Belki fark etmişsinizdir, geçen ay eleştiri köşesinde yazarların e-postalarını verdik. Bundan böyle de bu uygulamaya devam edeceğiz. Böylelikle yazarlarla okurlar arasında bir iletişim ağı kurulacağını umuyoruz. Aslında bugünlerde bu türden diyaloglar genelde internet forumlarında gerçekleştiriliyor. Fakat bu forumlar, bir süre sonra 'malûmatfuruşların savaşı' diyebileceğimiz bir kısır döngünün içerisine giriyor. Orada tartışılan film olmaktan çıkıyor, hatta zamanla tartışılan bir şey de kalmıyor; birisi filme dair başka bir yerden öğrendiği birtakım bilgileri aktarıyor, sonra başka biri bambaşka bir yerden bulduğu 'trivia'ları (önemsiz ayrıntılar) geçiyor, bu süreç böyle devam ediyor. 'Bilgi'nin ya da 'enformasyon'un iktidarı orada başlıyor. Birileri kulaktan dolma bilgileri başkalarına satıyor ve diğerleri üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor. Forumun asıl amacı olan 'diyalog' ve 'fikir paylaşımı' unutuluyor ve bilgi üzerinden iktidar mücadelesi bir alışkanlığa dönüşüyor. Dergiler, gazeteler ve fanzinler niye hep içinde 'yorum'dan eser olmayan tanıtım yazıları yayımlıyor? Güya bilgili olduklarını kanıtlamaları için insanlara hap niyetine bilgiler sunmak. Birileri o tanıtım yazılarını okuyor ve başkalarına "Truva'da adamlar bıyıklıydı, oysa o dönemlerde erkekler bıyık bırakmıyormuş" gibisinden saçmasapan bilgiler aktarıyor. Ve çoğunlukla o bilgi başka bir yerden öğrenilmemiş de söz sarf edenin neredeyse kendi doğuştan bilgisi ya da uzantısıymış gibi sunuluyor. Bilginin, kitaplardan, başka insanlardan ve deneyimlerden öğrenilen bir şey değil de, alınıp satılan bir değişim nesnesi haline geldiği bir duruma tanık oluyoruz. Her şey burada düğümleniyor aslında, filmler tartışılmıyor, diyalog diyalog olmaktan çıkıyor.

Bilgi paylaşımı işin içine iktidar, ego ve hiyerarşi girmediği sürece olumlu bir şey olarak görülmeli. Fakat şunu da kabul etmek gerek, ortada bir 'bilgi fazlası' var. Özellikle sinema alanında. İnsanlar bilgileri nasıl kullanacaklarını, nereye aktaracaklarını bilmiyorlar. Herhangi bir filmin nasıl farklı olabileceği, nasıl daha anlamlı olabileceği tartışılmıyor. Mesela bir Türk filmi vizyona giriyor, sonra eleştirmenler kendi mecralarında, seyirciler ise forumlarda bu film hakkında eleştiriler yazıyorlar. Bu eleştiriler ise genelde şu şekilde oluyor: "Oyunculuk kötü, teknik efektler açısından iyi, dramatik yapıda aksaklıklar var, taş üstüne taş koymuyor vs.". Oyunculuğun nasıl daha iyi olabileceği hakkında görüş bildirilmiyor ve hatta -en vahimi- oyunculuğun neden kötü olduğu da açıklanmıyor. Filmlerin teknik efektler açısından niye iyi olduğunu açıklamak zaten yazarın alanı değil, oraya hiç girilmiyor, sadece iyi deniliyor. Dramatik yapıdaki aksaklıkların ne olduğu belirsiz. Taş üstüne taş konulmuyor ama ne gibi bir taş konulabileceği konusunda fikir bildirilmiyor. Tüm bunlar 'yorum' gibi duruyor, "yazar filmin görsel açıdan iyi olduğunu düşünüyor" diyorsunuz, ama aslında bunların 'yorum'la alakası yok. Bunlar bilgi alışverişine (alışveriş çok masum kaçıyor, bilgi savaşı diyelim) alışmış bir neslin entelektüellerinin, bilgilerini başkalarına faydalı olmak için değil, başkalarına kendi birikimlerini hissettirmek için kullanma araçları. Lafımız sadece eleştirmenlere değil, lafımız kendimiz de dahil herkese; sokakta, internette filmler üzerine konuşan herkese. Paylaşılan 'dil'den söz ediyoruz.

Burçak Evren, "Genç nesil sinema yazarları, basın bültenleri ve internetten aldıkları bilgileri aynen yazılarının içine yerleştiriyorlar" demişti. Keşke durum sadece bundan ibaret olsa. Ya da bu alışkanlık sadece genç nesle özgü bir şey olsa. Bir yazarın internetten araştırma yapıp bilgi toplaması çok da kötü bir şey değil. Hatta yapılması gereken bir şey. Ancak bu bilgilerin yazarın kendi oluşturacağı fikirleri bir şekilde beslemesi gerek. Araştırma yapmakta, bilgi toplamakta utanılacak bir şey yok, meselenin özü bu değil. Asıl nokta şu: Bu bilgilerin farklı düşünceler üretebilecek eleştirel bir bakış geliştirme yönünde kullanılması gerekiyor. 'Bilgiyi kullanmak' dediğimiz şey, o bilgiyi alıp ondan yola çıkarak bir şey öne sürmek olmamalı (mesela bir filmde yoğun olarak 'steadicam' kullanıldığını öğrenmek, bunun üzerine filmin 'üslupçu' olduğunu söylemek ve ardından yazıyı yazan kişinin 'üslupçuluğa' nasıl yaklaştığına bağlı olarak filmin iyi ya da kötü olarak nitelenmesi.). Oysa internette 'surf' yapmak, bilgi-enformasyon toplamak; sorgulama, karşılaştırma ve sentez ile çok daha zihin açıcı bir pratiğe dönüştürülebilir. Çok sayıda e-posta alıyoruz. Birçok kişi kendi eleştiri yazılarını gönderiyor bize (bunların bir kısmı da dergide yayımlanıyor). Çok önemli olduğunu düşündüğümüz, bilgi düzeltmesi yapan e-postalar da alıyoruz. Birçok kişi de bize bilgi danışıyor. Ancak "şu yazınızda şu film hakkında şunu demişsiniz ama bence şu açıdan baktığımızda şöyle de görülebilir" şeklinde yazılan e-postalar ne yazık ki yok denecek kadar az. Açıkçası biz asıl bu türden e-postalar ve mektuplar bekliyoruz. 'Bilgi üzerinden arttırılan bir tansiyon'dan kurtulacaksak hep beraber kurtulacağız. Yukarıda anlatmaya çalıştığım 'dil'in izleri bizim yazdığımız yazılarda da mevcut. Ve yazılanlar hakkında, filmler hakkında 'bilgi yarışması' zihniyetinden arınmış diyaloglar kurmadan da bu izleri ayıklayamayız.

Fırat Yücel




Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mayıs 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
Sinema rehberiniz