| |
Polonya’da bir sinema okulunda, Lodz’da okuyorsun.
Orada eğitim almanın sana getirdiği yeni
bir bakış var mı? İngiliz, Amerikan, Fransız
ekollerinden farklı noktaları olduğunu düşünüyor
musun?
- Aslında yeni bir bakış kazanacak uzun süre kalmadım
Lodz’da. Fakat okuldan yıllar boyunca
çıkmış olan filmleri ve Polonya sinemasının klasiklerini
bir arada izlediğimde, hem belgesel hem
kurmaca alanında bir Polonya ekolünden rahatlıkla
bahsedebilirim. Bu ekolü, temelini klasik
Leh edebiyatında bulan Leh romantizmiyle zamanında
komünist bürokrasiye muhalefetten de
güç almış olan sosyal gerçekçiliğin tuhaf bir karışımı
oluşturuyor. Kieslowski son dönem filmleriyle
bunun dışında kalabilmiş. Yani Kieslowski
aslında dünya sinemasında olduğu gibi Polonya
sinemasında da istisna.
Sence bir kısa filmi yaparkenki –yapım öncesi,
yapım, yapım sonrası süreç içinde- en önemli
aşama nedir? Çok planlı çalıştığını biliyoruz,
buna rağmen film bittikten sonra, “hesaplamayı
unutmuşum, düşünmemişim” dediğin bir şey
oldu mu?
- Film yaparken en önemli süreç bana göre çekim
öncesi dönem. Hem prodüksiyon hem hem reji
anlamında bu böyle. Burada senaryonun ilk taslaklarının
yazılmasıyla başlayıp çekimin ilk gününe
kadar devam eden süreyi kastediyorum. Filmin
alacağı son hal bu aşamada belli olyor. Geriye
kalan aşamalar, yani çekim ve post-prodüksiyon,
bu tasarıma en yakın sonucu elde etmek için
çabalamakla geçiyor. En azından Apartman’ı gerçekleştirirken
böyle oldu. Çok iyi bir ön hazırlık
yaptığımız için profesyonel kalitede ama profesyonel
standartların gerektirdiğinden çok daha
hızlı çektik, çok daha az film kullandık. Çıkan
sonuca baktığımda önceden tasarladığımız haline
görsellik ve iklim olarak çok yakın ama beklediğimden
daha mesafeli, daha soğuk bir film
yaptığımızı görüyorum ama bundan çok şikayetçi
değilim.
Yabancı görüntü yönetmeniyle çalıştığını biliyoruz,
bu beraberlik nasıl oluştu? Setten önce, sette
ve daha sonrası için nasıl bir işbölümü yaptınız?
Görüntü yönetmeni ile yönetmen arasındaki ilişki
hakkında ne düşünüyorsun?
- Filmin görüntü yönetmeni Arnau Valls ile
Lodz’da tanıştım. Barselona film okulunu yeni
bitirmiş ve bir seneliğine Lodz’a gelmişti. Hiç para
almadan çekimden bir ay önce Türkiye’ye geldi
ve ön hazırlığın nerdeyse tümünde bulundu. Prodüksiyon
anlamında tek lüksümüz buydu ve bence
bu çok önemli. Yani setten önce kameramanla
filmin görsel yapısı konusunda mutabakat sağlamak,
mekan seçiminden, çekim listesine kadar
her konuda onu ikna etmek, gerekiyorsa kavga etmek,
uzlaşmak, ama onun önerilerine her zaman
açık olmak. Ben ona filmde nasıl bir görsel atmosfer
istediğimi söyledim, onun dışında filmin tüm
ışığı ve renkleri onun sorumluluğundaydı. Benim
kamerayla ilgili daha çok ilgilendiğim konu, kameranın
nerde durduğu, kamera hareketi, resmin
ölçeği gibi mizansenle ilgili konulardı.
Oyuncu seçimi nasıl gelişti? Senaryoda karakterleri
oluştururkenki süreci sette oyuncu yönetirkenki
süreçle karşılaştırırsan, zorlandığın anlar
oldu mu?
- Üç ana oyuncunun seçimi biraz tesadüflere dayanan
ama sonuçlarından çok memnun olduğum
bir süreç oldu. Yiğit Özşener aklımda olan isimlerden
biriydi, bir arkadaşın tanıdğını öğrendik.
Senaryoyu beğendi ve kabul etti. Bahar Kerimoğlu’nu
gene bir arkadaş önerdi. İlk görüşmeden itibaren
rol için doğru insan olduğu belliydi. Emin
Alper ise zaten yakın arkadaşım ve setten iki gün
öncesine kadar filmin reji asistanıydı, o rolü oynayacak
oyuncu programını ayarlayamayınca bir
anda kendini kamera önünde buluverdi. Tüm bu
oyuncular büyük özveri ve tevazuyla hiçbir ücret
almadan, uzun ve yorucu saatler boyunca çalıştılar
ve oyuncu yönetimi konusunda bana çok yardımcı
oldular, onlardan çok şey öğrendim. Senaryoyu
yazarken karakter oluşturmak yerine belli
bir durumda belli insanlar göstermek, oyunculukları
minimal de tutmak gibi bir fikrim vardı,
ona rağmen en zorlandığım alan oyuncu yönetimi
oldu. Sanırım bunun en önemli sebebi tecrübe
eksikliği.
Senaryoyu yazarken nelerden etkilendin? Senaryonun
ilk fikir halinden sonrasında üzerinde nasıl
çalıştın?
- Senaryonun ilk taslağını birkaç yıl önce Barış
Dönmez’le beraber oluşturmuştuk ve bir köşede
duruyordu. Geçen sene tekrar üzerinde çalışmaya
başladım ve kafamda film için canlanmaya başlayan
dünya ve iklim senaryo çalışmalarını yönlendirmeye
başladı. Dolayısıyla tek başına senaryo
için değil de, filmin bütünü için gene sinemanın
kendisinden bazı referans noktalarım var; Ozu ve
Bresson’dan Tsai Ming Liang ve Edward Yang’a
ordan Dardanne kardeşlere kadar uzanan minimalist
sinemanın büyük bir hayranıyım. Kameramanla
filmin anlatımı üzerine çalışırken, tıkandığımız
zamanlarda videoya Edward Yang’ın
Yi Yi’yi filmini takıp hayranlıkla seyrediyor ve
gerekli esini orada fazlasıyla buluyorduk. Tabii ki
Apartman’ı görenler yukarıdaki isimlerle Apartman
arasında bir ilişki kuramayabilir ama öyle
bir sinema yapmak zaten benim haddimi fazlasıyla
aşar. Etkilenme çok farklı şekillerde olabiliyor.
Devamı için lütfen tıklayınız
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|