| |
16 mm ile çalışmayı niye tercih ettin? Her yerde
DV furyası yaşanırken, 16 mm seçmenin estetik
sebepleri mi daha baskındı? Yoksa başka nedenler
mi vardı? Kısa filmlerini “film” ile çekmek isteyen
ama buna cesaret edemeyen kısa filmcilere
önerilerin ne olabilir?
- Maddi imkansızlıklara rağmen video yerine pelikül
kullanmak istememin birinci sebebi film için
tasarladığım stile videonun uymamasıydı. ApartÇünkü
man geniş açılı, uzun planlardan oluşuyor ve kamera
film boyunca çoğunlukla sabit kalıyor, çevrinme
dışında hareket yapmıyor. Video ne yazık
ki bu tür çekimlerde hala kötü sonuç veriyor. Bence
video yakın planlar ve hareketli kamera mizansenlerine
daha uygun bir format. Filmi Normal 16
mm formatında değil, Super 16 mm formatında
çektik, sonra da 35 mm’ye aktardık. Super 16 mm
negatiften, 16 mm gösterim kopyası direkt olarak
basılamıyor. 16 mm de zaten gösterim formatı
olarak artık neredeyse hiç kullanılmıyor. Bunlara
rağmen ille de 16 mm gösterim kopyası isterim
dersen, Türkiye’de 16 mm kopya basan labaratuvar
olmadığı için, yurtdışına gitmen lazım.
Tüm bunların ışığı altında ben şunu farkettim:
Eğer nihai gösterim kopyası video yerine 35 mm
pelikül olacaksa, kısa film için, 35 mm çekmekle
16 mm çekmek arasında yurdışında maliyet farkı
yok, Türkiye’de ise 35 mm çekmek daha ucuz.
Çünkü 16 mm’yi 35 mm’ye aktarmak pahalı
işlem ve Türkiye’de tek bir yer yapıyor. 35 mm’nin
çözünürlüğünün daha iyi olduğunu düşünürsek,
35 mm yerine 16 mm ya da Super 16 mm kullanmak
çok akıl kârı değil. Tabii bu söylediklerim
planların çok fazla tekrarlarının çekilmediği, yani
“kullanılan film/nihai film” oranının çok yüksek
olmadığı durumlarda geçerli. Video yerine
film çekmek isteyenlerin dikkat etmesi gereken
en önemli nokta aslında bütçe. Post-prodüksiyon
maliyetini iyi hesaplamadan, ve bunu karşılayabileceğinden
emin olmadan, kısacası tünelin ucunu
görmeden, peliküle çekmek, cesaretten ziyade biraz
meceraperestlik oluyor. Kısmen benim durumumda
da bu böyle oldu ve çok zorlandım.
Sence kısa filmi belirleyen kriter sadece filmin süresi
mi? Değilse ne? Bu anlamda Apartman’ın kısa
film tanımına tam anlamıyla uyduğuna inanıyor
musun?
- Evet, ben estetik anlamda kısa film uzun film diye
bir ayrıma inanmıyorum. Bu ancak süre anlamında
bir ayrım olabilir, o da görecelidir. Yoksa
her film kendi süresini belirler. Belli klişeler etrafında
belli bir kısa film miti yaratılmaya
şılıyor; ne kadar kısaysa iyidir, kısa filmde
karakter olmaz, vurucu bir sonu olmalıdır gibi
reklam filmlerine daha çok uyan kısa film kurallarından
bahsediliyor. Kısa film sadece filmin
kısasıdır ve dahil olduğu süre aralığından türetilmiş
yapay kriterlerle değil kendi içindeki estetik
bütünlüğüyle değerlendirilmelidir. Yani kısa
film 3-15 dakika arası olur, uzun film 80-
dakika olur dersek bunun dışında kalan uzunluktaki
filmleri ne yapacağız? Onlara nasıl alan açacağız?
Bu süre kalıpların temeli tamamen tecimseldir,
film ve festival pazarları tarafından belirlenmiştir.
Tabii ki 10 dakikalık, vurucu sonlu, izlemesi
kolay, insanı gülümseten, biraz siyasi yada
felsefi soslu bir kısa film, festivaller ya da televizyon
için iyi bir ‘üründür’ ve tercih edilir.
Birisi bana
herhangi bir film için “iyiyidi ama biraz uzundu”
gibi terzi ağızıyla yorumda bulunduğunda,
içimden “hadi sen git kendi yoluna” dışında bir
şey demek gelmiyor. Apartman’ın süresi ‘kısa’ olduğu
için ticari gösterim şansı yoktur, bu anlamda
da kısa filmdir. Bence geçerli tek kriter budur
ve amatör sinemayla kısa film arasındaki ilişkinin
de altını çizer.
Apartman’ın Fransa’da Avrupa İlk Filmler Festivali’ne
(Premiers Plans) seçildiğini biliyoruz. Film
festivalde gösterildiğinde, izleyiciler nasıl tepki
verdi? Festivale dair genel izlenimlerin neler?
- Apartman, festivalin on filmlik yarışmalı bölümünde
gösterildi. On tane de uzun metraj vardı
ve her uzun metrajdan once bir kısa metraj gösterdiler.
(Mayıs Sıkıntısı iki yıl önce uzun metraj
kategorisinde büyük ödülü kazanmış). Yarışma
filmlerinin gösterildiği salon 1200 kişilikti ve
her gösterimde tıklım tıklım doluyordu. Filmi o
kadar büyük bir perdede o kadar kalabalık bir salonda
görmek beni çok heyecanlandırdı. İzleyicinin
izlerkenki tepkisi biraz kapalı kutuydu benim
için, yani sessizce izlediler. Gösterim sonrası aldığım
tepkiler ise genel olarak olumluydu. Festivalin
organizasyon kısmı çok düzgündü. Beni en
çok etkileyen şey ise hem seyircinin hem festival
organizasyonunun kısa filme de uzun filmle aynı
ciddiyetle yaklaşmalarıydı.
(Apartman, 1-7 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek
olan 16. Uluslararası İstanbul Kısa Film Günleri’nde
gösterilecek. Bilgi için;
www.kisafilm.com )
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|