| |
Sütünü içmezsen büyüyemezsin. Büyümenin bedeli var. Üstelik
iş süt içmekle bitmiyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken
göze alınması gereken kanlı bıçaklı, kavgalı döğüşlü, ağlamalı
saklanmalı üç beş senelik, yaşamazsan olmaz bir süre var. Seçme
şansı yok. Ben istemiyorum yetişkinliği, çocukluk iyiymiş, burada
kalayım, çocukluğun masum beyaz yatağında zıp zıp zıplayayım
demek yok. Vakit gelince birisi arkadan itiveriyor, yetişkin olup ayağa
kalkana kadar langır lungur yuvarlanmak gerekiyor.
Animelerin karşı konulamaz cazibesinin bu evrensel zorlu geçiş süreci
ile ne ilgisi var diye sorarsanız, yanıt belli: Animelerin klasik temalarından
biri çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci. Büyük şehirlerin,
teknolojik dünyanın, kapitalist sistemin delice çalışan anne babaları
ya boşanmış oluyor ya da mümkünse tek çocuk yapıyor. Bu yalnız
çocuk, Japon da, Amerikalı da olsa Hintli ya da Türk de olsa Japon
animasyonlarını seviyor, çok seviyor çünkü tema evrensel.
Ruhların Kaçışı da (Sprited Away, 2001) Japon animasyon sinemasının
önemli bir örneği olarak bu temayı, derinlikli bir anlatıyla, ince
likli bir mizah duygusuyla ana ekseninde taşıyor. Chihiro, filmin baş
kahramanı, on yaşında. Taşınıyorlar. Arabanın içinde arka koltukta
mutsuzca yeni yetmeliğin malum huysuzluğu ile oturuyor. Birazdan
Chihiro resmen çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecine girecek. Yalnız
çocuk, yetişkinler dünyasına karşı! Film boyunca yalnız çocuk
Chihiro, tüm yalnız çocuklar adına, Japonlar'a yakışır bir sabır gösterisiyle,
isyan etmeden, tevekkülle, zorlukları birer birer göğüsleyecek.
İşin ilginç yanı, bu malum çocukluktan yetişkinliğe geçiş trajedisini
hikâyenin ana ekseninde taşıma fikri öyle etkili ki, Amerikan
stüdyo animasyonlarından binbir şekilde farklı olan Japon animasyonları,
Doğu kültürü ile kalpten ilgili olmayan Batı dünyasının altından
girip üstünden çıkabiliyor.
Japon animasyonları yavaş, hareketler kesik kesik. Kamera uzun
uzun durağan resimler üzerinde geziniyor. Oysa Amerikan animasyonlarında
hızlı bir kurgu, devamlılığı olan hareketler var. Japon
animasyonları televizyon için düşük bütçeyle üretiliyor. Söz konusu
süreyi minimum hareketle geçirmek için kamera uzun uzun karakterlerin
yüzüne, gözlerine odaklanıyor. Karakterler düşünüyor. Uzun,
sessiz, sabırlı bekleyişler animelerin son derece stilize estetiğini oluşturuyor.
Buna karşılık Disney stüdyosunun 'live action' sinemayı taklit
etmesi sonucu Amerikan stüdyo animasyonu gerçek hayata, fizik kurallarına
bağımlı bir kökenden yola çıkıyor. Hareketler gerçek hayattaki
gibi süreklilik içeriyor, akıp gidiyor. Kimsenin beklemeye tahammülü
yok. Zaten düşünecek bir şey yok. Her şey çarçabuk olup bitiyor.
Japon animasyonları karakterlerin kocaman gözlerinde kamerayı sabitliyor.
Karakterlerin gözlerinden akan yaşlar ardı arkasına yanaklarından
süzülüveriyor. Animelerin kahramanları duygu patlamaları ile
ağlaya ağlaya kameraya doğru koşuyor. Gözyaşları boncuk boncuk kopup
iki yana savruluyor. Animelerin gözü yaşlı karakterleri kendi kendilerine
konuşuyorlar. İç seslerini, dolayısıyla iç dünyalarını anlatıcı ses
olarak duyuyoruz. Anime kahramanları duygularını, acılarını endişelerini,
aman ağlarsam haykırırsam 'cool'luğumu kaybederim endişesi
taşımadan açık ediyorlar. Bu gelenek animelerin kökeninin yaslandığı
mangalarda da aynı. Oysa Amerikan stüdyo animasyonunun ve çizgi
romanlarının kahramanları 'cool'. Aşırı duygusallığa yer yok. Amerikan
çizgi roman geleneğinde süper kahraman janrı var. Eh, Süpermen'i
gözünde yaşlarla, öyle mi yapsaydım böyle mi, çok seviyorum ama o
beni sevmiyor derken düşünemiyoruz. Televizyon için yapılmış düşük
bütçeli Hanna Barbera animasyonlarında dahi karakterlerin kendi
kendisiyle hesaplaşması, kendi kendileriyle konuşması durumu yok.
Uzun uzun dış diyaloglarla konuşuyorlar. Mümkün mertebe iç dünyalarını
açık etmeden.
Hal böyleyken, Japon animasyonları ile Amerikan animasyonları
taban tabana zıtken, Ruhların Kaçışı gibi bir Japon animasyon
filmi dünya ve ABD gişelerini alt üst ediyor. Ruhların
Kaçışı, Disney dağıtımcılığında Amerikan piyasasına girse de, dahası
film, Disney'in klasik, Disneyland üzerinde patlayan havai fişekler
logosuyla açılsa da Miyazaki animasyon ortamını Disney stüdyosundan
çok farklı bir şekilde, ortamın olanaklarını zorlayarak kullanıyor.
Ruhların Kaçışı filminin karakterleri şekilden şekile giriyor. Film boyunca
Haku (baş kahraman Chihiro'nun potansiyel sevgilisi, çocukluktan
yetişkinliğe geçişin dominosu) insan kılığından ejderhaya, Chihiro'nun
annesi ve babası domuza, sevimsiz koca bebek küçücük bir
fareye, Büyücü Yubaba kargaya, pislik yığını olarak banyo evine gelen
akışkan yaratık nehir perisine dönüşüyor. Dönüşüm (transformasyon)
manga ve animelerin sıkça kullandığı anlatım araçlarından birisi. Ayrıca
animasyon/çizgi ortamının güçlerini açığa çıkaran bir kullanım.
Çünkü 'live action' sinema, kamera önü gerçekliğine dayanıyor. Kameranın
önünde gerçekten nesnenin ya da karakterin durması gerekiyor.
Dolayısıyla 'live action' sinema gerçeklikle göbekten bağlı. Gerçek hayatta
trasformasyonlar çok yavaş, göze görünmez düzeyde gerçekleştiği
için transformasyon animasyon/çizgi ortamının anlatım araçlarından
biri sayılıyor. Evet, gerçek hayatta sevimli, mini minnacık, toparlacık
bir bebek; yaşlı, beyaz saçlı, buruşuk yüzlü, kambur bir ihtiyara
dönüşüyor ama, bu dönüşüm neredeyse yetmiş yıl alıyor ve haliyle
göze görünmüyor. Oysa animasyon ortamı bu dönüşümü birkaç saniye
içinde tüm aşamalarını göstererek hızla gerçekleştirebiliyor. Disney
animasyonları animasyon ortamını 'live action' sinemayı taklit etmek
adına kullandığı için transformasyonlardan kaçınıyor. Çünkü transformasyonlar
seyirciye ortamın animasyon olduğunu hatırlatabilir.
Oysa Ruhların Kaçışı'nda transformasyonlara ağırlık verildiği gibi karakterler
üstüne üstlük şeffaflaşabiliyor. Bu da animasyon ortamının
güçlerinden birisi. Gerçek hayatta, katı nesnelerin arkasında duranları
görmeye imkân yok. Çünkü gerçek hayat fizik kuralları ile çevrili.
Dolayısıyla Disney animasyonlarında karakterlerin şeffaflaşması durumuda yok.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Haziran 2004 sayısından alınmıştır.
|
|