Günümüz Sinemasını Anlamak
 


          İçindekiler...

altyazı'dan

Geçen ay vizyona giren Polis, bize Türk sinemasına hakim olan bir eğilimi hatırlatması açısından oldukça ilginç bir seyir deneyimi sundu. Onur Ünlü, geçen ay Altyazı'da yayımlanan söyleşisinde Polis'in izleyiciyi şaşırtacağını ve iyi ya da kötü olup olmamasıyla değil, 'farklılığıyla' tartışma yaratacağını söylemişti. Polis'in -her ne kadar amaçladığı derecede kuvvetli olmasa da- çok ciddi bir farklılığı var: Gerçekçi olmaması.
Halihazırda nereye çeksen oraya giden bir kavram olduğu için 'gerçekçilik' denen şeyin sinemada ne gibi bir anlayışa tekabül ettiğini burada özetlememiz imkânsız. Fakat Türkiye'de hem sinemacıların hem eleştirmenlerin gerçekçiliği algılayış biçimlerinden bahsedebiliriz. Türk sinemasında gerçekçilik daha çok, dünyayı, gözle gördüğümüz, gündelik hayatta deneyimlediğimiz biçimiyle yansıtmak olarak algılanmakta. Buna bir de 'toplumsal gerçekçiliğin' mirası eklendiğinde, gerçekçilik terimi -toplumsal sorunlarla ilgilenmeyen bir sanat anlayışına karşı konumlanarak- içinde yaşadığımız dünyanın 'gerçek'lerine dair söz söyleme uğraşına da işaret edebiliyor. Tüm bu bakışların ortak paydası olan ve gerçekçiliği sorunlu kılan asıl unsur ise, filmlerin bize sunduğu anlatılara, gözle gördüğümüz ve algıladığımız "gerçek dünya"ya uyumluluğu üzerinden değer biçilmesini beraberinde getirmesi...

 

 

GÖZE ÇARPANLAR/ SKANDAL
Skandal (Notes on a Scandal, 2006) İngiliz tiyatro dünyasında kendine önemli bir yer edinmiş, ayrıca televizyon için de çalışmış tecrübeli yönetmen Richard Eyre ve yine yazdığı oyunlarla dikkat çeken ve son yılların akıllarda kalan filmlerinden Daha Yaklaş'ın (Closer, 2004) senaryosuna da imza atan Patrick Marber'ın yönetmenlik ve yazarlık maharetlerini sinemada gösterdikleri güçlü bir film.

İNCELEME/
TÜRK SİNEMASINDA MİLLİYETÇİLİĞİN YÜKSELİŞİ
Son dönemde vizyona giren Maskeli Beşler: Irak, Emret Komutanım: Şah Mat, Kurtlar Vadisi: Irak ve Son Osmanlı: Yandım Ali gibi filmler, "halk bunu istiyor" düsturunun arkasına sığınarak milliyetçi, ırkçı ve militarist ideolojiyi yeniden üretiyorlar. Filmler arasındaki farklılıkları dahil oldukları türler, anlatım özellikleri, hikâyelerinin tarihsel bağlamları gibi açılardan daha da ayrıntılandırmak mümkün. Ancak şurası kesin ki, kimi zaman kör gözüm parmağına ortaya koydukları, kimi zaman da görece örtülü biçimde yansıttıkları ideoloji açısından hepsi aynı kulvarda yer alıyor.

DİZİ FİLM KUŞAĞI/ 24
Gerçek zaman prensibine mümkün olduğunca bağlı kalarak çekilen ilk televizyon dizisi olan 24'te pek benzeri görülmemiş düzeyde adrenalin var. Ve bir de tabii, her bölümde azalan yağları, artan kasları ve kısalan saçlarıyla karizmayı artıran Jack Bauer…
Hazır, dizi beşinci sezonuyla televizyonlarımızda boy gösterirken, televizyon başında Bauer'in her adımını takip edenler için, 24'ün beş günlük tarihçesine göz atmakta, hafızaları tazelemekte fayda var...

 


   
 




Sinema rehberiniz