Altyazı
Ajanda
Makaleler
Söyleşiler
arsiv
Seminerler
Proje Ofisi

 


GÜNCEL





 

KARA KÖPEKLER HAVLARKEN


SOKAKTAKİ İNSANLARIN TARAFINDA

Kısa filmlerinden tanıdığımız Mehmet Bahadır Er’in Ukraynalı Maryna Gorbach’la birlikte çektiği Kara Köpekler Havlarken, ‘güvenli’ bir hayat yaşamak için ‘güvenlik’ işine giren Selim ve Çaça’nın hikâyesini anlatıyor.

 

SÖYLEŞİ: BERKE GÖL, FIRAT YÜCEL
 
Türkiye’de pek çok kısa film çalışmasına imza attıktan sonra ilk uzun metrajınızı çektiniz. Kısa film alanında ürün vermenin sinema dilinizi geliştirmenizde nasıl bir etkisi oldu? Kısa filmlerinizde takip ettiğiniz meselelerle Kara Köpekler Havlarken arasında bir köprü kurdunuz mu?
Mehmet Bahadır Er: Kısa film hem sinema dilimi hem sinemaya bakış açımı geliştirmekte önemli bir yere sahiptir. Mimar Sinan GSÜ Sinema-TV bölümünde aldığım eğitimin yanı sıra bağımsız ve özgün film üretim tarzlarını deneyimleyebileceğim çok önemli bir mecra oldu. “Neyi anlatmalıyım?” sorusunun cevabı zaten en başından beri içimde vardı. Kısa film yapım süreci “derdimi nasıl anlatabilirim?” sorusunun cevabını bulmaya katkı sağladı diyebilirim; yaptığımız kısa filmlerle uluslararası festivallerde bulunabilme, farklı filmleri ve ekolleri takip edebilme şansım oldu.
Benim için kısa veya uzun metrajlı filmin içerik anlamında bir farkı yoktur. Ben içimden geldiği ve hissettiğim gibi sinema yapıyorum.
Mesele neyi anlatmak istediğinizdir. Anlattığınız hikâye, süresini, üslubunu ve tüm şekilsel özelliklerini beraberinde getirir.
 
Kara Köpekler Havlarken’i birlikte yazıp yönettiniz. Hikâyenin ortaya çıkışından sete ve kurgu sürecine uzanan dönemde çalışma yönteminiz nasıldı? İkinizin arasında belirli bir işbölümü var mıydı, yoksa her şeyi ortaklaşa mı yapıyordunuz?
M.B.E.: Filmin senaryosunu tek başıma yazdım, yazım sürecinde Maryna’yla evliydik ve senaryo hakkında konuşuyorduk. Maryna çok iyi bir yönetmen, ben film çekerken Maryna’nın bu sürecin dışında olması gibi bir durum söz konusu olamazdı. Oyuncu seçimlerinden provalara, mekân ve aksesuar seçimlerine kadar her şeye beraber karar verdik. Filmin montajını ise Maryna tek başına yaptı.
Biz hikâye merkezli film yönetim biçimine inanıyoruz. Bir senaryo, daha yazılırken üslubunu da beraberinde getiriyor. Bu üsluba ve filme, zorlamalar yapmadan, gerçeklik duygusunu koruyarak beraberce çalıştık. Filmimiz çok karakterli bir film; karakterlerin detaylarına ve filme iki yönetmen beraber konsantre olmak büyük bir avantaj sağladı.
Maryna Gorbach: Senaryoyu okuduğumda anlatım biçimi ve gerçekçiliği çok hoşuma gitti. Bu filmin içinde yer almayı çok istedim. Ayrıca hep iki erkeğin hikâyesini film yapmak istiyordum. Benim sürekli çalıştığım görüntü yönetmeni Slava’yı (Bulakovskyi) film için Ukrayna’dan İstanbul’a çağırdığımızda artık tamamen filmin içine girmiştim. Yönetmenlik sorumluluklarını ayırmadık, her zaman filmi gerçekleştirmeye odaklandık, hiçbir zaman uzlaşıp orta yolu bulalım diye bir fikrimiz olmadı, film için en iyisi neyse onu yapmak için sonuna kadar beraberce uğraştık.
 
Kara Köpekler Havlarken, İstanbul’un en zengin semtleriyle hemen yanı başlarındaki kenar mahalleler arasındaki uçurumu ve keskin karşıtlığı ortaya koyuyor. Selim ile Çaça’nın köşeyi dönme hayallerinin hüsrana uğramasından yola çıkarak, filmi mevcut toplumsal ve ekonomik sisteme yönelik bir eleştiri olarak görebilir miyiz, yoksa siz bu hikâyeyi daha bireysel bir düzlemde mi algılıyorsunuz?
M.B.E.: Öncelikle ben filmde bir kenar mahalle durumu görmüyorum, biz kenar mahallenin değil “bizim mahallenin” hikâyesini film yaptık. İstanbul’da 7-8 milyon insan filmin başrol karakterleri Selim ve Çaça’nın yaşadığı gibi mahallelerde yaşayıp aynı yaşam mücadelelerine giriyorsa hikâye kenar mahallenin değil çoğunluğun hikâyesidir ve genelgeçerdir.
Zaten Selim ve Çaça köşeyi dönmeye değil, herkesin hak ettiği insani standartlarda bir yaşam sürebilmek için düzenli gelir sahibi olmaya; kendi işlerini kurmaya çalışıyorlar. Fakat iş kolları, öncesinde kirli insanlar tarafından tutulmuş olduğu için harcadıkları çaba sonuca ermelerini engelliyor. “Suyun başını kirli ilişkilerle tutmak” meselesi Türkiye’de her alanda fazlasıyla hissedilen bir durum; bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlar mevcut yapının rantına dokunduğu için aforoz edilmek ya da ortadan kaldırılmak isteniyor.
M.G.: Ben buralı değilim ama İstanbul’daki yaşantıya baktığımda, Kara Köpekler Havlarken’de bugünün İstanbul’unda hayatta kalma mücadelesi veren, naif hayalleri olan insanların hikâyesini görüyorum. Film birçok ülkede seyirciyle buluştu, bu ülkelerdeki seyirciler filmi izledikten sonra İstanbul’a seyahat etmiş kadar olduklarını, filmin gerçekliğini hissettiklerini söylemişlerdi. Bence uzun yıllar sonra da bu filme bugünün sokak mücadeleleri anlamında gerçek bir belge olarak bakılabilir.
M.B.E.: Filmde bizim yaptığımızı ‘eleştirmek’ diye indirgeyemem, bizim işimiz ‘göstermek’. Karakterlerimizin hikâyesi bireysel olsa bile, Türkiye’de gerçek yaşamın her alanında, politika, iş dünyası, devlet, medya ve hatta sinema piyasasında bile bu tip linç ve aforoz girişimlerini görmek maalesef mümkün.
 
Film, öyküsünü hem bir sorun, hem de bir sektör olarak büyük kent yaşamındaki ‘güvenlik’ meselesi üzerine kuruyor. Fakat alışveriş merkezlerinde güvenlik elemanlarıyla, kameralarla, köpeklerle alınan güvenlik önlemleri, Selim ve Çaça’nın dile getirdiği gibi, kimin kimden korunduğu konusunda çelişkileri de beraberinde getiriyor. Filmi yazarken ve yönetirken, sizin bu konudaki düşünceniz neydi?
M.B.E.: Bir konuyu aydınlatmamızda fayda var, Selim ve Çaça karakterleri gibi filmdeki tüm karakterler, biz öncesinde ne düşünüp senaryoya ne yazmışsak filmde onu söylüyorlar. Alışveriş merkezi müdürü Barlas’ın, Selim’e özel güvenliğe neden ihtiyaç duyduklarını anlatırken “Burada insanların en pahalı menüleri yemelerinin, en pahalı yerlerde zaman geçirmelerinin sebebi kendi elit habitatlarını korumak istemeleri, işsizler ve sokak takımına karşı önlem almamız lazım,” demesi; Sait karakterinin “Sokakta iyi kötü yoktur, sokakta ekmek vardır, benim derdim sizinle değil kendi işimle, ihaleye girmeyin, canınızı yakarım,” ya da Reis’in “Kimse s.kmiceği eşeğin önüne ot koymaz, bu işi bizim gibi üç tüysüze mi bırakacaklar!” demesi gibi herkesin bu konuda haklı tezleri var. Ve karakterlerin tümünün haklı gerekçelerine katılıyoruz.
Kara Köpekler Havlarken filmini hem yazarken hem çekimleri sırasında “güven”lik meselesini alt metin olarak tuttuk. Biz insanın, hanenin ve ülkenin güvenliğinin ayrılamaz biçimde iç içe olduğunu biliyoruz. Mesele esasında “güven” hissi, “güvenlik” olunca zaten bir iş kolu oluyor.
Türkiye’de 200 bin özel güvenlikçi var. Bu sayı birçok Avrupa ülkesinin ordularından bile fazla. Karakterlerimiz Selim ve Çaça da düzenli ve sosyal güvenceli şartlarda yaşamak için güvenlik işinde çalışan insanlardan olmak istiyorlar.
Güvenlik sektörü milyonlarca liralık bir sektör. Ortadaki büyük rant bir kısım insanı bu yüklü paraya doğru yönlendiriyor. Filmimizin güvenlik müdürü Sait ve Mehmet karakterlerinin bu güvenlik rantına ilgi duyması ve muhtemel rakiplerini ortadan kaldırmak istemeleri, Selim ve Çaça’nın naif hayallerinin acımasız bir gerçeklikle yüzleşmesiyle son buluyor.
 
Filmde asker uğurlama ritüellerinden, kahvehane ortamındaki “dayılanmalar”a, otopark mafyasının işleyişinden alışveriş merkezindeki hesaplaşmaya, erkekler arasında sürüp giden bir iktidar mücadelesine tanık oluyoruz. Size göre Kara Köpekler Havlarken genel anlamda bu ‘erkeklik’ ya da ‘maçoluk’ halleri konusunda nasıl bir yerde duruyor?
M.G.: Filmde gördüğünüz karakterleri isteyin ya da istemeyin hayatın içinde her zaman görebilirsiniz. Bu filmin şifresi karakterlerinin gerçekliğidir.
M.B.E.: Kendi mahallemin insanlarına ve arkadaşlarıma oryantal-elitist bir bakışım yok. Bu davranışları eleştirmeden ve bir taraf olmadan, sokak gerçekliğini kurmaca bir filme aktardık. Biz sokağın gerçekliği ile filmin gerçekliğinin birebir örtüştüğünü biliyoruz. Biz sokaktaki insanların tarafında duruyoruz. Sinema filminin seyirciye yapılmış bir sosyal sanat olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda Selim ve Çaça üzerinden takip ettiğimiz güvenlik ve hayatını kazanma hikâyesinin seyirci için gerçek olduğu kadar heyecan uyandırması, dinamik ve eğlenceli olması üzerinde de durarak Kara Köpekler Havlarken’i çektik.
 
Filmin nezarette geçen sahnesinde, yaşlı adamla Çaça Farsça konuşuyorlar. Bu noktaya kadar Çaça’nın İran asıllı olduğuna dair bir bilgimiz yok; sonrasında da bu konuda bir şey öğrenmiyoruz. İzleyici olarak bu ayrıntıyı nasıl yorumlamamız gerekiyor?
M.B.E.: Çaça bir İran göçmeni, Selim’in Giresunlu, Reis ve Lazkopat’ın Rizeli olması, Sait’in İskenderunlu, Usta’nın Erzurumlu olması gibi... Filmde Mehmet ve müdür Barlas karakteri hariç kimse İstanbullu değil. Aynı İstanbul’da ki nüfusun % 80’inin aslında İstanbullu olmayıp buraya göçle gelmesi gibi. Mesele insanların nerede doğduklarından çok nerede doyduklarıdır.
Ayrıca Çaça, komando olarak sınıra gidecek arkadaşları Taylan’ın asker uğurlaması sırasında “Bizim köye gidersen, benden selam söyle” diyor. Bunu sanırım atlamışsınız. Nezaretteki ayrıntı yeterli bir ayrıntıdır, tekrar tekrar altını çizmeye gerek yok. Seyirci gördüğünü bir kerede anlayacak kadar zeki ve buradan hareketle bu ayrıntıyı hisse çevirebilecek kadar samimidir.
 
Filmin sonunda bir martının bir güvercini yediği sahne, “güçlünün güçsüzü yok etmesi doğanın bir kanunudur” benzeri bir anlayışın metaforu gibi algılanıyor. Ama bir yandan da böyle bir yorum, toplumsal yaşamın sosyal, kültürel, ekonomik, sınıfsal boyutlarını gözden kaçırma riski taşıyor...
M.G.: Her sanat dalında metaforlar insanların en derinlerindeki hayat tecrübelerine dokunmak için kullanılır. Eğer metaforlara sosyolojik analizler yapmaya kalkarsanız, seyircilerin hayal gücünden çalmış olursunuz. Metaforlar, mânâları daraltmak için değil genişletmek içindir. Bu konusunda seyircinin hislerine saygı duymalıyız.
M.B.E.: İstanbul’da sosyal statüsü ne olursa olsun herkes hayatını sürdürmeye çalışıyor. Burada bizim ne düşündüğümüzden ziyade sosyal gerçeklik önem taşıyor. Kara Köpekler Havlarken’de tüm boyutlarıyla ortaya koyduğumuz konulara seyirci olarak neresinden bakmak isterseniz kendinizi tatmin edebileceğiniz cevaplar alabilirsiniz. Film seyirciye ulaştığında artık önemli olan seyircinin ne hissettiğidir.
 
Filmin bu kadar geç vizyona girmesinin sebebi nedir?
M.B.E.: Biz Kara Köpekler Havlarken’e tüketim malzemesi olarak bakmıyoruz ve filmimizin seyirciyle kurduğu güçlü bağa güveniyoruz. Filmi çekerken belirlediğimiz bir takvim vardı, buna uyuyoruz. Dünyada Oscar, Cannes, Berlin’le başlayan A sınıfı kırk festivalin yirmisinde film beğeniyle karşılandı; bir sinema filmi ve sanat eseri olarak Kara Köpekler Havlarken’in yurtdışındaki festivallerden güzel haberleri geldikçe sanırım zaman geçmiş gibi algılandı. İlgili seyirciye adını ve değerini hakkıyla duyurması anlamında Kara Köpekler Havlarken vizyona doğru zamanda giriyor.
M.G.: Filmin geç geldiğini düşünüyorsanız bu, filmi beklediğiniz anlamına gelir. Demek ki film zamanında sinemaya geliyor.

 

Anasayfa | Hakkımızda | İletişim | Abonelik | Eski Sayılar | Dergiyi Nasıl Edinebilirim | Özel Gösterimler
© 2009 - 2012 Altyazı Aylık Sinema Dergisi
Altyazı.net’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.