Animasyonun cennetinde, Fransa'da doğdunuz. Çocukluğunuzda sizi etkileyen karakterler kimlerdir?
- Ten Ten'i ve dedektif Gadget'ı çok severdim. Çok küçük yaşta çizmeye başladım. Ailem hep iki yaşındayken onlardan kalem istediğimi söylerler. Bana büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında hep "Karikatür çizeceğim" derdim.

İlk animasyonunuzu yapmadan önce, Londra'da Richard Purdum'un stüdyosunda çalıştınız.

- Bir şekilde yaşamımı kazanmak zorundaydım. Animasyonun benim için oldukça teknik bir şey olduğunu hissettim. İngiltere'ye gidip illüstratör olmaya karar verdim. Kimseyi tanımadığım bir yere gitmiştim. Bana, animasyon stüdyolarında çalışanlara çizimlerimi göstermem yönünde tavsiyeler verilmişti. İnsanlar Fransa'dakilerden daha sıcaktı ve üzülmememi, kimsenin animasyonu bir gecede öğrenmediğini, animasyonun adım adım öğrenilebileceğini söylediler.

80'lerin ortalarında Londra'da çalışmaya başladım. Çizgi roman yapmak istediğime karar verene kadar animasyon benim için hayatımı kazandığım bir işti. Önce bir reklamda animatör olarak çalıştım. Oradaki deneyimlerim beni animasyon filmi yapmaya sürükledi. Animasyon hiyerarşik bir işti ve bir stüdyoda çalışmak takım ruhu gerektiriyordu. Londra'da çalışırken The Old Lady and the Pigeons projesi vardı kafamda. Fakat çizgi romanlar yapmaya devam ettim. 1990'da Annecy'ye gittim, orada birçok sıkıcı deneysel film gördüm. Bu, animasyonun ne kadar entellektüel ve ticari kaygılardan uzak olduğu yönündeki hislerimi güçlendirdi. Nick Park'ın Creature Comforts'ını izlediğim an kesinlikle ne yapmak istediğime karar verdim. Çizgi roman yapmaya özellikle de yazarlığa devam edecektim ama kesinlikle Nick Park'ın tarzında animasyon filmleri yapmak istiyordum. Yapımcı Didier Brunner ile tanıştım, her şey yolunda gitti. Beraber The Old Lady and the Pigeons'ı yaptık.

Belleville'de Randevu (Triplettes de Belleville, 2003) projesi nasıl gerçekleşti?

- The Old Lady and the Pigeon'ın festivallerdeki büyük başarısından sonra bir bekleyiş başladı. Başlangıçta bir üçleme olmasını düşünüyorduk fakat Kanadalı yapımcı çok para istediği için filmin haklarını satın alamadık. Bunun üzerine biz de yepyeni karakterlerle devam etmeye karar verdik. Eski karakterlerin yeni yorumu fikrinden hoşlanmıyordum. Yeni karakterlerle orijinal bir hikaye anlatmaya başladık. Böylece Belleville'de Randevu'nun temellerini attığımız The Old Lady and the Bicycle adlı kısa film çıktı ortaya.

Jacques Tati'den oldukça etkilenmiş görünüyorsunuz...

- Animasyondan ziyade kurmaca filmler bana her zaman için daha çekici gelmişlerdir; özellikle Jacques Tati'ninkiler. Ayrıca birçok sessiz film yıldızı da: Charlie Chaplin, Buster Keaton.

Tren yolları ve Fransa Bisiklet Yarışı (Tour de France) size ne ifade ediyor?

- Fransa Bisiklet Yarışı'nın kendisinden ziyade seyircileri daha fazla ilgimi çeker. O saçma kalabalığı büyülenmiş bir şekilde izlediğimi hatırlarım. İlginç bir ortam. Düşünün, bisikletçiler acı içinde pedal çeviriyorlar ve onları heyecanla izleyen bağıran, çağıran bir kalabalık. Trenlere gelince. Banliyölerde büyüdüm ve trenler hayatımın bir parçasıydı. Banliyö trenleri bana hep ertesi gün kalkıp işe gidileceğini çağrıştırırdı.

Filmdeki Champion gibi mutsuz bir çocuk muydunuz?

- Ablam benden on yaş büyüktü, dolayısıyla yalnız büyüdüm. Her zaman çizerdim. Kendi dünyamda oldukça mutluydum. Zamanımın büyük çoğunluğunu yalnız geçiriyordum. İnsanlarla beraber olmaktan hoşlanıyordum ama yalnız kalmaya da ihtiyacım oluyordu.

Madam Souza karakteri nasıl ortaya çıktı?

- Direkt ondan çizilmiş olmasa da ben çok küçükken kaybettiğimiz büyükanneme çok benziyor. Ailemin anlattıkları doğrultusunda büyükannem filmdeki üçüzlere esin kaynağı oldu diyebilirim.

Filmde diyalog yok. Bu fikir nereden geldi?

- Bir animasyon üzerinde bütün gün çalıştıktan sonra, çizdiklerinizin hareket ettiğini gördüğünüz an çok büyülü bir andır; hiçbir ses o anı ifade edemez. Ayrıca sessiz animasyonların daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Diyalog olmadan doğru bir animasyon yaratmak için daha özgürsünüzdür. Bir diyalog çerçevesinde modellenen bir animasyonda hareket serbestliği daha azdır.

3D animasyondan hoşlanmıyor musunuz?

- Hayır, çizimler beni daha çok ilgilendiriyor. 3D beni korkutuyor. Eğer yaptığım bir çizimi beğenmezsem yırtıp tekrar başlıyorum. Bilgisayarla hiç ilgilenmiyorum; bir kalem ve bir parça kağıdı seviyorum. Gerçek anlamda ilgilendiğim şey karikatür çizmek; ne kadar üzerine giderseniz o kadar güçlü ve soyut şeyler başarabiliyorsunuz. Eğer bir gün gerçekten üç boyutlu bir şey yapmak istersem sanırım canlı bir şeyler çekmek isterim.



Devamı için lütfen tıklayınız


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mart 2004 sayısından alınmıştır.

 
 
En İyi Yönetmen Oscar'ını kim alacak?
 Fernando Meirelles (Tanrıkent)
 Peter Jackson (Yüzüklerin Efendisi)
 Sofia Coppola (Lost in Translation)
 Peter Weir (Master and Commander)
 Clint Eastwood (Gizemli Nehir)


   
Sinema rehberiniz