Anime, Japon animasyonlarına verilen özel bir ad. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Osamu Tezuka'nın (Japonya'da "Manga Tanrısı" olarak bilinir) sinemasal anlatımı mangalara ve daha sonra da animelere uygulaması animelerin hem niceliksel hem de niteliksel olarak gelişimini sağlar. Animeler, genel olarak üç temel motif üzerine kurulur: kıyamet, değerlerin ters yüz edilmesi ve geçmişe özlem. Dünyanın sonunun, fiziksel ve ruhsal çöküşün anlatıldığı kıyamet temalı animeler en çok bilinen anime örnekleridir. Animelerde kıyamet temasının çok kullanılmasını, Japon insanının II. Dünya Savaşı'nı ve sonrasını dünyanın sonu telakki edişinin kültürel yansıması olarak görmek gerekir. Akira ve bir siberpunk örneği Ghost in the Shell bu tarzın en çok bilinenleridir. İkinci olarak en çok karşımıza çıkan, gerçeklik algısının bölünmesi, kimlik (ya da kimliksizlik) problemi, ahlaki ve toplumsal değerlerin geçici olarak ters yüz olması gibi temalardır. En önemli filmlerinden biri anime haftasında gösterilecek olan ve Japon popüler kültürünün bir eleştirisi niteliğindeki Perfect Blue'dur. Yine programda görebileceğimiz Grave of the Fireflies gibi ağıt niteliğindeki, genel olarak savaşı konu edinen filmler de tematik açıdan en çok karşımıza çıkan üçüncü tarz filmleri oluşturur.

PROGRAMDA GÖSTERİLECEK FİLMLER

Perfect Blue, (Yön: Satoshi Kon, 1997)

Perfect Blue, bir pop idolü olan Mima'nın pop yıldızlığını bırakıp oyuncu olmaya karar verdikten sonra yaşadığı gerçeklik algısındaki bölünmesini işler. İç içe rüyalar ve halüsinasyonlarla gerçeklik algısını yitiren Mima, zaman zaman dizideki rolünü de gerçek addetmektedir. Dizinin kurgusuyla filmin kurgusu arasında kurulan paralellik -dizinin adı da "Double Bind"- sayesinde izleyicinin de Mima'yla birlikte gerçeklik yanılsamasına uğraması sağlanmıştır. Film, gerçeklik zemini kayan Mima'ın psikolojik durumu üzerinden Japon pop kültürünün de aynı bunalımın eşiğinde olduğunu göstermeyi amaç edinir. Şöhreti arzulayan, bunun için öz benliğine ait tüm değerlerden feragat etmekten çekinmeyen bir pop-starın alter egosuyla olan mücadelesi. (Cihan Balunak)

Hotaru No Haka - Grave of the Fireflies (Yön: Isao Takahata, 1988)

İkinci Dünya Savaşı'nın son aylarını yaşayan Japonya'da geçen film, iki küçük çocuğun (Seita ve Setsuko) gözünden savaşın yıkımını gözler önüne seriyor. Seçilen konu, anlatım tarzı ve karakterlerin katkısıyla film gerçekliği yakalamış gözüküyor. Napalm bombalarının yanında ateş böcekleri ne kadar ışık saçabilirlerse, çocuklar da askerlere o kadar direnç gösterebilirler. İşte bu filmi o kadar acıklı yapan, izleyenlerin gözlerinin biraz olsun buğulanmasını sağlayan da bu gerçekliktir. (Ercan Cantemur)


Ruhların Kaçışı - Sen to Chihiro no kamikakushi (Yön: Hayao Miyazaki, 2001)

Chihiro'nun anne ve babasıyla birlikte yeni bir şehre taşınmalarıyla başlayan serüvenleri yanlış bir yola sapıp ormanın derinliklerine inmeleriyle bambaşka bir şekilde gelişmeye başlar. Gördükleri bir tünele girmeleriyle karşılarına terk edilmiş bir panayır yeri görünümünde fantastik bir masal dünyası çıkar. Filmin akışı alışıldık orman ve tünel metaforlarıyla seyirciyi bir boyut kırılmasına hazırlamasına karşın film, benzerleriyle kıyaslandığı zaman oldukça özgün bir fantezi dünyası sunar. (Ömer Deniz)

Akira (Yön: Katsuhiro Ôtomo, 1988)

Tokyo, 1988 yılında, 3. Dünya Savaşı'nı başlatan yeni teknoloji ürünü bir silah tarafından tamamen yok edilmiştir... Hikaye bundan 31 yıl sonra küllerinden yeniden kurulan Neo-Tokyo'da geçmektedir, yalnız Neo-Tokyo, adaletsizliğin, sosyal bozulmanın ve isyanların doruk noktasında olduğu bir şehirdir... Akira, 1988 yılında yapılmasına rağmen gelmiş geçmiş en iyi birkaç animeden biri olarak kabul edilmektedir. Film bu başarısını metnin farklı okumalara olanak sağlaması, görselliği ve karakter tasarımındaki ustalığıyla sağlamıştır. Filmin önemli özelliklerinden biri de tek bir ana karakter olmamasıdır, dolayısıyla seyirciler filmi istedikleri ana karakterin gözünden izleyebilirler. Ôtomo'nun Akira'sı, izlediği çok katmanlı hikayesi ve kurgusu ile, günümüzde Bıçak Sırtı (Blade Runner, 1982) gibi klasiklerle eş değer tutulmaktadır. (Abdurrahman Eren)

Cagliostro Kalesi - Rupan sansei: Kariosutoro no shiro (Yön: Hayao Miyazaki, 1979)

Ruhların Kaçışı'nın (2001) ve Prenses Mononoke'nin (1997) yönetmeni Hayao Miyazaki'nin ilk filmi olan Cagliostro Kalesi, yönetmenin bahsi geçen son iki filminin 'huşu' içinde ilerleyen, derinlikli öyküleri yanında, aksiyonu ve macerası çok daha yüksek, yani tecrübesi kolay ve keyifli, tek kelimeyle 'zıpır' bir anime. Kısa bir zaman önce Japon Filmleri Haftası'nda da gösterilen ve sürükleyici anlatımı, iyi çekilmiş aksiyon sahneleri, müziği ve karekter tasarımı gibi özellikleriyle animelerin Walt Disney versiyonu gibi gösterilen Cagliostro Kalesi, yaratıcı arka plan tasarımı ve çizimleriyle teknik açıdan, Lupin hikayelerinin anime ortamına aktarılışındaki başarısıyla da tematik açıdan çok farklı ve başarılı bir tarza sahip.


Prenses Mononoke - Mononoke-hime (Yön: Hayao Miyazaki, 1997)

Hayao Miyazaki'nin, 14. yüzyıl Muromachi döneminde geçen Prenses Mononoke'si, başlangıçta bir orman çocuğunun öyküsünü anlatıyor. Kader arkadaşı, Walt Disney'in orman çocuğu Mowgli'nin aksine orman Mononoke'yi dışlamıyor, onu bir 'tanrı'ya dönüştürüyor. Mononoke'yi büyüten kurt Moro bu sihirli ormanın diğer fertleri gibi bir tanrı... Ama tanrılar kızabilir; onları insanlar kızdırır. Silah yapımından geçimini sağlayan bir köy, tanrıların ağaçlarını keser, onların diyarlarına göz koyar. Köyün başı Lady Eboshi, tanrıları bile öldürebilecek silahlarıyla doğanın güçlerine meydan okumaktadır. Prenses Mononoke günümüz rasyonelliğine bir alternatif sunarak sistemi eleştiriyor denebilir. Ancak sunduğu seçenek radikal olarak gerçekdışılığı/fantastiği önermekten çok fantastikle akılcılığı biraz olsun evrimleştirmektir. Ormanın ruhu ölmüş olabilir ama biz yaşadıkça onlar için hala şans vardır. (Balca Arda)

Vampire Hunter D: Bloodlust (Yön: Yoshiaki Kawajiri, Tai Kit Mak, 2000)

Vampire Hunter D: Bloodlust, Japon animasyon geleneği içinde, çok da farklı olmasa da ilgi çekici bir vampir-vampir avcısı öyküsü öneriyor. Vampir öykülerinin temel gerilimini vampirle vampir avcısı arasındaki ilişkide arayabiliriz. Bu ilişkiyi yarı vampir-yarı insan bir avcı ile muğlaklaştırmak, özellikle yakın tarihli vampir filmlerinin genel yaklaşımı gibi duruyor. Bizim avcımız D. de böyle; yüklü bir miktar ödül için, aşkı uğruna bir vampir tarafından kaçırılmış/vampirle kaçmış bayanı bulmaya koyulmuştur. Karakter derinlemesine işlenmez, ruhunun derinliklerindeki yırtıklar önümüze konmaz, ama dedik ya, öykü bilindiktir üç aşağı beş yukarı, başka metinlerden tanıdıklık kazandığımız ölçüde D.'nin nasıl bir ikilem içinde kaldığını sezeriz. Bu yönüyle, ama sadece bu yönüyle değil, pek çok sahnede açık gödermelerle de film, spagetti westernlere, en az diğer pek çok animedeki fantastik ve bilimkurgusal içeriğe yaptığı kadar, saygı duruşunda bulunur; baş karakterini, gotik atmosferli bir gelecekteki bir ödül/vampir avcısı formatında, Leone'nin 'İsimsiz Eastwood'undan kopyalar. Yönetmenin görsellikteki yadsınmaz başarısı öykünün kurulumunda görülemese de, büyük ekranda, korkuttuğundan çok keyiflendiren bir görsel ziyafet çekmek isteyenler için üstüne atlanması gereken bir fırsat, Vampire Hunter D: Bloodlust . (Güçsal Pusar)

Animatrix (Yön: Peter Chung, Andy Jones, Yoshiaki Kawajiri, Takeshi Koike, Mahiro Maeda, Kouji Morimoto, Shinichirô Watanabe, 2003)

The Matrix serisinin yan ürünlerinden Animatrix'te yer alan kısa animasyonlardan 'Program', mavi hap-kırmızı hap sorunsalına bir bakış. 'Bir Dedektif Hikayesi', bir kara film ve Alice Harikalar Diyarı'na göndermelerle dolu, ajanların Trinity 'i bulmak için kullandıkları bir dedektifin öyküsü. 'Beyond', matrix programında oluşabilecek bir hatanın sonuçlarını ve sistemin kendini nasıl onardığını anlatıyor. 'World Record', yoğun konsantrasyon anlarında zihnin matrix'in sanallığından kurtulabileceğine dair bir sorgulama. 'Matriculated', sürreal mekanlarda geçen, biri karbon biri silikon tabanlı iki zihnin iletişim çabasını anlatan bir hikaye. (Uğur Güney)


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Şubat 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
En İyi Yönetmen Oscar'ını kim alacak?
 Fernando Meirelles (Tanrıkent)
 Peter Jackson (Yüzüklerin Efendisi)
 Sofia Coppola (Lost in Translation)
 Peter Weir (Master and Commander)
 Clint Eastwood (Gizemli Nehir)


   
Sinema rehberiniz