AYIN FİLMLERİ
1 Kasım 2002
Konuş Onunla
Çok Özel
Kutsal Direniş
Kedma
8 Kasım 2002
Azap Yolu
Hazreti Muhammed-Son Peygamber
Kazara Zengin
15 Kasım 2002
Ballistik
Beyaz Zakkum
Hergün Başka Bir Bela
Kızıl Ejder
Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca
22 Kasım 2002
Benim Karım Aktris
Çılgın Kızlar
Men With Brooms
|
| |
ELEŞTİRİ
KANLI PAZAR
KİMİN BAKTIĞI NOKTADAN, HANGİ SAVAŞ
Savaş filmlerinde yönetmenler, filmin ve kendilerinin durdukları yere göre birbirinden çok farklı yöntemler izlemişlerdir. Savaş filmlerinin çok farklı amaçları olabildiği gibi, bu filmler çok farklı amaçlara hizmet eden araçlar olarak da kullanılabilirler. Özellikle çatışma sahneleri filmin nerede durduğuna dair izleyiciye pek çok ipucu verir. Kolay hazmedilebilen ölümler, 'iyilerle' 'kötülerin', her zaman 'iyilerin' kazanmasıyla sonlanan mücadeleleri, izleyici için çok önceden en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür ve hiçbir şüpheli nokta bırakılmamıştır. Olmuş bitmiş her şey düzgün bir şekilde kaydedilmiş ve izleyene temiz bir 'kayıt' sunulmuştur. Seyirci, çatışma sahneleri daha başlamadan, kimin yenmeyi hak ettiğini, bir hainlik yapıldıysa onu kimin yaptığını biliyordur ya da 'bildiriliyordur'.
En güncel örnekleriyle, Ridley Scott'ın Kara Şahin Düştü'sü (Black Hawk Down, 2001) ya da Michael Bay'in Pearl Harbour'u kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda düşünmek zahmetinden kurtarır izleyiciyi. İzleyici kim öldüğü zaman sevineceğini, kim zarar görünce üzüleceğini hiç emek harcamadan biliyordur. Seyirci, sinema salonundan çıktıktan sonra savaşın ya da çatışmanın doğasına dair düşünmeye ihtiyaç hissetmez; çünkü önemli olan savaşın gerçekliği ve karmaşıklığından çok kimin kazanması gerektiği ve kazanması gerekenin filmin sonunda açık seçik kazanmış olmasıdır.
Er Ryan'ı Kurtarmak (Saving Private Ryan,1998) filmi, benzerlerinden bir anlamda sıyrılır. Bu filmde Spielberg'in, şanlı Amerikan ordusuna beslediği sempatinin alışıldık yansımalarının yanında, savaşın korkunçluğuna dair söyleyecekleri de vardır. Kolların koptuğu, bacakların uçuştuğu yirmi dakikalık açılış sekansı, belki de sinema tarihinin en gerçekçi, etkileyici ve rahatsız edici çatışma görüntülerini hafızalara kazımıştır. Spielberg, temponun zirveye çıktığı bu yirmi dakika içinde, savaşın kendisi üzerine bir şey söylememiştir belki; ama taraflardan bağımsız, savaşın dehşeti üzerine şimdiye kadar sunulan en temiz kaydı sunmuştur.
Elif Refiğ
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Kasım 2002 Eleştiriler bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Kasım sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|
|
|
| |
PORTRE
EMILY WATSON (Kızıl Ejder)
Son yıllarda yaptığı çıkışla İngilizlerin göğsünü kabartan oyunculardan biri olan
Emily Watson başarıyı Lars Von Trier'in yönettiği Dalgaları Aşmak (Breaking the Waves) ile yakaladı.
Canlandırdığı aykırı ve cinsel takıntılı Bess karakteri ona aynı zamanda En İyi Kadın Oyuncu dalında
bir Oscar adaylığı getirdi. Daha sonra Daniel Day-Lewis ile başrolleri paylaştığı Boksör (The Boxer)
ve Akademi ödüllerinde bir kez daha boy göstermesini sağlayan Hillary ve Jackie başarısını sürdürmesini
sağladı. Sorunlu karakterleri canlandırmadaki yeteneği Londralı aktrise dünya çapında bir ün getirdi.
Frank McCourt'un çok satan kitabından sinemaya uyarlanılan Angela'nın Külleri'nde (Angela's Ashes) de
yazarın annesi rolündeydi. Londra Drama Stüdyosu'nda eğitim gören sanatçı yine bir kitaptan uyarlanan
Marleen Gorris'in Şah Mat (The Luzhin Defence, 2001 İstanbul Film Festivali'nde gösterilmişti) ve daha
sonra Robert Altman'ın Gosford Park filmi ile beyazperdede yer aldı. Emily Watson'ı bu ay Hannibal Lecter
efsanesinin devam filmi Kızıl Ejder (Red Dragon) ile tekrar izleme fırsatı bulacağız.
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Kasım 2002 Vizyon/Portre bölümünde yayımlanmıştır.
|
|
|
| |
GÖZE ÇARPANLAR
KUTSAL DİRENİŞ
SHYAMALAN'IN İŞARETLERİYLE YÜZLEŞME. . .
Filistinli yönetmen Elia Suleiman, son filmi Kutsal Direniş'te işgal altındaki topraklardaki yaşamın gerçeküstü bir portresini çiziyor. Günlük hayatta kendini komşuluk ilişkilerinde gösteren düşmanlık, bölgeye hakim olan politik iktidarsızlığın ufak bir kesitini oluşturuyor.
Geçtiğimiz Cannes Film Festivali'nde jüri ödülünü kazanan film, Suleiman'ın doğum yeri olan Nazareth'de başlıyor. Noel Baba kostümü giymiş bir adam, torbasındaki hediye ve şekerleri yerlere saçarak kendisini bıçaklayan çocuklardan kaçmaya çalışıyor. Şehrin sokaklarında yaşanan şiddet her ne kadar olağandışı gözükse de, Suleiman'ın gerçekçi ve minimalist anlatımı sayesinde sıradanlaşmaya başlıyor.
Suleiman toplumsal sorunları ele alan ve sinemanın politikadan bağımsız düşünülemeyeceğini savunan bir yönetmen, ancak her fırsatta filmin bir politik mesaj içermediğini vurguluyor. Örneğin Noel Baba'nın Nazarethli çocuklar tarafından kovalandığı sahnede politik bir söylemden çok evrensel bir gerçekle karşılaşıyoruz. Noel Baba pek çok kültürde masumiyet ve iyi niyeti simgeliyor, ancak Nazareth ve dünyanın başka yerlerindeki çocuklar globalleşmenin getirdiği sosyal ve ekonomik zorluklar yüzünden masumiyetlerini çoktan yitirmiş durumda.
Film aynı zamanda Ramallah'ta yaşayan Filistinli E.S. (Elia Suleiman) ile onun Kudüs'te yaşayan ve adını film boyunca öğrenemediğimiz Filistinli kız arkadaşının (Manal Khader) hikayesi üzerinde yoğunlaşıyor. Kudüs'e giriş-çıkışların sıkıca denetlenmesi ve Kudüs dışında yaşayan Filistinliler'in şehre alınmaması yüzünden iki sevgili ancak şehrin girişindeki kontrol noktasında buluşabiliyor. Bu buluşmaların birinde E.S., üzerinde Yaser Arafat'ın resminin bulunduğu kırmızı bir balonu şişirerek serbest bırakıyor. Üzerinde Filistin halkının direnişini simgeleyen Arafat'ın resmiyle balon, İsrailli askerlerin şaşkın bakışları arasında kontrol noktasını aşıp, gökyüzünde özgürce süzülerek Kudüs'e giriyor. Suleiman, Filistin halkının özgürlüğe kavuşacağına dair inancını böylesine absürd bir anlatımla ortaya koyuyor.
...
Pelin Uzay
Altyazı Aylık Sinema Dergisi Kasım 2002 Vizyon/Göze Çarpanlar bölümünde yayımlanan yazının bir bölümüdür. Yazının geri kalan bölümünü Altyazı'nın Kasım sayısında okuyabilirsiniz..
|
|
|