Dijital video kamera teknolojisinin gelişmesi; çeşitli bilgisayar şirketlerinin basit, herkesin anlayacağı türde kurgu programları üretmesi ya da tersine, daha kapsamlı kurgu programlarıyla film yapımı ile ilgilenenlere yeni ufuklar açması, bu teknolojilerin şirketler tarafından daha ulaşılabilir fiyatlarla sunulması, bunlara ek olarak özel üniversitelerin kurulmasıyla film eğitimi alan öğrencilerin sayısındaki artış ve üniversiteler dışında oluşan film atölyeleri sayesinde, son yıllarda Türkiye'deki kısa film üretimi nicelik ve nitelik bakımından iyiye doğru yol almaya başladı. Üretimdeki bu artış, kaçınılmaz olarak kısa film üzerine yapılan organizasyonların sayısında da bir artışa yol açtı. Üniversitelerin panolarında, internette kısa film sitelerinde, gazete ve dergilerde, reklam panolarında her gün yeni bir kısa film organizasyonunun haberi gözümüze ilişiyor. Festivaller, gösterimler ve yarışmalar kısa filmin Türkiye'deki sanat alanı içinde eskiye nazaran kendine daha fazla yer bulmasını sağlıyor, kısa filmler daha fazla izleyiciyle buluşuyor, filmler üzerine daha fazla konuşuluyor ve tartışılıyor.

Şu anda Türkiye'de, kaba bir hesapla yirmiden fazla kısa film festivali ve yarışması var: İfsak Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması, İstanbul Kısa Film Günleri, İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali, Paso Öğrenci Filmleri Festivali, Bil's Kısa Film Yarışması, Metro Kısa Film Yarışması, Bilkom I-can Kısa Film Yarışması, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali Kısa Film Yarışması, Antalya Altın Portakal ve Ankara Film Festivalleri'nin kısa film gösterimleri ve yarışmaları, Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Yarışması, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Kısa Film Yarışması, ODTÜ Kısa Film Şenliği, Yıldız Kısa Film Yarışması... Birkaçı listenin dışında tutulduğunda, bu organizasyonların hepsi henüz çok genç. Son yıllarda düzenlenmeye başlayan bu festival ve yarışmaların kadro değişiklikleri, ekonomik aksaklıklar, motivasyon kaybı gibi devamlılığı ortadan kaldıran, gelenekselleşmeyi engelleyen sorunlarla boğuşması geriyor. Bu organizasyonlar arasında yardımlaşmaya, tecrübeleri aktarmaya, sorunları birlikte çözmeye yönelik bir bilgi ve destek ağı olmadığından; hepsi, yeni baştan, aynı sorunları kendi yöntemlerini kullanarak aşmak durumundadırlar. Bu da, ilgi kaybına neden olan gereksiz ve yıldırıcı bir iş. Aslında bu durum, yalnızca kısa film festival ve yarışmaları için değil, uzun metraj organizasyonları için de geçerlidir. Fransa, Almanya, İsveç, Yunanistan gibi bir kısım Avrupa ülkesi kurdukları ulusal film merkezleriyle benzer festivalleri belirli bir çatı altına toplayarak, bir bilgi ağı oluşturmaya, festivallerin gelenekselleşmelerine destek olmaya çalışırlar. Bunun yanında, bu merkezler kısa ve uzun metrajlı filmlerin yurtdışına pazarlama sürecinde aktif rol oynar. Örnek olarak, Fransa Ulusal Film Merkezi Unifrance, Fransa'da üretilen filmlerin şeceresini tutar, düzenli olarak bastırdığı katalog ve cd'leri diğer film merkezlerine gönderir, yönetmen ve yapımcı adına filmleri festivallere yollar, yönetmenlerin yurtdışı festivallerine katılmasını sağlar. Bu noktadan hareketle, yurtiçindeki film organizasyonlarını birbiriyle ilintili kılmak, filmlerin yurtdışı promosyonunu yapmak ve film üretimine destek olmak hedefiyle, Türkiye'de de bir ulusal film merkezinin kurulması gereklidir. Bireysel film üretimi, bireysel film promosyonu, bireysel festival oluşumu temelleri sağlam, örgütlü yapılara dönüştürülmelidir. Bu sayede, varlığından şüphe duyulmadan bahsedilen, ürünleri düzenli olarak dünya pazarına çıkan; belirli dönemler zarfında yalnızca kişisel başarılar üzerinden değil, ülke sineması olarak tanınacak, bilinecek ve ilgiyle takip edilecek bir sinemanın yaratılması için ilk adım atılmış olacaktır.

Uzun metraj bahsine çok girmeden kısa metraj organizasyonlarına dönersek, gelenekselleşme problemi yaşayan bu festival ve organizasyonların kaliteleri de bir tartışma başlığı oluşturur. Ulusal ve uluslararası uzun metraj festivalleri kapsamında düzenlenen kısa film seçkilerinin üzerine 'formalite icabı orada olma'nın karşı konulmaz kokusu sinmiştir. Asıl yemekten sonra yenecek tatlı muamelesi görür bu filmler. Asıl işi kısa film olan organizasyonlarda da seçkinin oluşturulması, filmlerin seçilmesi, ödüllendirilmesi gibi işlerin kimler tarafından, hangi koşullarda gerçekleştirildiği belirsizdir. Seçkiler oluşturulurken seçim komitesinin bir odaya kapanıp bir gün içinde yüzden fazla film izlemesi (uygun gördüğü yerlerde filmleri sardırması), gösterim süresini aşmaması için gönderilen filmler arasından süresine göre film seçilmesi, "bu seçkide hiç animasyon yok yahu, elimizde animasyon var mı?" bilinciyle bir köşeye yığılmış filmler arasından özel istekle filmler aranması gibi durumlar yaşanabilmekte, kaçınılmaz olarak organizasyonun kalitesini aşağı çeken etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısa film organizasyonlarının kalitesini kapsamlı bir biçimde tartışmayı başka bir yazıya erteliyor, bu yazıda yer alan ulusal film merkezi ve kısa film organizasyonlarının gelenekselleşmesi bahislerinin üzerine daha fazla düşünülmesi gerektiğinin de altını çiziyoruz.


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Haziran 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
Sinema rehberiniz