İZLİYORUM / ÜMİT ÜNAL

"MÜHİM OLAN KAFADA BAĞIMSIZ OLMAK"

[Ümit Ünal'ın senaryosundan Atıf Yılmaz'ın çektiği Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987) filminden Türkan Şoray'lı bir sahne izliyoruz.]

(gülüyor) - Hayallerim, Aşkım ve Sen. O dönemde toplam sekiz senaryom çekildi. Atıf Bey'le iki tane uzun metraj film, bir de TV dizisi yaptık (Tatli Betüş). Diğer uzun metrajımız Arkadaşım Şeytan'dı. Ama iki tane de çekilmeyen senaryo yazdım onun için, Odak Film'de çalıştığım dönemde. O sırada maaşlı senarist olarak çalışıyordum ve sürekli yazıyordum. Müjde Ar için yazdığım bir senaryo vardı, o çekilemedi. Sonra tasarladığım bir hikâye vardı ve Atıf Bey ilgilenmişti o hikâyeyle; daha sonra o da çekilemedi. Hayallerim, Aşkım ve Sen, aslında ikinci senaryom sayılabilir. İlk senaryom Teyzem'le bunun arasında Milyarder'i yazdım, ama o zaten benim hikâyem degildi, biraz kâtiplik yapmıştım yani.

Peki yönetmenliğinizde Atıf Yılmaz'ın etkisi oldu mu? Onun sette çalışma yönteminden, senaryoya yaklaşımından, vs. etkilendiniz mi ?

- Yönetmenlik tarzımda Atıf Bey'in çok etkili olduğunu söyleyemem. Ama senaryo çalışmaları sırasında ondan bir şeyler öğrendim. Atıf Bey, senaryodaki tüm fikirlerin ortalamasını alır; en sivri taraflarını yuvarlatır ve aslında bu yararlı bir şey. Yazdığınız şeyin çekecek kişi tarafından anlaşılmadığını görüyorsunuz ve ona göre değiştiriyorsunuz. Bu, her zaman başarılı olmuyor tabii, bazen Atıf Bey'in çektiği şeyler de çok belirsiz olabiliyor. Öte yandan kendine has bir yol var tutturduğu, o yola uymak bir seçim meselesi; o yola uymayıp onunla mücadele etmek bile çok şey katıyor insana.

Siz Türk sinemasında film yapım koşullarındaki değişimi bizzat deneyimlemiş birisiniz. O zamanla bugünü karşılaştırdığınızda ne tür değişiklikler söz konusu ?

- O zaman film yapmak bir açıdan daha kolaydı, bir açıdan daha zordu. Kolaydı, çünkü çok film yapılıyordu. Bunların çoğu video için yapılıyordu belki; ama Almanya ve Türkiye'deki video pazarına dayansa da kendi kendini finanse eden bir endüstri vardı. Biz girdiğimiz dönemde, yani 80'lerin ortalarında, benim, Barış'ın (Pirhasan) senarist olmasını sağlayan ortam oydu. İşleyen bir endüstri olduğu zaman deney yapma fırsatı da oluyor. Tabii ki kendi içinde katı kuralları oluyor, ama yeni işlere de açık oluyor. Sonra endüstri daraldıkça, mesela Atıf Bey de deneysel filmleri bırakıp geleneksel filmlerine döndü. Bizimle beraber yaptığı, Adı Vasfiye, Ah Belinda, Hayallerim, Aşkım ve Sen, Asiye Nasıl Kurtulur gibi filmleri beş-altı yıl sonra çekemeyecek bir hal aldı sinema sektörü. Bizim geçtiğimiz yıl katıldığımız İstanbul Film Festivali'nde Ulusal Yarışma'da on bir film vardı ve bu filmler o yıl üretilmiş hemen hemen tüm filmlerdi. Üstelik bu filmlere bakınca içlerinde benim filmim var, sonra Kanada'da nerdeyse benim filmimin koşullarında yapılmış bir film var, Kazım Öz'ün yine imece usulüyle çektiği Fotoğraf filmi var; ya da diğer uçta Deliyürek filan var. Şu an herkes kendi özel üretim koşullarını yaratarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Oysa bizim girdiğimiz sıralarda yapımcılar vardı ve dolayısıyla bir üretim zinciri siz konusuydu. Filmler önce sinemaya çıkar, sonra videoya, daha sonra da televizyona satılırdı. Şimdi ise herkes kendi yolunu çizmek zorunda.

....

Söyleşi : Nadir Öperli


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Şubat 2003 sayısının Köşeler/Kısa Metraj bölümünde yayımlanan söyleşinin bir bölümüdür.

 

İstanbul Film Festivali'nde en merakla beklediğiniz yönetmen toplu gösterisi hangisi ?

 Yasujiro Ozu
 William Wyler
 Edward Yang
 Claude Chabrol
 Zeki Ökten


Sinema rehberiniz