| |
| |
Hayalgücü uzmanları Coen Kardeşler'in 'yeniden çekim' projesine imza atmaları sinema tarihindeki travmatik anlardan biri olabilir mi? Fırat Yücel'e göre telaşa gerek yok; çok matah olmamakla birlikte karşımızda yine her şeyiyle bir Coen filmi var.
"Coen Kardeşler'in 'yeniden çekim' furyasına bulaşmaları, bir Coen hayranı için ne anlama geliyor?" sorusu ile başlayalım. Öncelikle böyle bir şeyin gerçekleşmesi bir Coen fanı için kolay kabul edilebilir bir şey değildir. Coenler sınırsız yaratıcılığın simgeleridir: Dünyada toplu bir 'writer's block' krizi yaşansa, herkes tıkansa bile, onların aklına mutlaka yeni bir şeyler gelir diye düşünürüz. Bu yüzden 'toplu writer's block' paranoyası anlık bir paranoyadır, pek uzun sürmez, süremez. Onların varlığı ve bu varlığın bilinci her zaman için içimizi rahat tutmaya yeter. Mutlaka çekmedikleri, bir kenarda sakladıkları bir senaryo vardır, diye düşünürüz. Coenli bir dünyada yaşıyor olmak böyle bir şeydir. O dünyada 'bir şeyi yaşamamanın yaşanmışlığı' bile bir sanatsal malzemedir. Senaryo yazamamak, senaryo yazamayan bir adamın hikâyesine dönüşebilir, Barton Fink'te (1991) olduğu gibi. Tüm Coen senaryoları, öyle ya da böyle 'bir şeyi yapamayan' karakterleri konu alır. Onlar hayatlarını değiştirmeye çabalayadursunlar, hayat onları değiştirmeye devam eder. Fargo'da (1996) olduğu gibi... Araba satıcılığından bunalmış bir adam farklı bir hayat düşüyle iki azılı suçluyla anlaşır ve karısını kaçırtır; karısının babasından fidye almayı planlamakta ve hayatının mevcut yapısını (evlilik) koruyarak mutluluğa terfi edebileceğini düşünmektedir. Oysa olayların gidişatı o mevcut yapıyı sarsmakla kalmaz, ortadan kaldırır. Bir Coen karakteri hiçbir zaman tam anlamyla hayatını kontrolü altına alamaz; sürüklenir durur ve sonuçta elindekileri de kaybeder. Onun 'master plan'i işlemez, sadece her şeyi daha da berbat eder. Belki de bu yüzden Coenler konu bulmakta sıkıntı çekmezler; olamayan şeyler olan şeylerden daha anlamlıdır onlar için...
Orada olamamak, orada olmaktan daha gerçektir. Peki o zaman niye durduk yere bir 'yeniden çekim'e giriştiler, dünyada onca olmamışlık varken, dünya bir şey yapamayan insanlarla doluyken? Biz Coen hayranları yıllarca kendi yapamamışlıklarımızın, onların film yapmışlığına dönüşmesini izledik. Becerememişliğin de görüntüsü vardı, olabilirdi. Buna inandık. Dünya 'orada olmayan adamlarla' doluydu ve bu yüzden Coenler'in sonsuz malzemeleri vardı. Peki nereden çıktı bu 'yeniden çekim'?
Telaşa gerek yok. Sinema tarihinde "Coenler bunu yeniden çekmeli" diyebileceğiniz tek bir film varsa, o da Ladykillers'dır herhalde. Efsanevi Alec Guinness'in başrolde yer aldığı ve bir o kadar efsanevi Peter Sellers'ın merkezi yan rollerden birinde döktürdüğü İngiliz Ealing Stüdyosu klasiklerinden Ladykillers (1955), tamamen 'yapamama' üzerine kurulu bir film. Hatta belki de 'bir şeyi yapamamanın' en güzel şekilde komedi malzemesine dönüştürüldüğü filmlerden biri. Konu basit. Bir grup soyguncu yaşlı bir kadının evine yerleşir. Öykünün bir yerinde yaşlı kadın, adamların soyguncu olduğunu öğrenir. Kadını öldürmek zorundadırlar. Ama yapamazlar. Bir türlü öldüremezler. Bu öldürememe durumunun tek bir nedeni yoktur. Bazıları duygusal nedenlerden öldüremez kadını, bazıları ise 'slapstick' komedinin kurbanı olur. Bir şey olur mutlaka, halıya takılırlar, kafalarını bir yere çarparlar vs.
İngiliz Ealing Stüdyosu klasiklerinden Ladykillers (1955), tamamen 'yapamama' üzerine kurulu bir film. Hatta belki de 'bir şeyi yapamamanın' en güzel şekilde komedi malzemesine dönüştürüldüğü filmlerden biri. Bu filmin Coenler'i neden bu kadar etkilediğini anlamak zor değil..
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Haziran 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|