altyazı'dan
Geçen ay vizyona giren Polis, bize Türk sinemasına hakim olan bir eğilimi hatırlatması açısından oldukça ilginç bir seyir deneyimi sundu. Onur Ünlü, geçen ay Altyazı'da yayımlanan söyleşisinde Polis'in izleyiciyi şaşırtacağını ve iyi ya da kötü olup olmamasıyla değil, 'farklılığıyla' tartışma yaratacağını söylemişti. Polis'in -her ne kadar amaçladığı derecede kuvvetli olmasa da- çok ciddi bir farklılığı var: Gerçekçi olmaması.
Halihazırda nereye çeksen oraya giden bir kavram olduğu için 'gerçekçilik' denen şeyin sinemada ne gibi bir anlayışa tekabül ettiğini burada özetlememiz imkânsız. Fakat Türkiye'de hem sinemacıların hem eleştirmenlerin gerçekçiliği algılayış biçimlerinden bahsedebiliriz. Türk sinemasında gerçekçilik daha çok, dünyayı, gözle gördüğümüz, gündelik hayatta deneyimlediğimiz biçimiyle yansıtmak olarak algılanmakta. Buna bir de 'toplumsal gerçekçiliğin' mirası eklendiğinde, gerçekçilik terimi -toplumsal sorunlarla ilgilenmeyen bir sanat anlayışına karşı konumlanarak- içinde yaşadığımız dünyanın 'gerçek'lerine dair söz söyleme uğraşına da işaret edebiliyor.
Tüm bu bakışların ortak paydası olan ve gerçekçiliği sorunlu kılan asıl unsur ise, filmlerin bize sunduğu anlatılara, gözle gördüğümüz ve algıladığımız "gerçek dünya"ya uyumluluğu üzerinden değer biçilmesini beraberinde getirmesi...
|