 |
 |
|
ALTYAZI'NIN ÖNERİSİ / PİYANİST

Zamanında Spielberg'ün kendisine getirdiği teklifi reddederek Schindler'in Listesi'ni (Schindler's List, 1993)
yönetmeyen Roman Polanski, Piyanist ile kendi 'Yahudi soykırımı filmi'ni çekmiş bulunuyor.
Şimdiye kadar aldığı Altın Palmiye'ye ve Amerikan Film Eleştirmenleri En İyi Film Ödülü'ne bakılacak olursa
beklemesi hayırlı olmuş. Piyanist, İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova gettosunda saklanarak hayatta kalmayı
başaran Yahudi piyanist Vladislav Szpilman'in gerçek hayat öyküsünü anlatıyor.
Aynı dönemlerde Polanski de Krakov gettosunda hayatını bir şekilde sürdürebilmiş olduğu için,
böyle bir filmi çekmeye en uygun yönetmen olduğuna şüphe yok. Savaş esnasında bombalanan Varşova'dan
geriye pek eski bina kalmamış olması, çekimlerin yapıldığı Almanya'da film için büyük setler inşa edilmesine
yol açmış.
Polanski, Fransız, İngiliz, Alman ve Polonya ortak yapımı Piyanist'in temelde bir Polonya filmi
olduğunu savunuyor; zaten konunun ötesinde, filmin görüntü yönetmeni, bestecisi ve set tasarımcısı da Polonyalı.
Filmin Cannes'da ödül alması kimi çevrelerce büyük bir fiyasko olarak görüldü. Gerçekten de Piyanist,
böyle bir festivalde büyük ödülü alması beklenmeyecek kadar eski usul bir film.
Gerek anlatısı, gerek anlatımı son derece klasik. Fakat bu klasikliğinin içinde son derece tutarlı ve dengeli
bir film aynı zamanda. Karşımıza çıkan gerek Polonyalı, gerek Yahudi, gerek Alman tüm karakterler arasında,
hem iyi hem de kötü insanlar mevcut; Szpilman'ın otobiyografisinin en çok övülen yönü olan nesnelliği filme
de aktarılmış.
Almanlar Polonya'yı işgal ettiğinde yirmi sekiz yaşında olan Szpilman, ülkesinin önde gelen
genç yeteneklerinden biri olarak Varşova Radyosu'nda çalışmakta, bir yandan da konserler vermekte ve bestecilik
yapmaktadır. İşgal sonrasında yaşam alanları gittikçe kısıtlanan Yahudiler, trenlere bindirilerek toplama
kamplarına yollanmaya başladıkları zaman, Szpilman önceden tanıdığı bir görevli tarafından sıradan çıkarılır.
Tüm ailesi kamplarda yitiren Szpilman (burada Polanski'nin de annesinin Auschwitz'te öldüğünü ve babasının
Mauthausen kampından kurtulduğunu belirtmekte yarar var), savaşın sonuna kadar çeşitli Polonyalılar tarafından
korunarak, sıklıkla açlıktan ölüm sınırında, Varşova'nın kurtarılmasını bekler. Kendisini hayatları pahasına
koruyan insanlar arasında bir de Alman subay vardır. Szpilman rolündeki genç Amerikalı oyuncu Adrian Brody,
rolü için son derece sıkı bir rejime girerek, on dört kilo vermiş. Daha önce
İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line, 1998) filminde gördüğümüz Brody, Piyanist'in tüm yükünü omuzlarında taşıyor.
Filmin büyük bir bölümünde sadece Szpilman'ı izliyoruz, saklandığı dönemlerde diğer karakterlerle olan sahneleri
haliyle son derece kısıtlı. Fakat bu abartısız sahneler diyaloglardaki tutumlulukları sayesinde gayet etkileyici
ve bu boyutlarda bir felaketin üzerine söylenebilecek çok şey olmadığını yansıtıyorlar. Filmin bende hayal
kırıklığı yaratan bir yönü, muhtemelen ulaşacağı pazarları genişletmek amacıyla, İngilizce çekilmiş olması.
Filmde Alman subaylar Almanca konuşmaya devam etseler de, Polonyalı karakterlerin 'Avrupa aksanlı' bir İngilizce
konuşmaları göze batıyor. Özellikle filmin ilk yarısında bazı yan rollerdeki aktörlerin oyunlarının hafif abartılı
oluşunun da bu İngilizce problemiyle ilintili olduğunu düşünüyorum.
Fakat her şeye rağmen Piyanist sadece yılın en ilgi çekici filmlerinden biri olmakla kalmıyor,
Polanski'nin de zaten son derece etkileyici sinema kariyerinin en parlak noktalarından biri olmayı başarıyor.
Bakalım Polanski bu abartısız tarzını bundan sonraki filmlerinde de sürdürecek mi?
(M.B.)
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mart 2003 sayısının Ayın Filmleri bölümünden alınmıştır.
|
|
|
|