VENEDİK'İN KISALARI


58. Venedik Film Festivali'nde gösterilen iddialı uzun metraj filmlerinin yanında sessiz sedasız devam eden bir de kısa film yarışması vardı. Festivale yoğun ilgi gösteren genç nüfus, bu kısa film gösterimlerini de yalnız bırakmıyor, belki de uzun metrajda bulamadıkları yenilikleri kısa metrajda arıyorlardı. En kısası beş dakika, en uzunu yirmi üç dakika olan on altı kısa filmin yarıştığı Venedik'te en genç yönetmen 1975'te, en yaşlısı ise 1957'de doğmuştu. İki Kore, bir Çin, bir Hong Kong ve bir Avustralya filminin dışında yarışan tüm filmler Avrupa'dan geliyordu. Bir tane 16 mm dışında hepsi 35 mm gösterilen filmler arasında, dijital video ile çekildikten sonra 35 mm'ye aktarılmış olanlara da rastlanılıyordu.


Bu aktarımların bazıları çok parlak sonuç vermemiş olsa da, jürinin sırf dijital teknolojinin kullanımına verdiği desteği göstermesi açısından bile önemliydi. 16 mm veya 35 mm çalışma şansı olmayan kısa filmciler Venedik'te kulvar dışına itilmemişlerdi. 'Gümüş Aslan' için yarışan bu on altı kısa film gerek kurgu ve kamera kullanımı, gerek öykü ve atmosfer oluşturmada çok geniş bir yelpaze sunuyordu. Yarışan tüm filmleri izledikten sonra "ön jüri şu tip filmleri kayırmış" demek oldukça güçtü. Filmlerin teknik üstünlükleri ve hiçbirinin öğrenci filmi olmaması dışında buluştukları ortak nokta ise hepsinin olgun bir sinema diline sahip olmasıydı. Kore ve Çin filmleri şaşırtıcı bir biçimde, aynı bölgenin uzun metraj filmleri gibi minimum kamera hareketi ve basit kurguyla kısa filmlerde pek de alışık olmadığımız bir tempoda ilerliyordu.

Yurtdışında, özellikle Avrupa'da klasik kısa film formu olarak bilinen, sonunda vurucu bir espri içeren, hızlı kurgulu, stilize türden ise yalnızca Fransa'dan yarışmaya katılan ve yarışmanın en kısa filmi olan "Avatars" vardı. Bilimkurgusal, yumruk büyüklüğündeki bir küpün hakimiyeti için savaşan insan hologramlarıyla Avatars, bilgisayar oyunu ile bir spor ürününün reklam filmi arasında gidip geliyordu. Festivalde yarışan diğer Fransız filmi "Intimisto" ise otuzlarını yaşamaya yeni başlamış yönetmen Licia Eminenti'nin ilk filmiydi. "Intimisto", heyecansız bir sevişme ile güne başlayan çiftten kadın karakterine yoğunlaşıyor ve çok az diyalog kullanarak bize ilişkisinde ayrılma noktasına doğru giden kadının iletişimsiz, yalnız, mutsuz ruh halini yansıtıyor, bir öykü değil de bir durumu anlatıyordu. Sanki uzun metraj bir Fransız filminin ilk sekansı gibiydi.


Festivalde benim en çok sevdiğim filmse Norveç Danimarka ortak yapımı olan "Kozmonot"tu. Sovyetler Birliği'nin yıkıldığı günlerde uzayda olan Sovyet kozmonotun yeryüzüyle iletişimini kaybedişini ve uzayda yapayalnız kalışını anlatan film tek oyuncusu olan Vladimir Dikanski'nin mükemmel performansı ile zihinlere iyiden iyiye yerleşiyordu. On beş dakika boyunca bir uzay gemisi kabininde geçen filmin yapılabilmesinde Lars Von Trier'in yapım şirketi Zentropa Film'in verdiği destek oldukça önemli bir rol oynamış. "Kozmonot" yarışmanın favorilerinden olmasına rağmen 'Gümüş Aslan'ı alamadı. Bu yılki ödül, Jan Krüger'in Almanya adına yarışan filmi "Freunde/The Whiz Kids"e gitti. 1973 doğumlu olan Krüger, mühendislik ve sosyal bilimler okuduktan sonra Köln'de iletişim (Academy of Media Arts) okumuş. Bir reklam şirketi ve bir televizyon programı için serbest çalışan (free-lance) Krüger, "Freunde/ The Whiz Kids"den önce bir belgesel, bir müzik klibi ve bir de kısa film çekmiş. Dijital video ile çekilmiş olan "Freunde/The Whiz Kids", omuz kamerası görüntüleri, Radiohead'in Creep'i ve iki genç erkek oyuncusunun doğallıkları ile izleyenlere iki erkek karakteri arasında giderek mahremleşen ilişkinin sıcaklığını yansıtmakta oldukça başarılı. Bu ilişki kimi zaman bir belgesel çekimi havasında, kimi zaman da müziğin ve daha alışılmamış kamera açılarının etkisiyle klip estetiğiyle aktarılmış.

Esasında jüri, ödülü "Freunde/The Whiz Kids"e vererek, anlattığı şeyi iyi anlatanlardansa, anlatacağı şeyi yeni ve farklı anlatmaya çalışanlara destek çıkmış oldu. Festivalin son gecesinde ödül töreninin ardından yapılan basın toplantısında ise Jan Krüger tüm kazananlar arasında en heyecanlı olanıydı ve filmi üzerine konuşmak için de en çok o can atıyordu. Ama basın mensupları ve fotoğrafçıların merak ettikleri kısa filmin kazananından çok uzun metrajın kazananlarıydı. Böylece Jan Krüger pek de içini dökemeden, ödülün heyecanını medya ile paylaşamadan basın toplantısından ayrıldı.

Sonuç olarak mekan Venedik Film Festivali de olsa; kısa film, uzun metraj filmlerle aynı ortamda gösterilip yarışıyorsa eğer, kendisine has azımsanmayacak bir izleyici kitlesi olmasına rağmen medyadan ve organizasyondan eşit ilgiyi ve alakayı asla göremiyor. Altın Portakal'daki aksilikler sonrasında Türkiye'deki kısa film camiasında tartışılanlar yalnız Türkiye'ye özgü değil; ama tabii ki de bu eşitsizlikler dünyasında kimi ülkelerin kısa filmcileri biraz daha eşitsiz.


Enis Köstepen