Bir filmin müziklerini yapmakla, kendi albümlerinizi hazırlamak arasında, hem süreç hem de sizin projeye bakışınız açısından nasıl farklar var?

- Vizontele bizim ilk film müziği deneyimimizdi. Zaten Vizontele Tuuba da ikincisi oldu. Daha önce Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) bünyesinde müzik/görsellik ilişkisini gündeme getiren dans-müzik gösterisi, dans tiyatrosu ve oyun müzikleri alanlarında belli deneyimlerimiz olmuştu. Farklı disiplinlerle içiçe yürüyen bu tür çalışmaların deneyselliğe ve avangard yorumlara açık, aynı zamanda da karşılıklı olarak birbirini besleyen ve geliştiren bir üretim sürecine olanak verdiğini biliyoruz. Ancak BGST içi ortak projeler, ilkesel olarak, başından beri birlikte şekillendirilir ki bu da karşılıklı olarak birbirini etkileyen, yönlendiren bir çalışma anlayışını gerektirir. Örneğin, gerektiğinde bir sahne müziğe göre yeniden yazılabilir. Film müziği alanında ise sinema sektörünün, özellikle maddi anlamda, bildik sıkıntılarından dolayı böyle olanaklara pek yer yoktur. Dolayısıyla senaryoyu ve kurgusu tamamlanmış sahneleri referans alan; en iyi ihtimalle de yönetmenle karşılıklı olarak masa başı çalışmasına dayalı bir süreç işler. Bir başka mesele, sinemanın çok farklı dinamiklere sahip bir disiplin olması ve bu disiplin içinde bir dil oluşturabilmek için o dünyayı iyi tanımak gerektiği. Bu da, her alanda olduğu gibi, iyi bir altyapı çalışmasıyla mümkün. Bizim içinse çok yeni ve henüz hakkını veremediğimiz bir alan. Öte yandan bir avantajımız vardı: Öyküsü doğuda geçen filmler olması itibarıyla, Vizontele'de ve Vizontele Tuuba'da önceki albüm çalışmalarının dramaturjisi bizim için yol gösterici bir çerçeve oluşturdu. Biz de bu çerçeveye dayanarak, müziğin ifade olanaklarıyla ve kendi imkânlarımız ölçüsünde, oluşturulan görselliği bir atmosfer olarak yeniden kurmanın yollarını aramaya çalıştık. Sonuç olarak, doğası gereği farklı süreçler işlese de, film müziği albümleri olarak da yayınlanan bu çalışmaların, Kardeş Türküler albümleri anlayışıyla hazırlandığını söyleyebiliriz.

İlk filmin çift yönetmenli olduğunu da göz önünde tutarsak, müzikleri hazırlama süreci açısından iki film arasında ne tür farklar oldu?

- Zaten ilk filmde de daha çok Yılmaz Erdoğan'la çalıştığımız için, reji/ müzisyen ilişkisi açısından benzer olmakla beraber, ilk filmde kazanılan tecrübenin ikinci filme olumlu anlamda yansıdığını ve bu süreçte daha sistemli bir ilişkinin yürüdüğünü söyleyebiliriz. Ancak film müziği albümlerine baktığımızda önemli bir fark olduğunu görüyoruz. Vizontele Tuuba'nın soundtrack albümü, ilkinden farklı olarak şarkılar üzerine kuruludur. Bu anlamda Kardeş Türküler albümlerine daha yakın bir yerde durmaktadır.

Vizontele Tuuba ilk filmin işlediği döneme göre, politik açıdan daha sancılı bir dönemi ele alıyor. Gerek Yılmaz Erdoğan'ın açıklamalarında, gerekse basında ele alınışında filmin bu yönü öne çıkarıldı. Bu durum, filmin müziklerine ne şekilde yansıdı?

- Yaşanan darbe süreci, Türkiye'de olduğu gibi filmde de bir kırılma noktasıdır. Bu kırılmayla birlikte, öncesinde mizahi tonların hakim olduğu sinemasal anlatım dramatik bir karaktere bürünmeye başlar. Müziklerde de böyle bir yönelim gözlenebilir. Darbe sürecinin müzikal temalarını böyle bir anlayışla ele aldık.

Kardeş Türküler, adını popüler alanda duymaya alışmadığımız bir grup, yaptığınız müzikte de böyle bir popülerlik kaygısı gütmüyorsunuz. Vizontele ve Vizontele Tuuba ise tam tersine, popüler olması amacıyla yapılmış filmler. Kardeş Türküler adının bu şekilde popüler kültürün gündemine girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum grup içi dinamikleri nasıl etkiliyor?

- Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle şunu belirtmek gerekiyor: Kardeş Türküler bildik anlamda bir grup değil; BGST Müzik Birimi bünyesinde yer alan, derinlikli ve uzun soluklu bir eğitim-araştırma faaliyetinin içinden şekillenen ve daha geniş bir platformda yürütülen tartışmalar etrafında geliştirilen bir proje . Dolayısıyla, Kardeş Türküler projesinin ülkedeki kültür/ sanat ortamında nereye oturduğunu tartışmak daha doğru olur. Kardeş Türküler dramaturjisi çokkültürlü bir coğrafyada 'kardeşlik içinde bir arada yaşama' ilkesine dayanıyor ve buna kültürel/sanatsal düzlemde bir yanıt oluşturmaya dönük bir duruşu içeriyor. Dramaturjisini böyle kuran bir proje, etnik ve kültürel çeşitliliği temel alır ve yaşanılan coğrafyada çok çeşitli katmanlardan insanlara seslenmek iddiası taşır. Yani Kardeş Türküler'in, daha geniş ve çeşitliliğe dayalı bir dinleyici/izleyici kitlesi oluşturma anlamında bir popülerlik hedefi vardır. Ne yazık ki Türkiye'de popülerleşmenin ticarileşme ve yozlaşmayla aynı anlama geldiğine dair bir kanı var. Ancak, bize göre, hem popüler olup hem de sanatsal anlamda muhalif kimliği korumak, mevcut piyasayla fazla içli dışlı olmadan ilişki kanalları oluşturmak mümkün. Bu çerçeveden baktığımız için popüler kültür alanındaki bu tür çalışmalarda yer almak bizim için bir çelişki değildir.

Film müziği yapmak isteyenler için önerileriniz var mı? Türkiye'de film müziği yapmak maddi açıdan tatmin edici mi?

- Öncelikle belirtmeliyiz ki bizim de film müzisyenliği konusunda eksiklerimiz var. Çeşitli ekol ve dönemleriyle sinema tarihi üzerine okumak ve birçok önemli filmi seyretmek gerekiyor. Bu tarih içinde geliştirilen farklı anlatım üsluplarını bilmenin, müziğin sinemada oynayabileceği farklı roller konusunda ufuk açıcı olacağını düşünüyoruz. Bu tip altyapı çalışmaları yapmadan özgün eserler vermenin pek mümkün olmadığını düşünüyoruz. Maddi açıdan bakıldığında iki sorun yaşanıyor. Birincisi henüz küçük bir endüstri olan Türkiye sinemasında müziğe ayrılan bütçelerin darlığı; ikincisi de film müzisyenlerinin bilet satışlarından, yasal hakları olmasına rağmen telif alamamaları.


Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mart 2004 sayısından alınmıştır.


 
 
En İyi Yönetmen Oscar'ını kim alacak?
 Fernando Meirelles (Tanrıkent)
 Peter Jackson (Yüzüklerin Efendisi)
 Sofia Coppola (Lost in Translation)
 Peter Weir (Master and Commander)
 Clint Eastwood (Gizemli Nehir)


   
Sinema rehberiniz