|
"MÜZİK FİLMİ EZMEMELİ" Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi ikinci film seçilen O da Beni Seviyor'un müzikleri Mare Nostrum grubuna ait. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu bünyesinde çalışmalarını sürdüren ve daha önce pek çok kez Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nın ve Tiyatro Boğaziçi'nin oyunlarının müziklerini besteleyen genç gruptan Rıza Okçu, Özgür Ay ve Fırat Akın, ilk film müziği deneyimlerini müzik editörümüz Emra İşlek'e anlattı. Filmin müziklerinin albümü geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik'ten piyasaya çıktı. - Mare Nostrum nasıl kuruldu? Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'ndan bahseder misiniz? Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, Boğaziçi Üniversitesi sanat kulüplerinde faaliyet gösteren öğrencilerin mezun olduktan sonra da, yarı amatör yarı profesyonel olarak sanatla uğraşmaya devam etme kararları üzerine kurulan bir yapı. Dans, tiyatro ve müzik birimleri var. Mare Mostrum ise 1993 yılında Galip Sokaklara Talip diye bir dans-mim gösterisinde ilk olarak bir araya geldi. O oyunda beraber müzik yaptıktan sonra grup kuruldu. Gerek sahne üstü canlı müzik, gerekse kayıt müziklerle sanırım on beş civarında oyun müziği gerçekleştirdik. Dolayısıyla biz görüntülere ve seslere müzik yapmaya dönük bir faaliyet gösteriyoruz. - O da Beni Seviyor'la ilgili teklif size iletildiğinde neler düşündünüz? - Sinema bir yönetmen sanatı. Yönetmenin amacının ne olduğunu anlamadan doğru bir şey yapmanız şansa bağlıdır. Eğer o amacı paylaşmayacaksınız, o işi yapmamalısınız. O da Beni Seviyor'un iyi yanları vardı. İdeolojik rahatsızlık duyabileceğimiz noktalar yoktu. Cinsel sömürü yok. Faşist numaralar yok. Diğer türden gericilikler yok. O açıdan sempati duyduğumuz bir projeydi. Düşünsenize Sinan Çetin ile çalıştığınızı. Korkunç bir şey (Gülüyorlar). Geldiğimiz yer itibarıyla, duygusal olarak bunu yapmamız zor. Hayat görüşlerinizin taban tabana zıt olduğu bir sahneye müzik yapmak zorunda kalmış olmak için hayatın sillesini yemiş ve büyük parasızlık yaşıyor olmanız lazım (Gülüyorlar). - Müzikleri besteleme süreci nasıl gelişti? Filmin setinde dahi bulunup çekimleri izlediğinizi duyduk. - İlk film müziği tecrübemiz bu. Sete gidince işin daha rahat olacağını sandık. Şimdi düşününce keşke sete gitmeseydik diyoruz. Gerçi kafamızda bu işe başlamadan önce nasıl bir süreç izleyeceğimize dair bir fikir vardı. Mesela ben (Rıza konuşuyor) Ennio Morricone'nin büyük bir hayranıyım ve çalışmalarını incelerim. Ama sonuçta bu işin mutfağında hiç bulunmamıştık. Bir insanı anlatmak için onun bağırsaklarını görmeniz gerekmiyor. Bunu öğrendik. Setin çok bir faydası olmadı açıkcası. Şöyle bir düşüncemiz vardı başta: Sete gitmeden önce belli birtakım temel yerlerin müziklerini yapıp, sette yönetmenle ortak bir ilişkiye geçerek müzikleri geliştirmek. Biraz belki şunu amaçlamıştık: Eleni Karaindrou-Angelopoulos ya da Kusturica-Bregovic arasında olduğu gibi, yönetmene birtakım müzikler götürüp, "elde bu müzikler var" diyerek çekim sürecinde müziklerin de belirleyici olmasını sağlamak. - Tiyatroya müzik yapmış olmanızın size sağladığı faydalar oldu mu? - Eninde sonunda hepsi görüntü. Bir görüntüyle beraber müziği hangi tarzlarda kullanabilirsiniz ve müziğin ne gibi farklı işlevleri olabilir sorularını daha bilinçli yanıtlayabilmek için avantaj sağlıyor tiyatro çalışması. Sanatsal gelişim olarak bir tiyatro müziğinin yerini tutamaz diye düşünüyorum film müziği. Asla. Çünkü sinemada görüntü statik. Tiyatroda ise çok farklı. Asla iki farklı performansı sergileyemezsiniz. Belki onuncu oyunda fark edersiniz ne yapmanız gerektiğini ve değiştirebilirsiniz. Tabii biz ahkam kesmeyelim çünkü film müziği konusunda çok tecrübesiziz daha. - Mare Mostrum'un müzikal tarzı nedir. Rock ağırlıklı bir tarz mı bu? - Rock başlangıcıydı işin. Sonuçta biz alaylı müzisyenleriz. Alaylı fakat daha sonra kendi kendine akademik eğitim almaya çalışan insanlar... Rock'tan başladı. Sonra çaldığımız oyunlar gereği klasik müzikle paslaşma, jazz 'sound'uyla paslaşma, bazen reggie, funk, bazen arabesk, elektronik müzik ya da alaturkaya kaydığımız oldu. - O da Beni Seviyor'un müziklerini nasıl tanımlıyorsunuz peki? - Üç ayrı sound'dan bahsedebiliriz. Bir tanesi daha alaturka bir sound. Hepsi beste bir kere. Baştan türkü düzenlemesi yapmayacağımızı kararlaştırmıştık. Kardeş Türküler böyle bir şey yapabilir ama biz yapamayız. Bu formasyon meselesi. İkinci olarak halk müziği orijinli birtakım kendi yazdığımız müzikler var. Bir de daha batılı müzikler var. Ama bunlar da kendi içlerinde çok tutarlı olmak zorunda değiller zaten. Tiyatroda da böyle, sinemada da böyle. Bir filme hizmet ediyorsunuz. Bir bütünlük var, diyor dinleyenler. Bir albüm yapıyor olsanız bu önemli. Albümün kendi konsepti olmalı. Ama film ya da tiyatro müziği yapıyorsanız önemli olan filmdir, sahnelenen oyundur. Biz neye dikkat ettik? İzlediğimiz çalışmalarda bazen müziğin filmi ezmesi hatası yapılıyor. Buna karşılık fon müziğini de önermiyorum. Müziğe bir işlev atamak gerekli. Bir sahneye çok güzel bir müzik koyabilirsiniz ama işlevi yoktur. Beğenenler çıkabilir bunu ama müziğin bir işlevi olması, dramaturjik bir anlamı olması ve izleyici gözüyle baktığınız zaman doğru anlamı yansıtması gerekiyor esas. Buna dikkat ettik. - Barış Pirhasan'la çalışmak nasıldı? - Çok kolay oldu. Farklı fikirlere açık bir insan. Bu açıdan şanslıydık. Fikirlerimizi çat diye söyleyebildik. Hiç muhafazakar bir insan değil. Hiçbir sorunumuz olmadı Barış Pirhasan'la. Söyleşi: Emrâ İşlek |