AYIN FİLMLERİ / MATRIX REVOLUTIONS

Şimdi ne olacak ?.

Bu yazıyı hazırladığımızda, Matrix Revolutions da tıpkı geçtiğimiz Mayıs'ta vizyona giren ikinci film Matrix Reloaded gibi bir esrar perdesinin arkasına saklanıyor, filmin etrafında, her şeyden önce merak üzerinden kurulacak bir ilgi yaratılmaya çalışılıyordu. Film üzerine bir şeyler yazmak zorunda kalan birinin ilk iki filmdeki tartışmaları hatırlatmak ya da spekülasyon yapmaktan başka bir çaresi de kalmıyor gibiydi. Bu durumun uzantısı olarak bu yazı, derginin 'Ayın Filmleri' bölümünde yer alan diğer yazıların tanıtıcığı niteliğine sahip olamadı; sadece özellikle ikinci filmden sonra körüklenen tartışmaları toparlamaya ve biraz da üçüncü filmle ilgili yapılan spekülasyonlara değinmeye çalıştık. Bu noktada "Neyi merak ediyoruz?" sorusu, yazıya başlamak için bir ilk adım olabilir.

Serinin şimdiye kadar izlediğimiz iki filmi de, temel birer soru çerçevesinde izleyicinin merakını canlı tutuyordu. Bu soru ilk film için "Neo seçilmiş kişi mi, değil mi?", ikinci film içinse "Zion düşecek mi, düşmeyecek mi?" şeklinde basitleştirilebilir. İlk film, bizi Neo'nun seçilmiş kişi olduğunu sanmaya iten bir sonla biterken, ikinci film Zion'un düşmek üzere olduğuna dair işaretler taşıyarak noktalanıyordu. Ancak ilginç olan ikinci filmin sonunda, Mimar'la Neo arasında geçen konuşma, bizim seyir merakımızın odağında yer alan bu iki soruyu anlamsızlaştırıyordu. Mimar, Neo'ya her şeyin önceden belirlenmiş bir senaryo çerçevesinde gerçekleştiğini, 'matrix' evreninin yedinci kez yeniden yüklenmek üzere olduğunu söyleyince, ne Neo'nun seçilmiş kişi olup olmayışının ne de Zion'un düşüp düşmemesinin bir önemi kalıyordu. Tutunacak bir gerçekliğin olmadığı noktada, gerçeklik referansıyla sorulmuş her şeyin içi boşalıyordu. Bu anlamda, sıkı sıkıya sarıldığı sorularla bu noktaya gelen izleyicilerin, Matrix Reloaded'ın sonunda, ruh hali olarak, varlığını Neo'nun seçilmiş kişi olması üzerine kurmuş Morpheus karakterine yakın olduklarını söylemek mümkün: Tüm hayalleri, tasavvur ettikleri şekilde çözümlenmesini bekledikleri soruları ellerinden alınmış, sersem bir şekilde, biraz da hayal kırıklığıyla, öylece ortada kalakalmışlar...

Serinin üçüncü -sonuncu olması beklenen- filmi Matrix Revolutions'la ilgili forumlara şöyle bir göz gezdirince, ikinci filmden böyle oyuncağı elinden alınmış bir halde çıkan izleyicilerin yine bir soruya tutunmaya çalıştıkları görülüyor. Bu da ikinci filmin sonunda, oyuncaklarını ellerinden alan Mimar'ın Neo'yla yaptığı konuşmadan çıkan "Matrix dışında bir gerçeklik alanı var mı?" sorusu. Bu soruya verilen yanıtlarda kullanılan materyalin daha çok ikinci filmden geldiğini görüyoruz. Mimar'ın anlattığı hikâyeden yola çıkarak, "matrix dışında bir gerçeklik alanı olmadığına, Zion'ın da 'matrix' içinde bir 'matrix' olduğuna" inananlar, bu inançlarını iki sahne üzerinde temellendirmeye çalışıyorlar: Özünde 'upgrade' edilmiş bir program olan Ajan Smith'in filmin içinde 'matrix' olarak tanımlanan alandan Bane'in vücudunu ele geçirerek çıkması ve Neo'nun sentinelleri durduracak güce sahip olması. Bu görüşü taşıyanların temel iddiası, bir yazılım olan ve içinde ancak bilinç düzeyinde varolunabilen 'matrix' alanının dışında olacak bir gerçeklik alanında, bir programın 'otonom' olarak varolabilmesinin, ya da Neo'nun seçilmiş kişi özelliklerinin işleyebilmesinin mümkün olmayacağı. Diğer tarafta, ilk filmdeki idealizmini koruyup, hâlâ 'matrix' dışında bir gerçeklik alanı olduğuna inananlar, karşı grubun verdiği örneklerin, aslında öyle olmayabileceği üzerinden kendi inançlarını mantığa bürümeye çalışıyorlar. Bu gruptakilere göre, artık bir virüs niteliğine sahip bir yazılım olan Ajan Smith, 'matrix'e girmiş bir bilince kendini yerleştirerek bir vücut kazanabilir ve bu alandan gerçeklik alanına geçebilir. Neo'nun, sentinelleri 'matrix' dışında durdurabilmesi de, Mimar'la karşılaşmasından sonra kendi varlığına dair yeni bir şeyler daha keşfetmesiyle ilgili olabilir. Bu görüşü savunanlar, ilk filmden itibaren sürekli gelişip dönüşen bir karakter olan Neo'nun artık insanlar kadar makinelere de yakınlaştığını söylüyor ve Neo'nun makinelere telepatik olarak hükmetmesinin 'matrix' dışı dünyanın gerçekliğini sarsmada yeterli bir kanıt olamayacağını iddia ediyorlar. Bu iddiaya katılmak ya da katılmamak mümkün, ama filmde halen bir 'gerçeklik' alanı bulunduğunu savunanların argümanlarını bağladıkları daha temel bir nokta var gibi: Filmde tasvir edilen varlık alanlarının (ya da Mimar'ın deyimiyle varoluş düzeylerinin) niteliğine dair hiçbir zaman kesin bir bilgimiz yok. Dolayısıyla, kendi gerçeklik anlayışımızdan yola çıkarak bir takım ilkeleri filmdeki 'gerçeklik' alanının sınırlarını belirlemek için kullanmak, çok da geçerli bir yöntem olmayabilir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım iki pozisyondan yola çıkarak, Matrix Revolutions üzerine yaptıkları tahminleri detaylandıran ve neredeyse senaryo ya da geniş bir öykü düzeyinde yazıya geçiren insanların olduğunu düşününce, filmde ne olacağına dair ortaya atılan tasarıları özetlemek çok kolay gözükmüyor. Ancak, yine Neo'nun insanlar kadar makinelere de yakın olduğu argümanından ve Animatrix'in son filmi Matriculated'tan yola çıkarak şu tasavvurun (farklı kurgular içinde de olsa) arkasında daha çok duruluyor gibi: Matrix makineler için de aslında bir kölelik düzeni. Onlar da insanlar gibi kendilerine hükmeden bir aklın gücünün etkisindeler. Neo'nun önderliğindeki 'Matrix Devrimleri' insanlar kadar makinelere de özgürlük getirecek. Makinelerle insanlar arasında başlayan savaşta, iki taraf güçbirliği yapacak ve birlikte özgürleşecekler (Bununla, Marx'ın, işçi sınıfının yapacağı devrimin burjuvaziyi de sınıfsal gücün getirdiği köleliklerden arındıracağı, sınıfsız toplumun burjuvayı da özgürleştireceği yolundaki görüşü arasında paralellik kurulabilir mi? Belki. Bu tasarıyı ortaya atanlar, Baudrillard ve Descartes gibi düşünürlerden sonra Marx'ı da Matrix'te bir referans noktası olarak görmek istiyor gibiler).

Tüm bunları söyledikten sonra, yine ikinci filmin sonuna dönecek olursak, filmlerin izleyicilerle, aslında tüm bu merakları, akıl yürütmeleri anlamsız bir noktaya çeken bir ilişki kurduğunu söylemek mümkün: Öyle ki, az önce değindiğim gibi, ikinci filmin sonunda izleyicileri Morpheus gibi avare halde ortada bıraktıklarında Wachowskiler biraz da tüm bu merak etmelerimizle, film üzerine yazılmış onlarca safsatayı okuyup çeşitli senaryolar üzerine tartışmalarımızla dalgalarını da geçmişlerdi. Adeta yüzümüze, "bu dünyada bizim kurallarımız geçerli ve size hiçbir zaman bütün kuralları söylemeyeceğiz. Artık merak etmekten vaz geçin!" diye bir şaplak atıyorlardı. Yine de internette şöyle bir dolaşmak bile, izleyicilerin bu mesaja pek de aldırış etmediklerini ve 'oyun' başlamadan önce 'oyunun' gidişatını tahmin etmeye çalışmaktan vazgeçmediklerini görüyoruz. Bu durumda Wachowskiler, o herkesin düşünmekten korktuğu sonla, izleyiciye en büyük naniği yaparak üçlemelerini sonlandırırsa şaşırmamak gerek.



Nadir Öperli



Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Kasım 2003 sayısından alınmıştır.

 
 
Hangi tv kanalının sinema programlarını tatmin edici buluyorsunuz ?
 CNBC-E
 TV 8
 ATV
 Show
 Star
 NTV
 CNN Turk
 Kanal D
 TRT 2
 Hiçbiri


   
Sinema rehberiniz