

Bir akademisyen ve felsefeci olarak Derrida'nin yaklaşımı ne oldu teklifinize ? Filmde "Aristo hakkında ne söyleyebiliriz: doğdu, düşündü, oldu." diyerek biyografi ve gerçeği yansıtma konusunda çelişkisini dile getiriyor.

- Jacques, daha önce de kendisine böyle tekliflerin geldiğini, çok istekli olmadığını fakat yine de bir öneri yazıp ona göndermemi söyledi. Ben de böyle bir öneriyi hazırlayıp gönderdim fakat uzun sure yanıt gelmedi ta ki bir gün onun imzasını taşıyan bir kart gelene kadar. Fakat kitaplarını okuyanların bildiği üzere çok tanıdık olan imzasından başka hiçbir şey anlamadım hemen olumlu bir cevap verdiğini düşünerek film hazırlıklarına başladım. İşin komik tarafı bu hikayeyi Film Forumu'nda anlatırken Jacques bana baktı ve "O zamandan beridir sana söylemeye çalışıyorum Amy ama kart hayır diyordu" dedi. Aslında bir bakıma tesadüfi bir şekilde gelişti Derrida.

Filmin diğer yapımcısı Andy Kirby ile çalışmalarınız nasıl başladı ? Sanırım Kirby daha sonra katıldı projeye.

- Ben 1992 yılında Paris'te çekimlere başladım. Kirby 1997 yılında katıldı. İlk filme başladığımızda tam olarak elimdeki çekimlerle ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Tabii aynı zamanda belli aralıklarla çekim yapabiliyorduk. Bu sırada Hollywood'da film editörü olan bir arkadaşım daha çok film yapımcısıyla tanışmam gerektiğini söyledi ve de onun vasıtasıyla Kirby Dick ile tanıştık. O da o sırada Hasta: Supermazosist Bob Flanagan'in Yaşamı ve Ölumü adlı belgesel üzerine çalışıyordu çok etkilendim, o da Derrida projesinde kesinlikle çalışmak istediğini söyledi. Önce biraz düşünsem de daha sonra 97'de birlikte çalışmaya başladık.

Derrida yaklaşık on yıllık bir emeğin ürünü bu süre içinde başka projeleriniz oldu mu ?

- Santa Monica'daki evsizleri konu alan Taylor's Campaign adlı belgeseli çektik Richard Cohen ile. Santa Monika'da yasayan evsiz insanların kampanyasını daha geniş konuları anlatmak için kullandım. Kısaca belgesel son on yılda evsiz insanlara karsı Santa Monika şehrinin politikasının neden ve nasıl radikal bir biçimde değiştiğini anlatıyor.

Sizin akademik geçmişinizin Derrida filminin doğusu ile nasıl bir bağlantısı var ? Sonuçta Derrida'nin öğrencisiydiniz sonra onu milyonlarca kişiye tanıttınız.

- Sanırım bu bir tutku. Ben Derrida'nın felsefesi ile ilgili bu tutkuyu paylaşıyorum ve bunu sinematik bir olguya çevirmek istiyorum. Bunu yaparken de felsefi kısmını bütünlüğünü ve kalitesini korumak istiyorum. Sanırım aldığım edebiyat ve felsefe eğitimi bu yönden önemli.

Böyle bir belgesel film çekeceğiniz tek felsefeci Derrida mı ? Ya da Derrida'yi bu kadar sinematik yapan sizce nedir ?

- Kesinlikle evet. Kurgudan seslendirmeye kadar bu filmdeki hersey özellikle Derrida için yapıldı. Böyle bir filmi başka bir felsefeci ya da başka biri için yapmam mümkün değil.

Sizce "Derrida" "yapısökümcü" bir film mi ?

- Hayır. "yapısökümcü" aktif ya da pasif bir olgu değil. İronik çıkışlar, distabilizasyon ve komplikasyonlar var tabii, ama yapısökümü bir okuma stratejisi, siz ne okuyorsanız ve o eser ile aranızda nasıl bir iletişim oluyorsa o. Eğer siz filmi izlediğinizde kendiniz belli bir şekilde okuyorsanız filmi o zaman "yapısökümü" görevini yapıyorsunuzdur. Ama bunu Hollywood filmlerinde de yapmak da mümkün. Fakat Derrida yapısökümünü temsil eden bir film değil.

Filmde Derrida'nin birçok eserinden alıntı yapıyorsunuz. Sizin en çok etkilendiğiniz ve özellikle dahil etmek istediğiniz eserler oldu mu ?

- "Spur". Onaltı yaşında ilk okuduğumdan beri beni en çok etkileyen ve felsefe ve edebiyata bakış acımı tamamen değiştiren kitap. Ayrıca "Margins of Philosophy" kitabından "Beyaz Mitoloji". Bu ikisi sanırım favorilerim. Fakat tabii filme eklemediğimiz fakat DVD'de bulunan kitap alıntıları da var. Biz kurgu sırasında filme en uygun olanları seçtik. Filmde Derrida'nın çelişkili felsefi varlığı üzerinde durmuyorsunuz. Amerika'daki popülerliğine rağmen Derrida felsefe camiasında bir kesim tarafından halen çok sıcak karşılanmıyor. Cambridge üniversitesinden gelen mektubu filme ekleyip eklememek üzerinde çok düşündük. Fakat ben yaptığım filmlerde madalyonun iki yüzünü göstermek ve tartışmayı dengelemek uğruna göndermek istediğim mesajı feda etmek istemiyorum. Bence Derrida gerçek bir felsefeci ve de "Bakin Cambridge'deki felsefeciler öyle düşünmüyor" demek benim yapmak istediğim filme ters düşerdi. Böyle bir konuyu başkası başka filmde ele almak durumunda.

Filmin kazandığı başarıyı nasıl karşılıyorsunuz ?

- İnanılmaz buluyorum ve de çok mutluyum. Başından beri materyalin çok tanıdık ve kolay olmadığının farkındaydık fakat izleyicilerin bunu affedip filmin şiirsel özelliklerine ilgi duyacağını umuyorduk. Aynı zamanda da herkesin anlayabilmesi için filmi basitleştirmek istemiyorduk. Sundance Film Festivali'ne kabul edilince ve iyi eleştiriler alınca çok mutlu olduk.

Derrida filminin Amerika ve Avrupa'da aldığı tepkiler arasında fark var mi sizce ?

- Los Angeles, New York City ve Sundance'de büyük seyirci kütlesiyle karsılaştık. Film belki de beklemediğimiz kadar çok iyi eleştiriler aldı. Amerika'da savaş yüzünden seyirciler daha çok musikal, komedi tercih edebilirler ama bilemiyorum. Bir de Amerika'da felsefe eğitimi üniversite dışında yok bu yüzden Avrupa'daki ilginin daha farklı olabileceğini düşünüyorum. Avrupa'da Temmuz ayında Locarno'da ilk kez Avrupa seyircisiyle buluştuk. Sonra Viyana'da Viennale'de gösterime girdi film. Viennale'de programı ilk gördüğümüzde bizi Pazar öğleden sonraya koydukları için kimsenin gelmeyeceğini düşünmüştük, bu yüzden gösterime geç gittik; tanıtma kısmını yapmak istemedik; Kirby Dick bana bütün biletlerin satıldığını ve kapalı gişe oynayacağımızı söylediğinde uzun bir sure inanmadım. Avrupa seyircisi filmi gerçekten eğlenceli buldu, sanırım Avrupalı seyircileri daha çok güldürdük.

Peki ya Fransa? Henüz orda gösterime girmedi film. Derrida'nın Fransa'dan alacağı tepki sizin için ne kadar önemli ?

- Olumlu tepkiler ve eleştiriler almak tabii ki güzel olur. Bir Le Monde muhabiri (Claudine Mulard) Sundance Festivali'nde filmi gördü ve çok beğendi. Her ne kadar çok kısa olsa da eleştirisini gazetede yayımladı. Onun dışında Fransa'daki gösterime dair yakın zamanda anlaşma imzaladık. Fransızların nasıl yorumluyacağı ve nasıl tepki göstereceğini merak ediyorum.

Seyirciler dışında sanırım herkesin merak ettiği Jacques Derrida'nın kendisinin filmi nasıl bulduğu. Film'de söylediği gibi "Kabul ediyorum" dedi mi ?

- Jacques ile film konusunda önceden anlaşma yaptık. Onun beğenmediği ve istemedigi hiçbir şeyi koymayacaktık. Fakat oldukça beğendi.

Belgesel film dışında kurgu film yapmayı düşünüyor musunuz ?

- Kurgu bir film yönetebileceğimi sanmıyorum. Evet böyle filmler için fikirlerim var fakat hikayeler bana hitap etmiyor, belki de felsefeye donuşum de bu yüzden. Belgesel daha kişisel, size hitaba etmesi çok önemli ve sanırım ben bu tutkuyu takip etmeyi tercih ediyorum.

Bundan sonraki projeleriniz arasında başka felsefeciler olacak mi ?

- Yapmak istediğim buna benzer bir proje daha var. Marx üzerine. Tabii Marx, Derrida gibi filmin içinde bir karakter olamaz. Marx'in eserleri, isçilerle söyleşi ve fabrika çekimleri olabilir... Bence Marx da geçmişte ve günümüzde oldukça yanlış okunmuş ve anlaşılmış, hatta gözerdi edilmiş bir felsefeci. Benim için böyle bir proje son derece çekici çünkü sinematik olarak Marx'ın eserlerini nasıl ekrana yansıtırım ve nasıl anlamlı bir bütün halinde sinematik dile çeviririm: böyle bir analiz ve çalışma beni oldukça yakından ilgilendiriyor.

Söyleşi : İclal Çetin


Bu söyleşinin kısa bir versiyonu Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Haziran sayısında yayımlanmıştır.

 

Altyazı'nın Temmuz ayında hangi filme ön gösterim yapmasını istersiniz ?

 Tanrıkent
 Temmuz'da
 Magdalene
      Rahibeleri
 Sınırsız Kentte


Sinema rehberiniz