| |
Ae Fond Kiss,
Yön: Ken Loach (Yarışma)
Loach, Afili Delikanlı'dan sonra yine bir Glasgow
hikâyesinde bu sefer sınıf hiyerarşisinde biraz daha
yukarıya ilerleyip, DJ'lik yapan, ikinci kuşak
Pakistanlı Casim ile bir Katolik okulunda müzik
öğretmeni olarak işe başlayan Roisin arasındaki
aşkın ortaya çıkardığı kültürel-dinsel çatışmayı
anlatıyor. Loach, tanıdık gelebilecek bu temayı
daha önce pek de benzerine rastlamadığımız şekilde
detaylandırarak ve çatışmanın tarihselliğini
karakterlerin gündelik hayatı içine yansıtarak
anlatmış. Glasgow'a gelen birinci kuşak Pakistanlılar'ın
maruz kaldığı ırkçı ayrımcılığın, kendilerini
bir arada tutacak 'geleneğin' yeniden yaratılışında
önemli bir rol oynadığının, aşkın her şeyden
üstün olmasının esasında ne kadar da kültürel bir
şey olduğunun vurgulanması, bu detaylandırma
sürecinin filmin konusuna karşı dürüstlüğüne ve
saygısına katkılarından sadece birkaçı. (E.K.)
Maria, Full of Grace,
Yön: Joshua Marston (Yarışma)
Festivalin en iyi kadın oyuncuya verdiği ödülü
Charlize Theron ile paylaşan Catalina Sandino
Moreno'nun başrolünde oynadığı, Amerikalı
Joshua Marston'ın ilk filmi, Kolombiya'da ufak
bir kasabada başlıyor. Genç bir kızın, sevgisini yeterli
bulmadığı erkek arkadaşı, annesi ve ablası,
çalıştığı gül serasındaki patronu, ve gebeliği arasında
sıkışmış olan hayallerinin anlatımıyla başlayan
film bu anlatının içinde çok debelenmeden
baş karakterine hayalleri için gerekli parayı sunacak
bir seçenek sunuyor: New York'a uyuşturucu
katırı (drug mule) olarak gitmek. Uyuşturucu kaçakçılığı
yapmak üzere ufak uyuşturucu paketlerinin
yutulmasının ardından yapılan uçak yolculuğunun
insanlıkdışı tüm aşamalarının Maria tarafından
nasıl deneyimlendiğinin aktarılması bir
yandan filmin sosyal gerçekçi havasına gerilim
eklerken, bir yandan da filmi bir yolculuk öyküsüne
çeviriyor. (E.K.)
Confidences trop intimes - Intimate Strangers,
Yön: Patrice Leconte (Yarışma)
Filmekimi ve Gezici Festival'de gösterilen ve çok
az kişiyi tatmin eden Trendeki Adam (Man on the
Train, 2002) filminden sonra Fransız sinemasının
insan davranışları ve aşk üzerine filmler çekmekte
ısrarcı yönetmenlerinden Patrice Leconte,
çok sevdiği bir tema olan 'karşılığını cinsellikten
farklı şekillerde bulan aşk' üzerine bir film daha
yapmış. Artık herkes Leconte'un bu romantik
eğilimli filmlerinden sıkılmış olsa da, Confidences
trop intimes, Berlinale'de beğeniyle karşılandı.
Açıkçası ben de belli ölçüde filmin büyüsüne
kapılanlardanım. Bir vergi danışmanının onu
psikiyatrist zanneden yalnız ve güzel bir kadının
hastalıklı evliliğinin sırlarını çözmeye çalışmasını
anlatan film, esrarengiz bir kara film gibi başlıyor
(Bernard Herrmann etkileşimli müzikler
ve Sandrine Bonnaire'nin 'femme fatale'e çalan
oyunculuğu olağanüstü), psikanaliz üzerine bir
komediye uzanıp cinsel birleşmenin yaşanmadığı
saplantılı ve tuhaf bir aşk öyküsü olarak nihayete
eriyor. (F.Y.)
Triple Agent,
Yön: Eric Rohmer (Yarışma)
Triple Agent, 30'ların Paris'inde yaşayan Rus Fiodor
ve Yunan karısı Arsinoé'nin evliliğine odaklanarak
seyirciyi Fiodor'un örtülü politik kimliği
etrafında gerilimli bir öyküyle karşı karşıya getiriyor.
Eric Rohmer, yakın çevreleriyle ilişki içinde
anlattığı ana karakterleri aracılığıyla sadakat ve
doğruluk ilişkilerini mikro bir dünya içinde itinayla
ele alıyor. Özellikle son bölümde bu mikro
dünyanın içine kapanan Triple Agent, tek mekânda
geçen ve diyaloğa dayanan yapısıyla seyirciyi
zorlayabilecek bir deneyim oluşturuyor. Bununla
birlikte, filmin en etkileyici yanının, dönem filmlerinden
alışık olduğumuz karakterlerin çok ötesine
geçebilen, belki de yalnızca roman türünde
karşılaşılabilecek kişileri sinemada karşımıza çıkarması
olduğunu söylemek mümkün. (Ö.G.)
Trilogy: The Weeping Meadow,
Yön: Theo Angelopoulos (Yarışma)
Angelopoulos'un 20. yüzyıl üçlemesinin ilkini
oluşturan Ağlayan Çayır diye çevirebileceğimiz
The Weeping Meadow, 1917 Devrimi'nin ardından
Odessa'dan göç ederek 1919'da Selanik yakınlarına
yerleşen Yunan göçmenlerle başlattığı
hikâyesini zamansal olarak İkinci Dünya Savaşı'nın
sonuna kadar getiriyor. Angelopoulos'tan
bekleyebileceğimiz gibi 30 yıllık bu zaman akışında
mekân değişse de filmin duygusu ve ışığı
hiç değişmiyor. Neredeyse çocukluktan başlayan
bir aşk hikâyesinde kadın karekterini merkeze
alarak belki de öyküsü en belirgin Angelepoulos
filmi olarak nitelendirilebilecek Ağlayan Çayır,
Angelopoulos'un kendisinin de söylediği gibi, önceki
filmlerinin hem temasal hem de biçimsel izlerini
taşıyor. Angelopoulos hep anlattığı hikâyeyi
yani insanlığın o büyük yolculuğunu anlatmaya,
o tüm tarihi kapladığını inandığı yolculuk etme
duygusunu vermeye devam ediyor. (E.K.)
La Face Cachée de la Lune - Far Side of the
Moon, Yön: Robert Lepage (Panorama)
Kanadalı yönetmen Robert Lepage'ın (İstanbullu
festival seyircileri 2003 yılında !f İstanbul'da
gösterilen bir önceki filmi Possible Worlds'ü hatırlayabilirler)
yazıp yönettiği ve daha önce sahneye
koyduğu aynı adlı tiyatro oyunundan yola
çıkarak çektiği film, HD teknolojisiyle gerçekleştirilmiş.
Lepage'ın uzay çalışmalarına saplantılı
bir biçimde ilgi duyan ana karakteri (Philippe)
ve onun idealizminden uzak, paragöz ve agresif
kardeşini bir arada canlandırdığı filmde fantastik
bir üslup benimsenmiş. Philippe'in uzaya
ilişkin hayal dünyası ve çocukluk anıları, şimdiki
hayatıyla paralel bir biçimde anlatılıyor. Lepage
her iki dünyaya ait imgeleri çağrışım yoluyla
kurgu üzerinden birleştiren bir anlatım benimsemiş.
Sonuçta ortaya mizaha ve hayalgücüne olduğu
kadar sıradan hayatın iç burkan taraflarına da
yaslanan bir film çıkmış. (Ö.G.)
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mart 2004 sayısından alınmıştır.
|
|
|
|
|