KİTANO' NUN SON FİLMİ: BROTHER

90'lı yıllardan itibaren çalışmaları uluslararası arenada ilgiyle takip edilen, Avrupa'nın itibarlı film festivallerinin gediklisi olan ve 97'de Venedik'te Altın Aslan'ı alarak sinema kariyerini taçlandıran Japon yönetmen Takeshi Kitano pek çokları tarafından gerçek bir sinema ustası olarak kabul ediliyor. Bu ustalığa yol açan hüner, en başta, Kitano'nun en sıradan, hatta belki doğru dürüst öyküsü bile olmayan metinleri yahut da artık klişeleşmiş öyküleri, alışılmadık, kendine özgü, yepyeni bir sinema dili kullanarak büyük bir beğeniyle izlenebilir kılmasından kaynaklanıyor. Ne anlatıyor olursa olsun kamerasını fazla kıpırdatmaz Kitano. Mümkün olduğunca az diyalog kullanır. Geniş açılı çekimleri sever. Filmleri son derece yalın, bir resim tablosunu andıran kompozisyonlarla doludur. Anlatımını bu statik karelerin akılcı ve ekonomik bir yolla bağlanması üzerine kurar. Üstelik her filminde kesinlikle kendini hissettiren, kimi zaman geriye çekilip usul usul arka planda akan, kimi zaman pervasızca öne çıkan yine kendine özgü bir mizah anlayışı da söz konusudur. Filmlerini salt yönetmekle kalmayıp, senaryolarını da yazan, kurgusunu kendi elleriyle yapan, çoğunda başrolünde de yer alan Kitano, böylelikle her filmine damgasını vurmayı başarır.

Kitano'nun bugüne kadar çektiği filmleri kendi aralarında iki gruba ayırabiliriz. İlk grupta gençlerin dünyasına eğildiği A Scene At The Sea (1992) ve Kids Return (1996) gibi filmlerini görürüz. Hayatın başında hayatına bir mana katma arayışında olan genç karakterlerinin dünyasını son derece dingin bir anlatımla perdeye taşır. Onların önündeki seçenekleri ve tercihlerini, kimi zaman da seçeneksizliklerini, zaman zaman gülümseten, zaman zaman insanı karamsarlığa iten, zamanı adeta yavaşlattığı ve filminin her görüntüsünü seyircisine iyice sindirte sindirte verdiği bir üslupla yansıtır.

Kitano'nun ikinci grup filmlerini yakuza filmleri olarak adlandırmak mümkündür. Bu filmlerinde kendisinin canlandırdığı az konuşan, her durumda yüzündeki donuk ifadeyi koruyan, duygularını gizleyen, sert, acımasız, güçlü bir yakuza üyesi ya da yakuza ile savaşan bir polisle karşılaşırız. Klasik anlatımını yinelediği bu filmlerinde yer yer aniden yükselen aksiyona ve şiddete tanıklık ederiz. Sessiz, statik, uzun planların arasından aniden bir çatışma sahnesi belirir. Kitano'ya uluslararası ün ve itibar sağlayan özellikle bu filmleri olmuştur. Denilebilir ki, bu tipleme ve aksiyon sahnelerinin sade ama çarpıcı kompozisyonları ile ulaşabildiği oranda, popüler sinemaya düşkün tüketici seyirciler arasında, hatta Amerika'da bile belli bir şöhret edinmiştir. Ona son filmi "Brother"ı Amerika'da çekme imkanını sağlayan da, daha geniş seyirci kitlelerine ulaşma potansiyeli taşıyan bu yakuza filmleri olmuştur. Brother dışında ilk filmi Violant Cop (1989), Boiling Point (1991), Sonatine (1993) ve Hana-Bi (1997) bu grup arasında yer alan filmleri arasında gösterilebilir. Sondan bir önceki filmi "Kikujiro" ise bir çocuğun gözünden aktarılan, komedinin baskın olduğu küçük bir yol filmidir. Kendine has sinema dilinden taviz vermeden, önceki filmlerinden farklı bir iş çıkarmıştır Kitano. Bu filmi iki gruptan herhangi birinin içine almak doğru olmaz. Tam tersine Boiling Boint, başrolündeki genç karakter dolayısıyla iki grup içinde de sayılabilir. Adını hiç anmadığımız Getting Any filmi ise, absürd mizahla parodi arasında gidip gelen bir komedi filmidir ve Kitano sinemasının bütünü içinde önemli bir yer teşkil etmez, daha çok onun Japonya'da televizyon için yaptığı işlere benzer. Bu arada yönetmenin Japonya'da bizde Mehmet Ali Erbil ya da Cem Yılmaz benzeri popüler bir medyatik figür olduğunu söylemeden geçmeyelim. Ülkesinde bir arkadaşıyla beraber kurdukları "The Two Beats" adlı komedi grubuyla ünlenen Kitano, (Bugün filmlerinin jeneriğinde hala "Beat" Takeshi olarak yer alıyor) Hollywood'da Farrelly ya da Wayans kardeşlerin yaptığına benzer kural tanımaz, kaba, edepsiz, sulu ve absürd komedi anlayışıyla gençliğin idolü olmuş biri. Bugün hala televizyonda "talkshow" sunuculuğu yapıyor, bir tartışma programı yönetiyor, gazetelerde köşe yazıları yazıyor; ayrıca yayımlanmış pek çok mizahi öykü kitabının ve romanın da sahibi.

Takeshi Kitano filmlerinden bir seçki iki yıl önce İstanbul Film Festivali'nde de yer almıştı. Ancak bu filmler arasında maalesef onun yakuza filmlerinden örnekler bulunmadığı için, onu festivalle tanıyanlar bir yarısını görememiş oldular. Geçtiğimiz yıl Kanal E'de gösterilen Hana-bi (Havai Fişekler, 1997) adlı filmi, onun yakuza filmlerinin en yetkin örneğidir. Bu film adeta Kitano'nun önceki filmlerinin en güzel yanlarını bir araya getirmiştir. "Hana-Bi", havai fişek anlamına gelmektedir. Ancak burada bir kelime oyunu yatar. "Hana" tek başına çiçek, "Bi" ise ateş demektir. Bu iki kelime filmdeki şiddetli aksiyon sahneleri ile sessiz, duygusal, dokunaklı anların karşıtlığını temsil eder. Ve bu iki kelime nasıl bir araya gelip yeni bir kelime oluşturmuşsa, Kitano'nun oluşturduğu bileşim de onun başyapıtının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yakuza filmlerine uzun ve tek planlık çekimleri sığdıran, mümkün olduğunca az diyalog kullanan, kamerayı genelde sabit tutan Kitano, kendine özgü bu sıradışı tarifle 54. Venedik Film Festivali'nde 'Altın Aslan'ı kazanır. Filmde uzun sessizlikler, yaratıcı ve çarpıcı aksiyon sahneleri ile bölünür. Aynı anlatımı kullandığı Sonatine'dan farklı olarak, bu defa filmin başında karmaşık bir kurgu vardır. Ard arda gelen geriye dönüşler (flashback) ve ileriye atlayışlar (flashforward) onun ilk kez denediği, üslubuna yeni kattığı bir zenginliktir. Mizahı alçak perdeden kullanarak, yumuşak melodiler eşliğinde, kusursuz sadelikteki görüntülerle, üstelik bir yakuza filminin içinde izleyicisini lirik bir gezintiye çıkarmayı başarır.

Kitano kendine has yakuza filmlerinin son örneği olan Brother'ı (2000) ortak bir yapım olmasının verdiği avantajla Los Angeles'ta çekti. Film, düşman suç çetelerinin amansız savaşları sonucunda hayatı tehlikeye giren tecrübeli yakuza üyesi Yamamoto'nun zorunlu olarak ülkesi Japonya'dan ayrılıp Amerika'ya gitmesiyle başlıyor. Üvey kardeşi Ken'i aramak için Los Angeles'a gelen Yamamoto onu ve birkaç arkadaşını küçük uyuşturucu satıcıları olarak buluyor. Onları örgütleyen ve kısa sürede bölgenin en güçlü uyuşturucu çetesi haline getiren Yamamoto, tekrar kendini geride bıraktığı tehlikeki ve ölümcül koşulların içinde buluyor. Bu arada tüm bunlar olurken, Ken'in Afro-Amerikan arkadaşlarından Denny ile Yamamoto arasında beklenmedik bir dostluk oluşuyor.

Kitano bu filminde sadece kendi hayranlarını tatmin etmekten ziyade daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşmayı amaçladığını saklamıyor. Ama bunun için kendi sanatından taviz vermiş sayılmaz. Örneğin film Los Angeles'ta geçiyor; ama yönetmen Los Angeles'la özdeşleşmiş mekanları kullanmaktan bilhassa kaçınıyor. Ya da çatışma sahnelerindeki şiddetin dozunu arttırmış; fakat bunları Hollywood usulü bir romantizm ve hareketlilikle sunmuyor. Belki planlar ve kompozisyonlar eskiye nazaran aynı doygunluk etkisini yaratmıyor; ya da "Hana-Bi"de gördüğümüz felsefi ve lirik yaklaşım terk edilmiş vaziyette. Yine de bir Kitano filmini izlediğimizi bize hatırlatan pek çok unsur mevcudiyetini korumaya devam ediyor. Kendisini bekleyen sondan kaçamayacağını iyi bilen, geçmişine bir sünger çekemeyeceğinin bilincindeki sert, karizmatik yakuza karakteri yine karşımızda. Yüzündeki tikleriyle bu az konuşan karakteri her zaman olduğu gibi Kitano kendisi oynuyor. Ayrıca karakterlerin zaman geçirmek için kendi aralarında oynadıkları çeşitli oyunlar üzerinden yaratılan mizaha da Kitano'nun önceki filmlerinden alışkınız. Brother'da mizah, tek kelime İngilizce bilmeyen zalim, ciddi Japon suçluyla; acemi, hip-hop etkilerini taşıyan kardeşi ve arkadaşlarının yan yana gelme durumunun doğal komikliğinden dolayı belki biraz daha belirgin. 'Arkadaşlık' ise her zaman Kitano'nun işlemeyi sevdiği temalardan olmuştur. Denny ile Yamamoto arasında kültürel ve etnik farklılıklara karşın oluşan bağa bu nedenle şaşırmıyoruz. Ama en çok, uzak ve geniş çekimle perdeye aksettirilen, deniz kenarına hayatları boyunca hiç bulamayacakları huzuru aramak için gelmiş gangsterler sahnesi gibi sahneleri gördüğümüz zaman duyumsuyoruz bir Kitano filmi izlediğimizi.

Kitano, enternasyonel bir oyuncu kadrosuyla birlikte çalışmış Brother'da. Ancak Japonya'daki yapım ekibini, görüntü yönetmeni dahil, peşi sıra kendisiyle beraber Amerika'ya getirmekten de vazgeçmemiş. Örneğin filmin melankolik melodileri, daha önceki filmlerinde de yönetmenle çalışmış olan John Hisaishi'ye ait. Elbette bu da, ne iyi ki, filmin Kitano'nun filmografisinde bir ayrık otu gibi durmasını engelliyor. Alışılanın dışında bir anlatım ve tarzla çekilmiş olması bu yakuza filminin seyirci potansiyelini azaltmıyor. Tam aksine hep birbirine benzeyen aksiyon-şiddet filmlerini izleyenlere, bu farklı yaklaşımın ilaç gibi geleceğini düşünüyorum. Brother, belki Sonatine ya da Hana-Bi kadar güçlü değil. Ama Kitano'nun sinemasının ana hatlarını yansıtıyor; ve onun sinemasını tanımak için hiç de yanlış bir adım olmaz. Filmin ülkemizde de gösterime girmesini dileyelim.


Umut Barış Sönmez