ALTYAZIDAN

FANTASTİK, YENİDEN YAPIM VE GERÇEK?

Vizyonumuza giren filmlere şöyle bir göz attığımızda, bu filmler arasında bazı kesişim noktalarının belirdiğini gözlemliyebiliriz. Fakat ne yazık ki bu kesişim noktaları yeni bir 'akım' niteliği kazanacak düşünsel ve biçimsel olgunluğa kavuşamıyor, gelip geçici bir furya olmaktan ileri gidemiyor. Çığlık (Scream) sonrası yaşanan korku-parodi filmi furyası bu bulanıklaşmaya güzel bir örnek olarak gösterilebilir. Önceleri parodi öğesinin ön planda olduğu, aynı anda hem türün klişelerini barındıran hem de bunları ti'ye almayı başarabilen bu filmler zaman geçtikçe bu niteliklerini kaybetti. Kendiliğinden oluşan 'alt-tür'ü yenilemeyi deneyen tek bir filmle karşılaşılmaması ve Hollywood'un 'tekrar mekanizması'nı bu filmlere de uygulaması sonucu, Çığlık sonrası korku filmi furyası, bulanıklaşmaktan kurtulamayan bir film yumağı olmaktan ileri gidemedi.

2000'li yıllarda da bu ilk başta tamamen rastlantısal bir şekilde oluşan sonradan rasyonel bir mekanizma ile çoğaltılan film yumaklarıyla sık sık karşılaşıyoruz. Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter'ın aynı yıl sinemaya uyarlanması kuşkusuz bir rastlantıdan öte değildi. Hollywood'un, fantastik türünü de sık kullandığı şablonlardan birine çevirip çevirmeyeceği şu an için bir soru işareti. Artışa geçen bir başka küme oluşturan filmler ise, yeniden yapımlar. Geçtiğimiz aylar boyunca vizyonumuza giren filmlerin bir çoğunun eski filmlerin (Just Visiting, Ocean's Eleven, 13 Hayalet) Hollywood tarafından yeniden çekimi olması, sinema basınımızın da dikkatinden kaçmadı. Türkiye'de rastlantısal şekilde, filmlerin aynı dönemde vizyona girmesi sonucu, bazı kavramların masaya yatırılması olumlu bir şey kuşkusuz. Bu sayede 'fantastik' gibi, 'yeniden yapım' gibi kavramlar belirgin bir çerçeve kazanmış oluyorlar. Yüzüklerin Efendisi'nin gösterime girmesi ve tartışılması ile birlikte fantastik ve bilimkurgu arasındaki muğlak sınır giderek belirginleşmeye başladı. Vanilla Sky ve Ocean's Eleven ile birlikte de Hollywood'un hayal gücünün ne kadar da geçmişe ve dış kaynaklara dayandığı daha belirgin bir şekilde görülür oldu. Kavram ve türlerin muğlaklıklarını yitirmesi, bu kavram ve türlerin yenilenmesini, hayal gücünün bir ürünü haline getirilip genişletilmesini sağlayabilir, sadece umalım ki Çığlık sonrası korku filmleri furyasının başına gelen diğer 'denk geliş'lerde de tekrarlanmasın.

Mart ayında ise, öykülerini gerçek hayat üzerine kuran filmler ağırlıklı olarak vizyonu işgal ediyor. Biyografik filmler olarak niteleyebileceğimiz Akıl Oyunları'nda dahi matematikçi John Nash'in, Ali'de boksör Muhammed Ali'nin hayatları konu alınırken, Kara Şahin Düştü'de yakın geçmişten bir olay, Amerika'nın Somali müdahalesi sinemaya aktarılıyor. Hollywood'un 'gerçek' olaylardan ve hayat hikayelerinden ne kadar çok beslendiği zaten bilinen bir konu. Fakat tüm bu filmlerin aynı dönemde vizyona girmesi, gerçek ve sinema ilişkisi üzerinde kafa yorulmasını, bu tür filmlerin tartışılır hale gelmesini sağlaması sinema kültürüne hizmet edebilir. Altyazı'da bu üç filmle ilgili yazılmış tanıtım yazılarının üçü de ister istemez bu ilişki üzerinde duruyor. Fakat bizim bu ay ön plana çıkarmak istediğimiz film, gerçekdışı izler taşıyan, olağanüstü bir hayalgücü ve ayrıntı zenginliği içeren Royal Tenenbaums. Hollywood gerçek hayatları dramatize ederek yeniden sunmaya devam etsin, son dönemlerin sayılı 'Hollywood dışı' Amerikan yönetmenlerinden biri olan Wes Anderson senaryosunu oyuncu arkadaşı Owen Wilson ile yazmış olduğu filmde, gündelik hayattaki ayrıntılardan, incelikli bir düşgücü ile kendine özgü bir dünya yaratıyor. Bu türden üslup denemelerinin az karşımıza çıktığı bir vizyonda Royal Tenenbaums altın değerinde bir film. Royal Tenenbaums gibi yeni anlatı biçimlerini deneyen filmleri arka arkaya izleme fırsatı bulacağımız İstanbul Film Festivali'nin programının yavaş yavaş açıklanmaya başladığı şu günlerde, şimdiden söyleyelim Altyazı'nın Nisan sayısı vizyonu biraz göz ardı edip festival üzerine yoğunlaşacak...


Festivalde görüşmek üzere...