Altyazı
Ajanda
Makaleler
Söyleşiler
arsiv
Seminerler
Proje Ofisi

 


GÜNCEL





 

SHERLOCK HOLMES


BOND’UN İZİNDE BİR HOLMES

Polisiye edebiyatın ve hatta genel olarak İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en popüler ve etkileyici karakterlerinden birini beyazperdeye taşıyan Sherlock Holmes’ün, ‘Guy Ritchie’nin Sherlock Holmes’ü olarak adlandırılması daha uygun olurdu.

 

Tuba Parlak
 
 
 
Polisiye edebiyatın ve hatta genel olarak İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en popüler ve etkileyici karakterlerinden birini beyazperdeye taşınan Sherlock Holmes’ün, “Guy Ritchie’nin Sherlock Holmes”ü olarak adlandırılması daha uygun olurdu. Film Guy Ritchie hayranlarına ve –benim gibi- Robert Downey Jr. aşıklarına beklediklerinden fazlasını bulma garantisi verse de Sherlock Holmes hayranlarını tatmin etmekten çok uzak.
Öncelikle film herhangi bir hikâyeden yola çıkarak yapılan bir uyarlama değil, senaristlerin yazdığı bir hikâye. Bu hikâyede Sir Arthur Conan Doyle’un serisinden ödünç alınan şeyler de Holmes, Watson, Irene Adler ve Dr. Moriarty karakterlerinin adları. Lord Blackwood adlı bir antagonist Sherlock Holmes tarihinde bulunmuyor. Irene Adler, Sherlock Holmes serisinin en parlak hikâyesi sayılmaktan çok uzak olan ‘Bohemya Skandalı’ndan1 (A Bohemian Scandal) cımbızlanan, ismi ve Holmes’ü o vakada atlattığı detayının dışında öyküdekiyle hiçbir alakası olmayan bir karakter. Filmde serinin devam filmine ön hazırlık olarak kendisinin varlığından haberdar edildiğimiz Profesör Moriarty ise, ilk defa ‘Sherlock Holmes’ün Maceraları’ serisinin son hikâyesi olan ‘Nihai Sorun’2 (The Final Problem) öyküsünde ortaya çıkan ve Conan Doyle’un Holmes’ü diriltmesinden3 sonraki birkaç öyküde adı geçen bir karakter; ‘Korku Vadisi’ (The Valley Of Fear) adlı öykü serisinin ise ana antagonisti.
Irene Adler karakterinin temsilindeki keyfiyete ek olarak Dr. Watson’ın ve Sherlock Holmes’ün kendisinin temsili de oldukça keyfi. Bu keyfiyet, film yapımcılarının bize bildiğimiz Holmes’ü değil onların Holmes’ünü anlatmak isteğinin göstergesi. Bu da Conan Doyle hayranlarını pek mutlu edecek türden bir gelişme değil. Sherlock Holmes’ü klasik kostümü yerine “romantik şair” kostümüyle görmek (mavi kadife ceket) şüphesiz ki kötü bir sürpriz. Guardian gazetesinde Holmes’ün bohem tarafına odaklandığını belirten Robert Downey Jr.’ın bu beyanının da ışığında, kostüm değişikliğinin bu bohemlik vurgusunu somutlamak amacına hizmet ettiğini ve film yapımcılarının onun adına çareyi Holmes’e romantik şair imajı giydirmekte bulduklarını görüyoruz4. Bu durumda film yapımcılarının, anlatıda ifade etmeleri gereken vurguyu ifade etmeyi beceremedikleri için çıkış umuduyla Sherlock Holmes’ten bir Alfred de Musset yaratmalarını ‘iki kat beceriksizlik manifestosu’ olarak addetmemize alınmaya hiç hakları yok. Zira, bu sözde bohemliğe karşın Ritchie’nin Holmes’ü ne kokain ne de afyon içiyor ki mavi kadife ceketin içinde bohemleşeceğine komikleşen Robert Downey Jr.’ın, Holmes’ün bohem yönünün bu ‘kimyasal’ kısmını temsil etmekte provaya dahi ihtiyaç duymayacağı gerçeği hepimizce malum.
Aynı gazete haberinde ve başka yerlerde Guy Ritchie’nin filmin Conan Doyle orijinaline sadık olacağını belirtmesi ise bu durumda kötü bir şaka olabilir ancak. Robert Downey Jr.’ın İngiliz aksanının, Guy Ritchie’nin iddia ettiğinin aksine kusursuzdan fersahlarca uzak olması ise pastanın üstündeki vişne. Orijinal hikâyelerde olmasa da filmde Holmes ve Watson’ın köpeği olarak karşımıza çıkan Gladstone adlı buldog, 1868-94 yılları arasında İngiltere başbakanlığı yapmış olan Whig parti lideri William Ewart Gladstone’a yaptığı göndermeyle filmin en zeki unsurlarından biri. Filmde Watson’ın temsilindeki sorun ise Doyle’un hikâyelerinde Watson okurdan bir parça daha az kafası çalışan ve Holmes’ün, çıkarımlarını okurla paylaşmasını sağlayan bir anlatıcı araçken, filmde Holmes’ün ardını toplayan, vazgeçemediği dostu olarak resmedilmesi. Bu yaklaşım önümüzdekinin bir Sherlock Holmes ‘yorumu’ olduğunun da kanıtı.
 
HOLMES SÜPER KAHRAMAN OLURSA
Farklı yayınlarda oyuncu ve film yapımcılarının belirttiği ve filmde de alenen gördüğümüz üzere Sherlock Holmes, Holmes ile Watson arasındaki dostluğun öyküsünü söz konusu suç öyküsünden bile daha merkezi bir konuma yerleştiriyor. Polisiyenin odağının romans ya da bromans5 değil suç öyküsü olması zorunluluğunu hiçe sayan ve bu açıdan polisiyenin en temel kuralını ihlâl eden film, bu dostluk ilişkisini romanslaştırıp komikleştirirken kasıtsızca da olsa çok önemli bir noktaya da işaret ediyor. Film yapımcılarının bilerek yarattığına hiç inanamadığım ve daha ziyade bromansın komedi unsuru olmadan olamayacağı gerçeği sonucu ortaya çıkan satirik ton, Sherlock Holmes öykülerinin ultra fallogosantrik, erkek egemen söyleminin altında yatan latan eşcinsel dokuyu psikanalist okumayla ortaya çıkaran yapıçözümcü eleştirel Holmes okumasının bir yansıması gibi. Amaçlı bir entelektüel çabanın ürünü olmaktan ziyade tesadüfen ortaya çıktığına neredeyse emin olduğum bu etki, günün sonunda, filmin namını kurtarabilecek bir detay haline geliyor.
Filmin ihlal ettiği polisiye kuralları ise belki de meselenin en can alıcı noktası. Ronald Knox 1929 yılında yayımladığı ‘Polisiyenin On Emri’ adlı listesinin sonunda “bu maddelerin her birinin bir polisiye klasiğinin birinde ya da diğerinde ihlal edildiğini fark edersiniz,” der6. Sherlock Holmes da bunlara dahildir tabii. Bu on maddelik listeden bir yıl önce S. S. Van Dine tarafından yayımlanan yirmi maddelik bir diğer liste daha vardır. Bu listelerden önce yayımlanmış metinleri bu kurallarla yargılamak anakronistik sayılabilir ve uygunsuz görülebilir; ancak geniş kabul gören ve polisiye türünün kimliğini belirleyen bu kurallar yayımlandıktan sonra yazılan her eser bunlara tabidir. Guy Ritchie’nin Sherlock Holmes’ü gibi. Sherlock Holmes toplamda bu kurallardan üçünü göstere göstere kırıyor. Daha çoğunu kıramamasının tek sebebi de bu kuralların suçlunun kimliğini bulmaya yönelik polisiyeye göre yazılmış kurallar olması ve Sherlock Holmes’de suçlunun zaten baştan beri bilindiği ama yönteminin çözülmeye çalışıldığı bir suç hikâyesinin söz konusu olması.
Bozulan kurallardan birincisi, Conan Doyle’un asla bozmadığı bir kural, “polisiyede aşk hikâyesi olamaz, çünkü polisiye iki sevgiliyi rahip karşısına getirmekle değil, suçluyu kanun karşısına getirmekle ilgili bir türdür,” maddesi.7 Bu kuralı bozmak yetmiyormuş gibi, bir de filmde araya bu aşk hikâyesini sokmak için son derece zorlama bir şekilde kotarılan Irene Adler karakteri çıkıyor karşımıza. İkinci kural polisiyede gizli örgüt, mafya gibi şeylere yer olmadığı kuralı. Filmde ise Lord Blackwood’un üye olduğu gizli örgüt ile bu kural ihlâl ediliyor. Üçüncü kural “polisiyede okurun kendi yaşantısından özdeşlik kurup kendi karanlık yüzünü suçluda görmesine aracı olacak, ona bu anlamda tanıdık gelecek suçlar yer almalıdır, uluslararası komplo veya siyasi entrika gibi suçlar başka bir türün, mesela gizli servis edebiyatının konusudur,” kuralı. Okurun hem suçlu hem dedektifle özdeşleşebilmesi polisiyenin en önemli unsuru sayılır. Bunu kaçıran hiçbir dedektif öyküsü iyi olamaz ve Guy Ritchie’nin filminin aksine, Conan Doyle’un serisinde hangi kural bozulmuş olursa olsun bu unsur asla ihmal edilmez.
Bu kuralları bozmak Sherlock Holmes’un polisiyeden çıkıp ‘süper kahraman’ türüne yaklaşmasını sağlıyor. Guy Ritchie’nin Batman Başlıyor’daki (Batman Begins, 2005) Batman gibi genç bir Sherlock Holmes yaratma isteği dozunu biraz aşmış gibi görünüyor8. Sherlock Holmes, Batman, Superman, Spiderman ve hatta Iron Man’in aksine, toplum gönüllüsü, insanlık fedaisi değildir. Profesyonel olarak kendisine gelen davaları alır, polisin çözmekte başarısız olduğu bu davaları çözer. Filmdeki Sherlock ise öldürülen kızlardan birinin ailesi tarafından kiralandığı için Lord Blackwood’u yakalamakla yetinmiyor, kimse onu kiralamadığı halde Lord Blackwood’un mezardan çıktıktan sonra karışacağı suçların peşine düşüyor. Yani suç gerçekleşmeden, suç işleyeceğini itiraf etmiş olan bir eski suçlunun ve doğaüstü gözüken bir olayın araştırmasına koyuluyor. Downey Jr.’ın Sherlock’undaki süper kahraman eğilimi, öyküyle hiç de organik bir bağı olmayan ama çıplak dövüş sahnelerine aşkıyla tanıdığımız Guy Ritchie’nin kendi imzasını atmış olmak adına bir şekilde izleğin içine yedirmeye çalıştığı yeraltı dövüş kulübü sahnesiyle bir kat daha kendini belli ediyor. Sherlock Holmes öykülerinde, fiziksel mücadele sık yer almaz. Aldığı zaman da detaylı tasvir edilmez. Sherlock Holmes, Watson’ın kumar borcunu ödemek için yeraltı kulüplerinde üstü çıplak dövüşmez, çünkü o Emprisist Aklın figürüdür. Olayları zekasıyla çözer, kas gücüyle değil. Sherlock Holmes sıska, kupkuru bir adamdır, kas yığını değildir. Bu da zaten onun fizik değil beyin adamı olduğunun somutlamasıdır. “Kötüler”i döve döve yola getirmek daha az zeki Amerikan süper kahramanlarının işidir.
Yine benzer şekilde gerçek Sherlock Holmes o dövüş kulübündeki adam gibi adi serserilere elini sürmeye tenezzül etmez. Böyle birisi ensesine tükürdü diye celallenmez, çünkü Sherlock Holmes asla celallenmez. Fevri duyguların değil mantıklı, akılcı düşüncenin insanıdır o. Duygularını kontrol etmeye bile çalışmaz çünkü onlar mantığına tabi ve atıldır. Sherlock Holmes Romantizmin değil Rasyonalizmin temsilcisidir. Tam da bu nedenle Sherlock Holmes öykülerinde doğaüstü hiçbir şeye yer yoktur. Bu bahsedilen detayları dışarıda bırakıp hatta onlarla çeliştikten sonra, Holmes geleneğinin anti-metafizik karakterini vurgulayan bir öykü anlatmaya çalışmak eksik bir çabadır.
Tüm kusurlarına rağmen, neyse ki filmde Holmes’ün gözlemleri ve mantıksal çıkarsamaları büyük bir skandal olacak bir zorlamalık tuzağına düşmeden, tam Sherlock Holmes’de olması gerektiği gibi kurulmuş. Sonuç olarak Sherlock Holmes aksiyon filmi olarak on üzerinden on verilecek harika bir film. Ama bir Sherlock Holmes öyküsü olarak alacağı not on üzerinden ancak üç. Son James Bond filmi Quantum of Solace (2008) da aksiyon filmi olarak başarılı bir filmdi, ama Bond değil Bourne filmiydi. Belki devam filminde Holmes’ü daha az Batman’le, daha çok Bond’la harmanlayarak daha çılgın ve kesinlikle daha klas, daha az Amerikan ve safkan İngiliz bir karışım elde ederler. Bunu “karışım” diye sundukları sürece sorun olmayacaktır.
 
 
notlar:
1 Öykünün adı benim çevirim.
2 Öykünün adı benim çevirim.
3 Conan Doyle, Sherlock Holmes yazmaktan sıkılır ve onu Moriarty’yle şelaleye bakan bir uçurum kenarında ettikleri kavga sonrasında uçuruma düşürüp öldürür. ‘Nihai Sorun’ öyküsünde gerçekleşen bu ölümden sonra okurların ve yayıncıların baskısıyla karakteri devam ettirme kararı olan Doyle, ‘Sherlock Holmes’ün Dönüşü’ (The Return of Sherlock Holmes) serisiyle onu yeniden hayata getirir.
4 2 Ekim 2008 tarihli Guardian haberi.
5 Romans ve erkek kardeş (brother) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan ve iki yakın erkek arkadaş arasındaki dostluğun romans tadında işlenmesi durumunu ifade eden deyiş.
6 Bu kuralları http://www.mysterylist.com/declog.htm sitesinde de bulabilirsiniz.
7 Van Dine’ın listesi baz alınmıştır.
8 21 Ocak 2009 tarihli The New York Times haberi.
 
 

 

Anasayfa | Hakkımızda | İletişim | Abonelik | Eski Sayılar | Dergiyi Nasıl Edinebilirim | Özel Gösterimler
© 2009 - 2012 Altyazı Aylık Sinema Dergisi
Altyazı.net’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.