Altyazı
Ajanda
Makaleler
Söyleşiler
arsiv
Seminerler
Proje Ofisi

 


GÜNCEL





 

KAN ARZUSU


DİNMEK BİLMEYEN SUSUZLUK

Park Chan-wook’un artık iyice ustalaştığını ortaya koyan son filmi, sinemasal türleri Kore sinemasına özgü bir aşırılıkla iç içe geçiriyor. Kan Arzusu (Bakjwi), virüs filmi, melodram ve noir öğeleri taşıyan bir vampir filmi...

 

 
ZEYNEP DADAK
 
 
Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.
 
 
Yanaklarımı al ki, gözyaşlarım üstünden süzülmesin
Dudaklarımı ve dilimi parçala ki, onlarla günah işlemeyeyim
Tırnaklarımı sök ki, onlarla hiçbir şey tutamayayım
Bırak omuzlarım ve sırtım bükülsün ki, hiçbir şey taşıyamayayım
(Kan Arzusu’nda rahip Sang-Hyun’un ettiği duadan)
 
Aşk ve cesaret arasındaki ilişki, hiç dinmeyen bir açlık ve susuzluğa razı olmaktan geçer. Park Chan-wook İntikam Üçlemesi’nin ardından çektiği Kan Arzusu’nda, bu ‘doymama halinin’ fiziksel ve metaforik bütün anlamlarını kullanıma açıyor. Katolik rahip Sang-Hyun (Song Kang-ho) nefsini her türlü arzuya karşı terbiye etmiş olarak, aşktan ve onun bedeli olan doymama halinden oldukça uzak bir yaşam sürer. Sang-Hyun boş vakitlerini hastanede gönüllü çalışarak geçirir. Etrafındaki insanların çektiği acının bitimsiz döngüsünden yorgun düşen rahip, bu gönüllü hastane ziyaretleriyle yetinmez; Emmanuel adlı ölümcül virüsün panzehirinin bulunması için yapılan bir deneye gönüllü olarak katılacak kadar da cesurdur. Yola çıkmadan az önce bir hemşireye intiharın en büyük günah olduğunu anlatsa da, aslında kendisinin böyle bir deneyde kobay olmak istemesi erdemli bir intihar teşebbüsünden başka bir şey değildir. Şehitlik ve intihar arasında kalmış bu cesaret gösterisinin sonucunda ödeyeceği bedel, aşk, şehvet ve kanla beslenen bir yaratığa dönüşmektir: Sang-Hyun artık bir vampirdir. Vampirlik, Sang-Hyun’un insan bedeninin yenik düştüğü virüsten kurtulmasının tek yoludur. Oysa fiziksel zayıflığa karşı giyilen vampirlik zırhı, insanın nefsine atfedilen her türlü ‘zayıflığı’ beraberinde getirir. Sang-Hyun’un günahkâr insan bedenine hakim olabilmek için ettiği tüm dualar boşunadır artık. Sang-Hyun çocukluk arkadaşı Kang-woo’nun karısı Tae-ju’ya (Kim Ok-vin) âşık olur. İkilinin arasındaki tutkulu aşk, Sang-Hyun’u doymak bilmez bir sevgiliye, Tae-ju’yu silik ve mutsuz bir ev kadınından, arzu dolu ve çok çekici bir femme fatale’e dönüştürür.
 
KEK VE ACI
Kan Arzusu bir açlık hikâyesiyle başlar. Ölüm döşeğindeki adam, yıllar önce sokaktaki iki aç kardeşe verdiği kekten bahseder ve rahibe, Tanrı’nın bu iyiliğini hatırlayıp hatırlamayacağını sorar. Bu itiraf ânı, filmin tamamını şekillendiren fedakârlık ve açgözlülük, egoizm ve kendini kurban etme gibi temel kavramlara da bir giriş niteliğinde. Bir rahibin temsil edip inandığı şeyler, yerlerini bir bir vampirliğin zorunlu meselelerine (kan arzusu, gün ışığından korunma zorunluluğu vb.) bıraksa da, rahip Sang-Hyun Katolik acı çekme halinden vazgeçmez. Bu noktada, son yıllarda, özellikle Kore sinemasında belirleyici olan acı/intikam/şiddet gibi unsurlar söz konusu olduğunda sıklıkla karşımıza çıkan bir kavramdan da söz etmek gerek. ‘Haan’, Kore’nin kuruluş mitolojilerine uzanan, sonraları Kore’nin yıllar süren sömürgeleştirilme tarihi boyunca pekişen felsefi bir kavram ve Kore halkının kolektif olarak taşıyıp bireysel olarak deneyimlediği bir ‘acı çekmeye mahkûm olma’ haline işaret ediyor. Park Chan-wook’un yarattığı ‘haan’ vampir evreninde, bu anlamıyla, tüm coolluğuna rağmen sanki bu türden bir acıya bağlılıktan payını almış gibi. Vampir olmadan önce, arzularını dizginlemek için kendi cinsel organını kamçılayan Sang-Hyun, vampir olduktan sonra da kendini dizginlemeye çalışır. Örneğin, rızası olmayan kimsenin kanını içmez. Ancak Tae-ju söz konusu olduğunda, vampirliğin ona bahşettiği tüm zaaflara teslim olur. Böylece, acı arzusu, sevgililerin ilişkilerinin dinamikleriyle de pekişir. Önce birlikte Tae-ju’nun kocasını öldürürler. Vicdan azabına bulanan vuslatlarında, aralarındaki arzu şiddete dönüşür. Tae-ju’nun vampire dönüştüğü sahnede her şey ‘aşırı’dır. Artık birbirleriyle iç içe geçtikleri ateşli sevişmelerinin ötesinde, büyük bir iştahla birbirlerini yemeye çalışıyor gibidirler.
 
MELEZ TÜRÜN MELEZ VAMPİRLERİ
Virüs filmi olarak başlayan Kan Arzusu, sonra aile dramasına, ardından melodrama, ardından da noir’a dönüşürken, bütün bunların yanı sıra bir vampir filmi olma özelliğini de korur. Karakterlerin değişimi bu türlerin kalıplarına uygun olarak gerçekleşse de Park, farklı türler arasındaki geçişleri basit bir dönüşüm hikâyesi olarak kullanmaz. Park’ın sinemada melez tür yaratma konusunda eriştiği olgunluğun en iyi örneği olan Kan Arzusu, intihar, cinsellik, aşk, aile gibi temaları filmin bütününe yayar ve aynı temaları farklı türlerin kalıpları içinde harmanlar. Örneğin, Tae-ju vampir olduktan sonra onu zapt etmek imkânsız hale gelir. Her şeyi ve herkesi istemekte, öldürmekten zevk almakta, vampir güçlerini olur olmaz her şekilde kullanmak istemektedir. Hayattan kadın olarak alamadığı tadı vampir olarak sonuna kadar almaya çalışır. Susuzdur, açtır, doymak bilmez. Ancak kadın vampirin elde tutulmazlığıyla, erkek vampirin kontrollü olma çabası, yalnızca noir türüne özgü mahveden kadın, kaderine razı erkek karşıtlığından oluşmaz. Tae-ju, öncesinde kendini bir kadın olarak ezen, tüketen şeylerden intikam alıyor gibidir. Bunların başında da aile gelir. Yani, geçmiş yaşamlarında onları köleye çeviren şeylerden intikam almaları bile, toplumsal belalardan muaf kılmaz bu filmin vampirlerini.
Hatta Sang-Hyun ve Tae-ju, vampir olduktan sonra bile aile evinden çıkamazlar. Gün ışığından korunmak için evde saklanmaları, (zaman zaman absürde kayan) aile dramalarının bir oda içinde geçen yapısına uygundur. Kanun dışı sevgililer, bütün macerayı, öldürülen kocanın annesinin gözü önünde yaşarlar. Anne her ne kadar üzüntüden felç olmuş olsa da, olan biten her şeyi anlayan sessiz bir tanıktır. Bu, işlenen suçla ve yapılan kötülüklerle her saniye yeniden karşılaşmak demektir.
Sinemasal türler melezleşirken, vampirler de melezleşir. ‘Haan’ vampirleri uçmayı bilirler ama özgür değildirler; aileden, toplumsal olandan, sürekli bir suçluluk hissinden kopamazlar. Âşık olup susuzlukları dinmediğinde bile, aşkın ve gücün cesaret kadar sorumluluk gerektirdiğiyle yüzleşirler. Tae-ju uzun süre dirense de, sonunda o da bu sorumluluğu paylaşmayı kabul eder. Park’ın dünyasında, birlikte yok olmaya razı olmak, hiç dinmeyecek bir susuzluğa yeğdir.

 

 

Anasayfa | Hakkımızda | İletişim | Abonelik | Eski Sayılar | Dergiyi Nasıl Edinebilirim | Özel Gösterimler
© 2009 - 2012 Altyazı Aylık Sinema Dergisi
Altyazı.net’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.