SÖYLEŞİ / COSTA-GAVRAS

"SANATIN TAMAMEN TOPLUM DIŞINDA OLABİLECEĞİNE İNANMIYORUM"


Biraz klişe bir soruyla başlarsak, sizin hakkınızda konuşan ya da yazan insanlar sürekli politik bir yönetmen olduğunuzun altını çiziyorlar. Biz, bu sıfatın biraz yanlış yönlendirici olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçeve içinde siz kendinizi ve filmlerinizi 'politik' sıfatıyla nasıl bir ilişki içinde görüyorsunuz ?

- Öncelikle, benim kendim ya da filmlerimle ilgili konuşurken 'politik' sıfatını hiçbir zaman kullanmadığımı belirtmem gerek. Ben, genel olarak sanatın bir toplumda çok önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Aslında bu, Yunan geleneğinde olan bir şey; Yunan demokrasisinin, tragedyayla eşzamanlı doğduğunu hepimiz biliyoruz. Belki de tragedya demokrasinin, demokrasi de tragedyanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Sanat, insanların diğer insanlarla bir araya gelmesi, onları anlayabilmesi için önemli bir araç; sanatın tamamen toplum dışında olabileceğine inanmıyorum. Buna inanan ve bu yolda çalışan insanlar da var tabii; ama ben defalarca söylediğim gibi, her şeyin aslında politik olduğuna inanıyorum. Politik sözcüğünden yalnızca sandığa gidip oy kullanmayı anlayan insanlar var. Bence politika, yaşamda nasıl davrandığınıza dair; biraz abartırsam, sokakta karşıdan karşıya nasıl geçtiğinizi dahi etkileyen bir şey. Zaten sözcüğün kökenindeki 'polis' de şehirle ilgili; sizin şehirle, orada yaşayan insanlarla nasıl ilişki kurduğunuza dair bir kavram.

Z'de en vurucu noktalardan biri, filme tepki vermenin zor olmasıydı. Film aynı anda hem çok yakın, hem de uzak duruyor. Bugünün Türkiye'siyle bile çok çarpıcı benzerlikler yakalayabiliyorsunuz. Bir şekilde, filmdeki politik mevzular güncelliklerini hâlâ koruyorlar gibi... Geçen otuz beş yılın ardından insanların Z'ye nasıl tepki verdiklerini düşünüyorsunuz ?

- Filmler, toplumdaki belirli bir andaki duyarlılıklara ve gereksinimlere karşılık gelirler. Z çekildi, o dönemde böyle bir gereksinim vardı, Yunanistan'daki askeri cuntaya karşı bir şeyler yapmam gerekiyordu. O dönemde Z, önemli bir başarı yakaladı, çünkü bu gereksinim muhtemelen dünyanın başka köşelerinden insanlarca da anlaşıldı ve takdir edildi. Örneğin Arjantin'e gittiğimde insanlar "Filminizdeki general, bizim iç işleri bakanımıza çok benziyor. Ondan esinlenmiş olmalısınız," dediler. Yani, o vakit böyle genel bir gereksinim vardı. Genel olarak sanat da böyledir; bir gereksinime karşılık ortaya çıkar. Bazı sanat eserleri geleceğe kalıyor, bazıları kalamıyor. Neden böyle olduğuysa tam bir muamma. Muhtemelen bazılarının geleceğe kalabilmesi, sözünü ettikleri şeylerin, o anın gereksinimlerinin kalıcı olması ya da bugünün başka gereksinimleriyle uyuşmasıyla ilgili.

...

Söyleşi: Güçsal Pusar, Fırat Yücel


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Kasım 2003 sayısının Vizyon Ötesi Söyleşi bölümü içinde yeralan söyleşinin bir bölümüdür. Söyleşinin tamamını Altyazı'da okuyabilirsiniz.

 
 
 

FESTİVALLERDEN / GEZİCİ FİLM FESTİVALİ

ÜTOPYA: GEZİCİ FESTİVAL'DE HER ŞEY KUSURSUZ



9. Avrupa Filmleri Festivali, Ankara Sinema Derneği'nin çabalarıyla bu sene de Türkiye turunu tamamlamış durumda. İyi film izlemeye hasret kalmış festivalciler için, normal hayatın sekteye uğradığı bu kısacık süreç, çoğu kez son derece tatmin edici serüvenler vaat ediyor ve Avrupa Filmleri Festivali, her sene olduğu gibi bu sene de takipçilerini memnun etme konusunda gayet başarılı.

Programda ilk dikkat çeken nokta, bu sene diğer ülke filmlerine oranla, Fransız filmlerine daha fazla yer verilmiş olması. Tabii bu oranda Godard toplu gösteriminin de payı büyük, bir de işin içine Truffaut, Leconte ve Sautet'in de girdiğini düşünürsek, Fransa, liderliği en baştan sahiplenmiş gibi gözüküyor. Bu gözle görülür Fransa üstünlüğü dışında kayda değer bir başka ayrıntı da filmlerin çoğunun özellikle toplumsal sorunlara eğiliyor oluşu. Hastalıklı bir toplumda, ne yapacağını bilemeyen, boşluğa düşmüş karakterler, sanki hep beraber upuzun bir filmde oynuyorlarmış gibi aynı dilden konuşuyorlar, aynı dertlerden muzdaripler. Bu gruba giren filmlerin başında Almanya yapımı Uzak Işıklar (Lichter, 2003) geliyor. Filmekimi'nin programında da yer alan film, Almanya-Polonya sınırı üzerinde mahsur kalmış, sözde medeniyete ulaşmaya çalışan bir grup insanın öyküsünü farklı açılardan veriyor. Yönetmen, fazla vakit kaybetmeden, asla özdeşleşemediğimiz karakterler yaratıp sadece öyküye odaklanmamızı arzulamış ve bunu büyük ölçüde de başarmış durumda. Uzak Işıklar, özellikle görmezden gelinemeyen gerçekçiliği sayesinde, toplumsal filmler kulvarında çok özel bir yerde duruyor. Tıpkı Uzak Işıklar'da olduğu gibi bir grup insanın öyküsünü, sosyolojik bir bakış açısıyla anlatmayı tercih etmiş filmlerden bir tanesi de Norveç yapımı Ütopya: Kusursuz Bir Ülkede Kimse Kusursuz Değildir (Folk flest bor i Kina, 2002). Dokuz ayrı yönetmen tarafından dokuz ayrı öykü anlatılıyor ve bu kısa öykülerin hepsi bir benzin istasyonunda birleşiyor. Uzak Işıklar'dan farklı olarak, Ütopya'nın daha ironik bir anlatım tarzı var. Film, günümüz Norveç'inin durumunu dokuz ayrı siyasi partiyle özdeşleştirerek de, otomatik olarak bol bol iğneleme yapacak ortam yaratmış oluyor. Gayet eğlenceli dakikalar yaşatıp, "anlayan anlar" tarzında bir umursamazlığa sahip olduğu için, her halukarda severek izlenecek bir yapım
...

Selin Gürel


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Kasım 2003 sayısının Vizyon Ötesi bölümü içinde yeralan yazının bir bölümüdür. Yazının tamamını Altyazı'da okuyabilirsiniz.
 
 

 
 
Hangi tv kanalının sinema programlarını tatmin edici buluyorsunuz ?
 CNBC-E
 TV 8
 ATV
 Show
 Star
 NTV
 CNN Turk
 Kanal D
 TRT 2
 Hiçbiri


   
Sinema rehberiniz